YAZARLAR

Bu kokunun adını siz koyun! 

Zamanı koklayabiliyor koklayabiliyor musunuz? 

Peki, burnunuza nasıl bir koku geliyor?  

Ne bileyim genziniz yanıyor mu, aldığınız koku midenizi bulandırıyor mu ya da burnunuza gelen kokuyu hissetmemek için burnunuzu mu kapatıyorsunuz? 

Sizi bilmem, ama ben burnuma gelen kokunun tarifini yapmakta zorlanıyorum! 

Nasıl desem, 17 Ağustos 1999’da sabaha karşı saat 03.02 sularında burnuma gelen kokuya benziyor desem, o da değil. 

O gün, pek çok insan tatilden bendeniz de daha bir kaç aylık olan kızımla sılayı rahimden dönmüştüm! Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra tam yatmak üzereydim ki bir sarsıntıyla beraber etrafı tuhaf bir koku kaplamıştı! O zaman da anlayamamıştım, “Bu koku ne kokusu” diye merak etmiştim. Gün ağardığında ise aldığım kokunun ölüm kokusu olduğunu anlamıştım! İdarecilerimizin sorumsuzluğunun, parayı mabut belleyen müteahhitlerimize aklımızı kiraya vermemizin bedelini, kirasını ödediğimiz evlerin içinde ödemiştik millet olarak!  

Hemen İzmit, Adapazarı, Düzce, Gölcük sokaklarına atmıştık kendimizi, sokaklar birbirine girmiş, yönümüzü iniltiler belirliyordu! Herkes bir köşeye yığılıp kalmış vaziyetteydi, özellikle de biz erkekler! Ortada dolaşan ise sadece kadınlardı, etrafta duyulan tek ses kadın sesiydi! Duyduğum kelimeler “yavrum, kızım, oğlum, annem” kelimeleri kulağıma çalınıyordu! Hemen hemen hepsinin gözleri yaşlıydı kadınların, lakin asla meyus değillerdi! 

Tanıdınız mı bu kadınları? 

Onlar, yaklaşık 40 yıldır al bayrağa sarılı tabutların ardında gülüne yanan bülbül misali feryat edip ince bir gül fidanı gibi toprağına tutunmaya çalışan kadınlar! 

Onlar Anadolu’mun anaç kadınları! Şimdilerde Afrin’e giden Kınalı Kuzuların anaları neyse, siyah beyaz eski film arşivlerinde gördüğümüz, Anadolu’mun anaç kadınları, Milli Mücadele günlerindeki anaları da aynı! Spiker soruyor, “Ne yapıyorsunuz?” cevap, “sarma sarıyoz, mantı, börek açıyoz” spiker, “ Ne için, kimin için…” Anadolu’mun anaç kadınından cevap,“ Yavrularımıza”! Emin olun, o, “yavrularımıza“ diyen Anadolu’mun anaç kadınının evladı belki Afrin’de değil, ama Afrin’deki tüm yavrular onun yavrusu! 

Biliyor musunuz ki, Anadolu’mun anaç kadınlarının yavruları bugün zalim Esed’in zulmü altında Suriye cezaevlerinde, zindanlarda inim inim inleyen, Mezopotamya’nın anaç kadınlarını kurtarmak için Afrin’deler! 

Sizlere sesleniyorum, ey ışıklı reyonların süslediği AVM sahipleri ve o ışıklı reyonların süslediği AVM’lerden kadınına hediye alacaklar, alışverişinizi yapmadan önce beni bir lahza dinler misiniz? Bugün şu anda Suriye’de, evet, sadece Suriye’de, Doğu Türkistan, Miyanmar demiyorum sadece Suriye’de, cezaevlerinde kayıtlı 13 bin dokuz yüz, gerçekte ise tam 50 bin kadın mahkum var! 

Sadece bir tanesine kulak verin bakın ne diyor, “Herkesin gözü önünde tecavüze maruz kaldım, 55 yaşında bir kadına bile tecavüz ettiler”! 

Dünyanın en ağır depreminin bile yapamayacağı yıkıntılar arasında, bir türlü yıkılmayan Suriye’deki cezaevlerinden bir koku geliyor, siz bu kokuyu almıyor musunuz? 

Bakın, o koku ne kokusu, “Beni kalacağım yere götürürlerken indiğim merdivenlerde, sadece ölüm ve ceset kokusu alıyordum, odalar hep ölüm kokuyordu”! 

İnilti, hem de 50 bin kadın iniltisi geliyor duymuyor musunuz? Bakın, o inleyen 50 bin kadın inim inim inleyerek ne diyor, “Buraya onurunuzla gelirsiniz, ancak onurunuzla çıkamazsınız”! 

Evet, onlar evlatlarını, eşlerini vatan, hürriyet ve namusları için feda eden, Mezopotamya’nın onurlu anaç kadınları! 

Buyurun, bu kokuyu bastıracak parfüm, o ışıklı reyonlarla süslenmiş AVM’lerde varsa alın ve bolca sıkın! 

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları