YAZARLAR

Hangi silah? 

Kimin ne halde, kendisini nasıl hissettiği bir tarafa, kahir ekseriyetin, olan bitenlere bakınca kendini iyi hissetmediği, hiç de iyi olmadığı kesin! Kastettiğim Dolar’ın Euro’nun artması falan değil! Dolar’ın Euro’nun artık bir savaş silahı olduğu tüm tecrübemizle sabittir! Savaşlar bir yerde mert insanların işidir, eğer düşman namert ise kullandığı silah da kendince oluyor ister istemez! Mertçe karşına çıkmaz, aklınca satın alır, aç, susuz bırakır, zehirli gaz sıkar, kimse de buna “Bu bir savaş ve savaş stratejisidir” diyemez! Bunu adı düpedüz namertliktir! Öylesine bir namertliktir ki insanı, “Eşrefi mahlukat” görmediğinden, onun için insanın ölümü değil nasıl öldürüldüğü ve ne ile öldürüldüğü önemlidir! Bir başka ifadeyle de eğer namerdin sattığı silahla çocuklar, analar, babalar, kardeşler öldürülüyorsa ortada problem yok demektir! Eğer katil silahı namertten alıp öldürüyorsa ölenin ha sivil ha asker olması, ölenin sayısı asla önemli olmamıştır ve olmayacaktır da! 

Bakınız Bosna’ya... 

Bakınız Karabağ’a... 

Bugün itibarıyla Suriye’de 1 milyon insan öldü! 

Bu 1 milyon insanın hemen hemen hepsi evinde akşama eşine çocuğuna mutfakta hazırlık yapan ana, sokakta oynayan çocuk, okul sırasında elinde kalem okuma yazma öğrenmeye çalışan çocuk, işinin başında baba ya da hastanede hasta insanlardır! 

Ne ABD, Fransa, İngiltere, Rusya, Çin, “Dur Esed, sen burada çocukları öldürüyorsun” demedi, demeyeceklerdir de!  

Kaldı ki bunların hepsi bu kimyasal silahı üreten, bizzat kalleşçe 1. Dünya Savaşı'nda kullanan (Çanakkale savaşında İngilizler bizzat bize kullanmak üzere gaz getirmiştir) devletlerdir! 

Bugün Suriye’de alanda olan askerlerden eli  asla kimyasal silaha değmemiş bir tek asker vardır ki, o da Türk askeridir! Hatta 1. Dünya Savaşı'nda İngilizlerin bize karşı zehirli gaz kullanacakları ihtimali belirdiğinde müttefikimiz Almanlar bize kimyasal gaz kullanmamızı teklif etmişler, lakin şerefli Türk askeri, “Biz katil değiliz, savaşın da bir ahlakı vardır” cevabını vermiştir! 

Bakınız bugün Ortadoğu’ya satılan silahların değeri 1 000 000 000 000 dolardır! Yanlış okumadınız tuşlara yanlışlıkla basmadım tamı tamına bir trilyon doları aşmıştır! Bu silahları satanlar da ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya’dır! 

Lütfen dikkat ediniz bu beşli öldürmek için ölülerin altın dişlerini sökme pahasına bir trilyon harcarken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti yaşatmak için kapılarını bu beşlinin bombalarından kaçanlara açmış bugüne kadar milyarlarca dolar harcamıştır!  

Bakınız bu beşli öylesine namerttir ki güya kimyasal silah depolarını hem de Miraç Kandili gecesinde bombalarken Suriye topraklarında adım başı dolaşan bir tek Rus askeri ölmemiş burnu bile kanamamıştır!  Burada kimse benim, zalim Esed’in kimyasal silah depolarını savunduğum gibi bir yorum yapmasın! 

Esed zalimdir! 

Kaldı ki asolan insandır ve insanın yaşama hakkıdır! Bu hakkın ihlali ister konvansiyonel silah olsun, ister kimyasal silahla olsun, zalimliktir, insanlık suçudur! 

Burada dikkat çekmek istediğim bugün karşı karşıya görünseler de zalimlerin her daim ittifak halinde olduklarıdır! 

Onun içindir ki, “Dünya beştenbüyüktür”! 

Onun içindir ki, en güçlü silah “İnanmış insan” dır!      

Keşke bundan 25 yıl önce bugün, 17 Nisan 1993’te ebediyete uğurladığımız merhum Turgut Özal’ı itibarsızlaştırmaya çalışmak yerine anlamaya çalışsaydık! 

Evet, bizim bir tek silahımız var o da, “İnanmış insanımız”! 

Bu silahın fabrikaları da bundan tam  51 yıl önce bugün, 17 Nisan 1967 tarihinde ebediyete uğurladığımız Ali Fuat Başgil gibi değerlerimizdir! Bu fabrikalarımızı açık tutmayı tam kapasite ile çalıştırmayı başaralım yeter! 

Buyurun, merhum Başgil Hocaya kulak verelim: 

“Sıradan bir kimse zamanı nasıl harcayacağını düşünür, 

Akıllı bir insan ise zamanı nasıl değerlendireceğini düşünür! 

Zira kaybedilen bir saniyeyi, dünyanın bütün hazineleri geri getiremez”!