Uzun yaşamanın sırrı

Kromozomları koruyup, sağlıklı beslenerek ve zihni rahat tutarak uzun, sağlıklı bir ömür geçirmek mümkün. 

Prof.Dr. Nurettin Lüleci

Uzun ömürlü olmak genlerimizle ilişkili bir durumdur. Son 3-4 bin yıllık bir süreçte insan ömründe çok ciddi azalmalar olmuştur. Bazı kadim kitaplarda Nuh tufanından önce insan ömrünün  900 yıl civarında olduğu bildirilmektedir. Çağımızla kıyasladığımızda pek inanılır gibi gelmemektedir. Ama gerçektir. 

969 YIL YAŞAYAN VAR

Şimdiye kadar bilinen en uzun yaşayan kişinin Methuselah adlı birinin olduğu ve 969 yıl yaşadığı bilgisi mevcuttur. Nuh tufanından sonra insan yaşamının 120 yıllara kadar gerilediği tahmin edilmektedir. M.Ö 1050-930 yılları arasında hüküm süren İsrail krallığı kayıtlarına göre o dönemlerde insan ömrü 80 yıla gerilemiştir. Son 1 yüzyıl öncesinde yaşam beklentisi 43 yıl idi. Şimdilerde tekrar yaşam beklentisi ortalama 80 yıl civarında olduğu bilinmektedir. 

SONUÇLAR UMUT VERİCİ

Bu tarihi kronolojik bilgiler göz önünde bulundurulduğunda çağımızdaki insan ömrünün ne kadar kısa olduğu ve potansiyel yaşam beklentimizin çok uzağında olduğumuz anlaşılmaktadır. Yanlış olan nedir? Neler yapılabilir? İnsan ömrünün sağlıklı bir şekilde nasıl uzatılabileceği konusunda birçok bilim adamı, araştırmacı bu konu üzerine yoğunlaşmış bulunmaktadır ve zaman zaman umut verici sonuçları yayınlamaktadırlar. 

DNA ÜZERİNDE ETKİ

Şimdiye kadar fareler üzerinde yapılan deneylerde “Rapamisin” adlı bir ilacın gençleştirme ve enerji verme konusunda başarılı olduğunu ancak insanlar üzerinde kullanılması için  onay beklediği bilinmektedir. Yapılan başka bir araştırmada yaşlı insanlara gençlerden alınan kan (plazma) verildiğinde yaşlanma belirtilerinin geri döndürüldüğüne dair kanıtlar bildirilmektedir. Son zamanlarda bazı araştırmalar DNA’mızı nasıl manüpüle edeceğimiz konusu üzerinde  yoğunlaşmıştır. 

TELOMERLER KISALIYOR

DNA zincirimizde bulunan telomerler kromozonlarımızı korumaktadır. Yaşamımızda yıllar ilerledikçe bu telomerler kısalmakta ve kopmaktadır. Bir noktadan sonra hücre bölünmemiz durmakta ve ölüm meydana gelmektedir. Bütün çalışmalar sağlıklı bir ömür uzaması için bu telomerlerin uzatılmasına odaklanmıştır. Başarılı olunursa ömrümüz sağlıklı bir şekilde uzayacak belkide 150 yıl yaşamak mümkün olacaktır. 

70 yaşında ama 20'lik delikanlı gibi 

Nobel Ödülü sahibi ve arkadaşları bir kaç 10 yıllık çalışması sonucunda Montmorillonit (bentonit, tıbbi kil) gibi killerin yaşamın kökeninde önemli olacağını ispatladılar. DNA’mızı – kromozomlarımızı tehdit eden en önemli faktörlerin serbest radikaller olduğu bugün bilinmektedir. Dr. Jack W. Szostak tıbbi kil (bentonit ) kullanıldığında serbest radikallerin vücuttan uzaklaştırılması ve DNA’mızın korunması üzerine yoğunlaşmıştır. 

HUNZA KABİLESİNİN SIRRI NEYDİ?

Sonuçta yaşamımızın uzatılabilmesi konusunda bentonit,  güçlü detoks yapıcı özellikleri ile çok önemli bir doğal maddedir. Sadece bu medikal çamuru kullanarak hayatımıza sağlıklı bir 20-30 yıl katmak mümkün gibi gözüküyor. Bir örnek verelim: Pakistan Hindistan sınırında yaşayan Hun Türkleri'nden gelen bir kabile, Hunza kabilesi üyeleri ortalama 120 yıl yaşamaktadırlar. Hunza kabilesini araştıran bilim insanları ilginç bazı sonuçlara varmışlardır. 70 yaşındaki kabile üyelerinin Amerikalı 20 yaşındaki bir genç ile aynı  güç ve sağlığa sahip olduklarını gözlemlemişlerdir. Nedenini araştırdıklarında bu insanların her gün 60 -100 gr arasında sulandırılmış kil yediklerini hatta yiyeceklerini bile bu kile bandırıp yediklerini görmüşlerdir. 

Bentonit nedir?

Binlerce yıldır doğal olarak oluşan bu kil montmorillonit olarak da anılır; bu kilin içersinde magnezyum, demir, potasyum, silis, sodyum ve kalsiyum içerebilir. Bentonit kili suyla karıştırıldıktan sonra negatif elektrik yüklü bir ortam oluşturur ve bu oluşan  elektrik yükü, toksinleri vucuttan çıkarır, kendine çeker ve bağlar, içerdiği mineraller de deriden emilir. Vucudu temizleyen doğal bir iyileştiridir. 

Türkiye'de Bentonit kili var mı?

Türkiyede montmorillonit içeriği yüzde 95'lere varan, dünyanın en zengin bentonit kaynaklarına sahiptir. Özellikle karadenizdeki Ünye bu açıdan büyük öneme sahiptir. Yapılan bir çok karşılaştırmada  ülkemizdeki  killer yurtdışındakile oranla daha fazla mineral içeriğine sahiptir. 

Fatih Sultan Mehmet ve Limni adası 

Şimdi konumuzla ne alakası var diyeceksiniz. Limni adasında bir tepeden Hz. İsa'nın dirildiği gün  olarak hristiyanlarca kutsal sayılan ve her 6 ağustos  günü dini törenle “mühürlü toprak” osmanlıca “tin-i mahtum” denilen bir toprak çıkarılıyormuş. Çıkarılan bu toprak yıkanıp bez torbalarda süzülmesi için ağaçlara asılıyormuş. O zamanlar elde edilen  bu maddenin yılan sokmaları ve diğer zehirlenmelere faydası olduğu bilgisi  Fatih Sultan Mehmed’in ilgisini çekiyor, o zamanlar veba salgını söz konusu Fatih bu adayı topraklarına katıyor. Satılması yasaklanıp ve kaçak olarak çıkarmağa çalışanların kellesi vuruluyor. İşte bu mühürlü toprak bugün bildiğimiz bentonit kilidir. 

BARDAK ÇATLATIYOR

Fatih Sultan Mehmet, kendisine sunulan her nevi içeceği önce bu topraktan yaptırdığı kadehlere koyduruyor. Eğer zehir varsa kadeh, bardak çatlıyor yoksa birşey olmuyor ve güvenle o içecek içiliyor. Bardağın çatlama nedeni bentonit kilinin zehiri emmesinden kaynaklanıyor.  

TARİHÇESİ

Tarihin ilk çağlarından beri insanlar bu maddeyi bilmeden kil olarak kullanmaktaydı. Hasta olan papağanlardan arslanlara kadar bir çok hayvanın birbirine düşman bile olsa kil yoğun bölgelerde toplanıp birbirine dokunmadan bu kilden yemeleri, yaralarının ve rahatsızlıklarının düzeldiği gözlenmiş ve buradan hareketle araştırmalara başlanmıştır. Yine eski çağlardan beri zehirlenenlere killi toprak yedirildiği bilinmektedir. 

KOZMETİK ÜRÜN

Bentonit ağrılı durumlardan, immün bozukluklardan, genetik hastalıklara varan geniş bir yelpazede kullanılmaya başlanmıştır. Son yıllarda ilaç ve kozmetik sektörünün de gözdesi haline gelmiştir. Diş macunundan, yüz maskesine, içilecek formundan banyo suyuna katılan şekline kadar batıda çok revaç gören bir madde haline gelmiştir bu tıbbi kil. 

Kromozomları koruyalım

2009 Yılında  Fizyoloji veya tıp alanındaki Nobel Ödülü  biyolojideki çok önemli bir problemi çözen üç bilim insanına verildi. Dr. Elizabeth H.Blackburn, Dr. Carol W. Greider ve Dr. Jack W. Szostak, kromozomların telomerler ve telomeraz enzimleri tarafından nasıl kouruduğunu keşfetti. Sonuç olarak telomerler hücrenin yaşlanmasını önlemekte. Hücre , organ ve ömrümüz daha uzun ve sağlıklı olmaktadır. Peki telomerlerimize zarar veren nedir? Bu zararları nasıl def ederiz? araştırma sonuçları bu konuda bizleri heyecanlandırmaktadır.