YAZARLAR

Devlet adamı milletin adamı olmak 

Hani çok bilinen bir hikaye vardır: Babası oğlunun, iş bilmez ve gamsız hâline bakıp; “Sen adam olmazsın,” dermiş. Çocuk okumuş, devlet kapısına yamanmış, vezir olmuş. Uşaklarını göndertip babasını konağına çağırtmış: “Bak sen bana Adam olamazsın! Adam olamazsın.’ derdin ama ben vezir oldum” demiş. 

Babası, oğlunun kıyafetlerini, belindeki kılıcı, şöyle bir süzdükten sonra; “Oğlum ben sana ‘adam olamazsın’ dedim, ‘vezir olamazsın’ demedim ki, sen adam olsaydın, babanı ayağına getirtmez, kalkar kendin gelirdin” demiş. Adam olmak daha da ötesi devlet adamı, milletin adamı olmak makama, mevkiye, cepteki paraya göre olunan şeyler değildir! Hatta adam olmak, devlet adamı, milletin adamı olmak da “oldum” demekle olunan ve olunacak şey de değildir! Bu fıtrata, geleneğe bağlı bir şeydir. İnsanın hamuru fıtrat, şekil vereni de gelenek ve aidiyetidir!                                             

Kimin ne olduğunu zaman, mekan ve o zamanda, o mekanda yaşananlar karşısında o kişinin gösterdiği duruş belirler. 

Tarihe baktığınızda, ne büyük makamlarda oturanların ne kadar sıradan; ne sıradanmış görünenlerin de olaylar karşısındaki duruşlarıyla “ne büyük adam, ne devlet adamı ne milletin adamı” dedirten adam olduklarını görürsünüz! Hemen hemen hepimiz kendi payımıza bir an gelmiş öyle bir şey yaşamışızdır ki, beklediğimiz, beklemediğimiz, umduğumuz, ummadığımız kişiden öyle bir tavır görmüşüzdür ki, işte o zaman “adamsın” ya da “adam değilmişsin” demişizdir!  Bütün bunların ötesinde devlet adamı, milletin adamı olmak başka başka hasletler ister: Basiret, feraset, adalet, akıl, muhakeme ve dirayet gibi özellikleri taşımayı gerektirir! Bu hasletleri taşımayan birini ne makama getirirseniz getirin, ister paşa, ister genel başkan yapın bırakın devlet adamı, milletin adamı olmayı, özelikle de hassas zamanlarda, iç dirliğe,, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan zamanlarda, devlet adamının ve milletin adamının başına ve dahi devletin ve milletin başına düşmandan daha büyük bela açarlar!  Çünkü basiret, feraset, adalet, akıl, muhakeme ve dirayet sahibi olamadıkları için yerli yersiz, bilinçli, bilinçsiz çıkışları ve duruşlarıyla içerideki direnci, birliği sarsıp düşmana hayalinin ötesinde avantaj sağlarlar! Yaşadığımız bu dönem kimin adam, devlet adamı, milletin adamı olduğunu bizlere apaçık gösterdi! 

Sayın Cumhurbaşkanımız, statükoyu elinin tersiyle itmiş milletinin onuru, şerefi, tarihi mesuliyetinin gereğince ortaya koyduğu tavırla milletin adamı olduğunu bir kez daha göstermiştir! 

MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli Bey ise oturduğu makamın, bir başka ifadeyle merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’ten devraldığı mirasın ve “Devlet” isminin gereğince milletin adamının yanında olmuştur! Yani devlet ve millet, devlet adamı ve milletin adamıyla el ele vermiş düşmana korku, mazluma umut olmuşlardır! 

Lakin ne acı ki, bu zamanda yukarıda saydığım hasletleri taşımayan makam işgalcileri, bu birlik ve beraberliğe, düşmandan daha çok zarar vermekteler! Bakınız bu ülkenin Cumhurbaşkanı, adam olmayan münasebetsiz bir gazeteci müsvettesi tarafından Batı’ya jurnal edilip, uluslararası mahkemelere çıkarılmak istendi! 

Hülasa adam olmak, hele hele devlet adamı, milletin adamı olmak başka bir şey!