Allah'ın iltifat ettiği 30 gün

İslam alemi, merhamet ve mağfiret ayı ramazana kavuştu. Manevi duyguları zirveye çıkaran oruç, insana kazandırdığı melekelerle sosyal bir tedavi de sağlıyor.

Oruç, akıl sahibi ergenlik çağına gelmiş her Müslümana farzdır. Fıkhî olarak orucun geçerliliği ve dış yapısı için bu tanımda yer alan şartların yerine gelmesi gerekmektedir. Ancak oruç tutmak, yeme ve içme ve cinsel arzuları kısıtlamaktan ibaret değildir. Kur’an-ı Kerim'de orucun takvaya erme aracı olarak anılması, orucun esas amacını ortaya koymaktadır.

AHLAKİ YÖNÜ GELİŞTİRİR 

Bu amaç, kişinin en başta kendi şahsına karşı olmak üzere, yakın ve uzak çevresine, sosyal ve doğal çevreye ve Yüce Allah’a karşı sorumluluğunun bilincine ermesidir. Oruç, bu bilincin kazanılmasında bir vasıta olmak üzere emredilmiştir. Tutulan orucun kişiyi söz konusu hedefe ulaştıracağı göz önüne alındığı takdirde, oruç ibadetinin önemi daha iyi anlaşılır. Özellikle farz olan diğer ibadetlerde olduğu gibi oruç da Allah’ın emri olduğu için yerine getirilir. Bununla birlikte orucun sosyal, ahlâki ve sağlık yönünden de birçok yararı vardır. Oruç tutan kimse sabretme, sıkıntılara göğüs germe, açlığa susuzluğa dayanma ve nefse hâkim olma melekesi kazanır. Yoksulluğun ne demek olduğunu kavrar; bunun sonucu olarak şefkat, merhamet, başkalarına yardım etme ve insanlara faydalı olma gibi yüce duygulara sahip olur. Elindeki nimetin kıymetini bilir, israftan sakınır.  Oruç,  insana kazandırdığı disiplin, teslimiyet  duygusu ve irade kontrolüyle manevi bir tedavi yöntemidir.