YAZARLAR

Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez 

Olaylar Makedonya’nın bir kasabasında geçer. Slav halkı bağımsızlığını kazanma arzusundadır. Bir kargaşa ortamı mevcuttur. Bu ortam da komitacıların üremesine müsait bir ortam teşkil etmektedir. Komitacılarda kendi egemenliklerini kurup halkı hem maddi hem de manevi yönden sömürmeye ve ezmeye başlarlar. Komitacılar halkı kendi davalarına hizmet etmeye çağırırlar. Kendilerine yardım etmeyeni öldürürler. 

Kahramanımız Boris de bu bunalımlı ülke şartları içinde sosyalist olan bir gençtir. Çalışıp kardeşçe yaşama arzusundadır. Fakat ülke şartları buna imkân vermemekte hatta kendi ve ailesinin hayatını bile tehdit etmektedir. Boris, ailesini de alıp Amerika’ya kaçma arzusundadır. Bunun için bütün mallarını satarlar. Fakat kaçamadan önceki gece komitacılar evlerini basarlar bütün paralarını alırlar. Boris’in kafasını keserler. Bir bomba niyetine karısı Magda’ya verirler. 

Buyurun bir başka hikâye, Selânik'teki İtalyan Mason Locası'na mensup bir Türk'ün Batılılar'la ilgili olan yargılarıyla başlıyor. Aslında Kenan Bey, Selânik'e ilk gittiği günlerde Türklüğü ve Türk adetlerini pek de benimsemediği için bir Batılı gibi yaşamaya çalışır. Bir gün Türkleri hiç de kabullenemeyen İtalyan bir bayanla evlenir. Bu evlilikten Primo adlı çocukları dünyaya gelir. Ailede gelişen Türk antipatisi ve küçük Primo'nun geleceği ile ilgili kaygılar, Kenan Bey'in Türklüğünün uyanışına sebep olur. 

Yukarıda arz ettiğim hikayeleri okuduğunuzda bir şey dikkatinizi çekti mi acaba? Her iki hikâye de sanki bugünlerde yazılmış gibi değil mi? Birkaç kelimeyi değiştirseniz yaşananlar sanki bugünlerde yaşanmış gibi değil mi? 

Oysa bu hikâyenin yazıldığı tarih bundan tam 108 yıl öncesi! Yazan kişi de 98 yıl önce bugün 6 Mart 1920’de aramızdan ayrılan merhum Ömer Seyfettin! Birinci Dünya Savaşı'na katılmış ve bizzat yaşadıklarını hikayelerine konu etmiş! Birinci hikâye merhum Ömer Seyfettin’in “Bomba” adlı hikâyesinden ikincisi ise “Primo Türk Çocuğu” hikâyesinden! 

Birinci hikâyede Birinci Dünya Savaşı'nda, Balkan Savaşı'nda Balkanlar'da yaşananları yazmış Ömer Seyfettin! İkincisinde ise, Batı özentiliği ve bunun karşısında adı Primo olan çocuğun yarım yamalak, bozuk da olsa Türkçe konuşmasını ve dilin aidiyet mensubiyet şuurundaki önemini ortaya koymuştur! 

İşin enteresan tarafı şu ki, bundan tam 108 yıl önce yazılan bir hikâye bugün yaşananlarla örtüşebiliyorsa, bugün yaşananlar da dünün devamı olduğunun ispatıdır! Onun için bugün yaşadıklarımız da Birinci Dünya Savaşı'nın devamıdır! 108 yıl önceki gibi tüm planlar Türk Milleti ve Türk Devleti üzerine yapılmakta, silahlar Türk Milletine çevrilmekte! Hedef belli Türk Milleti ve Türk Devleti! 

Merhum Ömer Seyfettin’in savaş günlüklerini okuduğunuzda insanın içini acıtan bir başka şey görürsünüz açlık ve yokluk!  Askerin yiyecek ekmeği yok, Balkanlar'dan göçen insanlar açlıktan ağaçların yapraklarını yerler! 

Hamd olsun ki, yine dünün devamı olan bir savaşta dünden çok ama çok daha iyiyiz! Açlık bir tarafa,  aç insanlara ulaşmaya çalışan, doyuran tek devlet de Türkiye Cumhuriyeti Devleti! 

Yine, bundan tam 63 yıl önce 6 Mart 1955 tarihinde aramızdan ayrılan ve bugün kabri Ankara Cebeci Asri Mezarlığı'nda olan Azerbaycan Cumhurbaşkanı merhum Mehmet Emin Resulzade aynı duygularla ne demiş, “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!”. 

Bu yıldönümünde de merhum Ömer Seyfettin ve Mehmet Emin Resulzade’yi bir kez daha rahmetle yadediyoruz!