10/10/ 680’den 10/10/1470’e ve 10/10/2017’ye… 

Bugün öyle bir gün ki, yaşadıklarımız, yaşayacaklarımız ve dün itibariyle yaşananlara baktığımızda acaba nereden başlamalı da yaşadıklarımızın bir sağlamasını yapmalı diye düşünmeden edemiyorsunuz! 

Hani pergelin sivri ucunu nereye koysak ve diğer ucunu yaşadıklarımızın üzerinde gezdirsek, ‘’Nerede hata yaptık veya yapmadık?’’ sorusunu sorarak bir sağlama yapsak! 

Dünkü yaşananları tarihte yaşananlardan ve yaşayanlardan ziyade yazanlardan öğrenmişseniz işiniz daha da zorlaşmakta, çünkü yazanın durduğu ve baktığı yer ile sizin durup baktığınız yer arasındaki açı uyuşmazlığı, işinizi zorlaştırmakta ya da sağlıklı bir sağlama yapma imkanını elinizden almakta! 

Buyurun en eski tarihten başlayalım, 10/10/ 680, yani bugünün tam 1337 yıl öncesinden, bu tarih doğru mu, söz konusu olay tam da bugünde mi yaşandı bilmiyorum, ama ya birkaç gün öncesi ya da birkaç gün sonrası yaşanmıştır muhtemelen! Günümüz teknolojisi artık birkaç günlük sapmayla da olsa geçmişe dönük tespitler yapabilmekte! 

Hangi olay mı? 

1337 yıl önce Kerbela’da Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın (SAV) torunu Hz. Hüseyin’in, “Gitme’’ diyenlere, ‘’Ben gitmezsem, ben zulme karşı direnmezsem, zulüm ebediyen hâkim olacak, gidişim ondandır’’ demesi ve şehit edilmesi! Bu olay öylesine dağlamış ve yaralamıştır ki yüreğimizi, aradan nice yıllar geçse de tüm zamanlarda en ufak bir hatırlatıcı sebepte, ilk günkü şekliyle yüreklerimizi kanatmaktadır! 

Öylesine bir acıdır ki bu yaşanan olay, aradan asırlar geçse de kanamaya devam edip, zaman zaman acıya dayanılamayıp kardeş kavgası şeklinde devam edegelmiştir! Bu kavgadan nemalananlar çoğalmış, bir helalleşmeyle neticelenmesi gereken yaşanmışlık bir hesaplaşma sürecine gelmiş, defalarca kavga edilip canlar gitmiş olsa da hesaplaşma bir neticeye bağlanamamıştır! 

10/10/1470’de, bundan tam 547 yıl öncesinde de bu hesaplaşmayı bir sonuca bağlamak için yola çıkanlardan en meşhuru aramızdan ayrılmış, ebediyete göçmüştür, Yavuz Sultan Selim Han! 

Tarihin tecellisine bakınız ki, 10/10/680’de can veren Hazreti Hüseyin ile aynı günde 10/10/1470’de ruhunu teslim eden de Hazreti Yavuz Sultan Selim Han! Yaşanan acının, akan kanın üzerinden nemalanmak isteyenlere, yine bir Kerbela, yine Hüseyinlerin, Mustafaların ölmesini isteyenlere karşı yola çıkan Hazreti Yavuz Mekke’de, ‘’Mekke’nin hâkimi değil hadimiyim! (hizmetçisi)’’ diyerek, neticelendirse de seferini, yara kapanmamış, her fırsatta da nemalananların sermayesi olmuş yaşananlar! Öyle ki, medarı iftiharımız bir köprüye, Yavuz Sultan Selim adının verilmesi bile çıldırtmıştır nemalananları! 

Bugün 10/10/2017! 

1470 yıl önce Hazreti Hüseyin’in öldüğü topraklarda Hüseyinler, Mustafalar hala ölmekte! 

Dün Yavuz’un, ‘’Ben Mekke’nin hadimiyim!’’ dediği diyarda, 100 katlı ‘’ZEMZEM TOWERS’’ da, ‘’Ben Mekke’nin hakimiyim’’ dercesine kalınmakta! Bugün Yavuz’un torunları, kanayan yaradan akan kanı durdurmak için aynı topraklarda, umut verici yönü, bu sefer Şah İsmail’in torunlarıyla beraberler, acı yönü ise nemalanmayı bekleyen Rusya ile...!  Akan kan durdurulacak inşallah, elbet durdurulacak! Ancak unutulmamalı ki, Hazreti Hüseyin’in, ‘’Ben gitmezsem, ben zulme karşı direnmezsem, zulüm ebediyen hâkim olacak, gidişim ondandır.’’, Hazreti Yavuz’un ‘’Mekke’nin hâkimi değil hadimiyim!’’ sözlerine aidiyet ve mensubiyet duyan nesiller yetiştirilmedikçe bu acı dinmeyecek, bu kan durmayacaktır! 

Bu da ancak edebiyat ve sanatla gerçekleşebilir! 

Hadi artık, Sayın Mustafa Kutlu’nun senaryosunu yazdığı, Mecid Mecidi ’nin yönetmen koltuğunda oturduğu, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın finanse ettiği, o etmese de Türkiye-İran ortak yapımı ama tüm İslam ülkelerinden sanatçıların rol aldığı ve tüm İslam ülkelerinde gösterime girecek sinema filmi, aynı anda yayınlanacak olan dizi film yapalım! 

Devlet tiyatroları, İstanbul Şehir Tiyatroları, Türkçe, Kürtçe, Arapça tiyatro sahneye koysun, İslam ülkelerine turneye çıksın! 

Bunların yapılması için, kadro var, sermaye var! 

Sadece idrak ve iradeye ihtiyaç var!

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları