Londra eski Belediye Başkanı Livingstone: İngiltere ve ABD petrol için dünyayı felakete sürükledi

İstanbul'da gerçekleşmekte olan 2. Avrupa İslamofobi Zirvesi'ne katılan Londra Eski Belediye Başkanı Ken Livingstone "İngiltere ve ABD petrolün peşinden giderek dünyayı felakete sürükledi. Zaten İslamofobi'yi tırmandıran da 11 Eylül süreciydi" dedi.

ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması kararı başta olmak üzere güncel gelişmeler ışığında İslamofobik eylem ve söylemlere karşı mücadelenin tartışılacağı 2. Avrupa İslamofobi Zirvesi, İstanbul'da başladı. Zirvenin açılış konuşmasını, etkinliği düzenleyen Ümraniye Belediyesi Başkanı Hasan Can yaptı. Can "İslamofobi kendini daha büyük sorunlara yol açabilecek şekilde hissettirmeye başladı. Teknik olarak İslam korkusu olarak tanımlanan bu kavramın en doğru tanımı İslam karşıtlığıdır. Müslüman karşıtı ırkçılık, dünya barışını tehdit eder vaziyette" dedi.

"İLK ZİRVE SARAYBOSNA'DAYDI, İKİNCİSİ İSTANBUL'DA"

Can "İslamofobi Zirvesi'nin ilki Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da gerçekleşmişti. Ümraniye Belediyesi tarafından Saraybosna'da gerçekleşen zirvemizde de dünyaya İslamofobi ile ilgili önemli mesajlar vermiştik. Saraybosna'nın İslam karşıtı ve ırkçı saldırıların en önemli noktalarından biri olması sebebiyle zirvenin yeri önemliydi. Orada uzun yıllar boyunca huzur içinde yaşayan insanlar bir takım tahrikler sebebiyle kendilerini bir kan gölü içerisinde buldu" ifadelerini kullandı.

İslamofobinin yalnızca Doğu'da değil Batı'da da rahatsızlık yarattığına işaret eden Can "Gerçekleştirilen bu ikinci zirvede de başta Avrupa olmak üzere dünyanın her tarafından önemli temsilciler bir araya geldi. Şu an aramızda İsveç Eski Başbakanı Fredrik Reinfeldt ve Londra Eski Belediye Başkanı Ken Livingstone gibi dünyanın her yerinden pek çok temsilci bulunuyor " diye konuştu.

İSVEÇ ESKİ BAŞBAKANI: SOSYAL MEDYA İSLAMOFOBİYİ ARTIRDI

İsveç Eski Başbakanı Fredrik Reinfeldt "İsveç'te 10 milyon nüfus var ve bu nüfusun beşte biri İsveç dışındaki topraklarda doğmuş kişilerden oluşuyor. Ayrıca İsveç'te 50 bin kişi de Türkiye'de doğanlar. Bu kişilerin bazıları Türkiye'ye geri döndü, bazıları ise orada yaşamaya devam ettiler; kendilerini hem İsveç hem Türkiye vatandaşı olarak görüyorlar" dedi.

İsveç'in pek çok İslam ülkesinden göç aldığına işaret eden Reinfeldt "İsveç'te işler uzun süre çok güzel gitti. Ancak işin kötü yanı, İsveç'te bir zamandan sonra İslamofobi gelişti ve bu görüşleri yansıtan aşırı sağcı bir parti kuruldu. Sosyal medyanın yaygınlaşması da İslamofobiyi artırdı. Sosyal medya artık doğrudan haber aldığımız değil, ideolojik düşüncelere maruz kaldığımız bir alan oldu" dedi.

"GÖÇMENLERDEN YÜK DİYE BAHSEDİLMESİ BAŞLI BAŞINA BİR HATA"

Sağcı partilerin söylemlerinin, gerçeği yansıtmayan bir algı ve Müslümanlara karşı düşmanlığı tetiklediğine işaret eden Reinfeldt "İsveç tarihinde hiçbir zaman vatandaşına bu kadar çok refah sunmadı. Ama buna rağmen sosyal medyada bunu tersi bir tablo çiziliyor. Aşırı sağcılara göre ülke çöküyor ve bunun sebebi Müslümanlar, yani kendilerinden olmayanlar. Bu nefretle baş etmek için göçe ve dine karşıtlık birlikte ele alınmalı. Aşırı solcular dine görüşlere, aşırı sağcılar da göçe karşı. Bu yüzden birlikte çalışmış oluyorlar. İsveç'le ilgili SETA raporunu okudum. Çok doğru şekilde Müslümanlara yönelik istismarları raporlamışlar. Siyasi yaşam Avrupa'da aşırı sağa kayıyor. İslam karşıtlığının takipçileri de bunları destekliyor. Göçmenler çoğu zaman yük olarak görülüyor. Ne zaman göçmen konusu açılsa avrupa ülkeleri yük paylaşımından bahsetmeye başlıyor. Avrupa'da nüfus yaşlanıyor. Azalan bir nüfus var ve göç almamız gerekiyor. O yüzde yükten değil yardımdan bahsetmeliyiz" diye konuştu.

"ŞİMDİ İSLAMOFOBİYLE BAŞ ETMEK ESKİYE GÖRE DAHA ZOR"

Kendisinin başbakanlığı döneminde de İslamofobik saldırıların gerçekleştiğini ancak krizi iletişimi artırarak bulma yoluna gittiğini açıklayan Reinfeldt "Danimarka'da Hz Muhammed karşıtı karikatürler yayınlandı. Benzer olay İsveç'te de yaşandı. Bu yüzden İsveç'te de aynı Danimarka'daki gibi yerel ürünlerin boykot edilmesi gündeme geldi. O dönem Başbakandım. Bana ‘Hz Muhammed'i hedef alan karikatür yayınlayan o gazeteyi kapa' dediler ama ben yapamazdım çünkü bu anayasa ihlali olurdu. Onun yerine Stockholm'de bir camiye gidip nasıl bir İsveç'te yaşamak istediklerini sordum. Boykot etmek veya aramızdaki duvarı daha da yükseltmek yerine İsveç'in özünü oluşturan bir mesaj vermek dedim. O yüzden boykot konusu bir son buldu. Şu an çok daha düşmanca bir ortam var ve böyle bir olayı yönetmek eskiye göre çok daha zor" diye konuştu.

ÇARE HOŞGÖRÜ, GÜVEN, TİCARET VE TURİZM

ABD Başkanı Donald Trump'ın söylemlerinin de İslamofobiyi artırır nitelikte olduğuna işaret eden Reinfeldt "Donald Trump'ın gelmesiyle ‘biz ve onlar' mantığı giderek arttı. Duvarların inşa edilmesinden bile bahsediyor. Avrupa'ya da bu tutum yansıdı. Avrupa'da 20-30 milyon Müslüman var. Avrupa Birliği'nde 500 milyon yaşıyor. Yani Müslümanlar, çoğunluğu filan oluşturmayacak. Aşırı sağcıların bu tezi doğruyu yansıtmıyor" dedi.

Hoşgörü, güven, ticaret ve turizmin ilişkiler için önemli olduğuna değinen Reinfeldt "Kurallar dahilinde yapılan ticaret, hoşgörü, güven ve turizm insanları birleştirir. Bu dört kavramı kullanırsak nefret ortamını aralamak için gerekli ortamı sağlamış oluruz. Göçmenler yönelik nefret için de bunlar anahtar olacaktır. Benim görmek istediğim İsveç, nefreti sınırlarına almayan bir İsveç " diye ekledi.

ESKİ LONDRA BELEDİYE BAŞKANI: İSLAMOFOBİ 11 EYLÜL SONRASI TIRMANIŞA GEÇTİ

Eski Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone ise bugün Müslümanlara yönelik olarak nefret ve ayrımcılığın farklı dönemlerde farklı grupları hedef aldığını aktardı:

"Çocukluğumun geçtiği kasabada ‘siyahi bir insana dokunma çünkü o kirli' deniyordu. Ancak bundan 100 yıl önceye gittiğimizde; tehdit olarak görülen grup Yahudilerdi. Hatta Daily Mail gazetesi göçmenlere karşı kampanyaları bizzat yürütüyordu. 1903 yılında ‘Yahudiler, İngiltere'ye suç ve hastalık getiriyor' dediler. 10 yıl sonra bu İrlandalılar oldu. Babam gemilerde çalışmış her ırka ve dine hoşgörülü bir adamdı. Amcam ise bir faşist ve bana hep ikinci bir baba gibiydi. Ancak zaman içinde faşist partiye üye amcamla ayrıştık. Hatta ben siyasete atılıp bu tutuma karşı savaşmaya başladığımda, beni bir daha görmek istemedi" dedi.

İslamofobinin 11 Eylül ile birlikte tırmanışa geçtiğini hatırlayan Livingstone "Islamofobi, 11 Eylül'den sonra ciddi bir boyuta vardı. Medya, ‘İslami terörist' kavramına kafayı taktı. Bin Ladin üzerinden ‘Müslüman teröristlerle' ilgili basına yansıyanlar son derece ağırdı. Örneğin Müslüman teröristlerin nasıl avlandığına dair programlar yapılıyordu" dedi.

Günümüzde pek çok siyasetçinin ve siyasi liderin göçü olumsuz bir şey gibi göstermesinin yanlış olduğunu savunan Livingstone "Göç, ekonomi için iyidir. Trump'ın sınırları kapatma tehdidinin bir karşılığı yok. Göçmenler, geldikleri ülkelerdeki evleri insanların ellerinden alıyormuş gibi bir algı yaratılıyor Halbuki bu yanlış, onlar ekonomiye katkı sağlıyor" diye konuştu.

"İNGİLTERE VE ABD PETROL UĞRUNA DÜNYAYI FELAKETE SÜRÜKLEDİ"

ABD ve İngiltere'nin petrol ve kazanç uğruna insanlığı felakete sürüklediğine işaret eden Livingstone "Ingiltere ve Amerika hep petrolün peşinden giden taraf oldular ve böylece insanlığı felakete sürüklediler. Bu Süveyş Kanalı'nı ele geçirmek için Mısır'ı işgallerinde de böyle oldu, Libya'da Kaddafi'yi düşürdüklerinde de, Suriye'deki süreçte de. Onların o topraklara sözde demokrasi götürme peşindeydi. Halbuki arka planda başka bir oyun vardı" dedi.

İslamofobi'nin bizzat dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter tarafından körüklendiğine işaret eden Livingstone "Tüm bunların ötesinde İslamofobi üzerine yağ döken Jimmy Carter'dı. Regan'a karşı kaybedeceğini anlayınca oval ofiste CIA ile birlikte Afganistan'ı işgal etmeye karar verdiler" diye ekledi.

(Sputnik)