• Bist 100
    121088
  • Dolar
    5,9497
  • Euro
    6,5624
  • Altın
    302,1070
İstanbul
7 / 9
0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA

YAZARLAR

Kimliksizlik kişiliksizlik katillik...

Şüphesiz ki, herkes bir anadan doğdu! Allah, bize bir kadının karnında can verdi! Yaratıcı, yaratılış sırrımızın gizemini bir kadının içerisine sakladı!
Kahir ekseriyetimizin ya  bir bacısı ya da bir kız evladı var! Hele hele bir baba için, evlatların bir birinden farkı olmasa da kız evlat bir başkadır!
Bir de Türk isen ve de İslam ile şereflenmişsen bir başka anlam taşır ana, bacı, avrat, kız evlat!
Bir ateiste ya da gayri Müslüm’e İslam’la ilgili  bir bahis açacak olsam, söze efendimiz Hz. Muhammet’in  (sav)  özellikle diri diri kuma gömülen kız çocuklarıyla alakalı devrimciliğiyle başlarım!
Bakar mısınız lütfen, “Onlardan birine Rahman olan Allah'a isnat ettikleri bir kız evlâd müjdelense içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilirdi. “ (ez-Zuhruf, 43/17), “ Diri diri toprağa gömülen kız çocuğunun hangi suçla öldürüldüğü sorulduğu zaman... “ (Tekvir, 81/8-9), “Ortak koştukları şeyler müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterirdi. (el-En'âm, 6/137)”!
Başım dik sesim alabildiğine gür bir şekilde, “İşte benim Peygamberim cahiliye döneminin bu pis adetini ortadan kaldırdı!” diyerek başlarım söze, hemen hemen de herkes susar ve hakkı teslim eder!
Umre ya da Hac farizesi için Mekke’ye gittiğim dönemlerde, aradan 1400 küsur sene geçmesine rağmen, sokaklarda  dilenen kadınlar gördüm!
Bu ne menem pis bir hastalıktır ki, kadına “Ece” makamı vermiş, Altuncan Hatunları çıkarmış biz Türklere de bulaştığını görüyoruz!
Milli Mücadele ki, bir var olma yok olma savaşının adıdır!
Kazanılan zafer de yeni bir doğumdur!
Doğan çocuğun kulağına ezan Hacı Bayram Veli Camii’nde okunmuş, adı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti konmuştur.
Bütün bunların temelinde, çocuğunun üzerindeki örtüyü, cepheye götürdüğü cephanenin üzerine örten Şerife Bacılar yatmaktadır!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, analarla dolu Anadolu'nun  rahminde can bulmuştur.
Yeni doğan Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bundan tam 88 yıl önce bugün (1 Aralık 1931) anasına vefasını göstermiş, Batı’daki bir çok sözümona medeni ülkelerden önce seçme seçilme hakkını vermiştir!
Bugün bu ülkede bir kadın, 29 kez dilekçe vererek, “Beni öldürecek” diyor, yalvarıyor; kimselere, hiçbir makama, makam sahibine sesini ulaştıramıyor ve can veriyor!
Bunun nasıl bir açıklaması var, Allah aşkına?
Neymiş, kanuni düzenlenme yapılmalıymış!
İşte, en büyük yanlış da burada yapılıyor!
Beyler, dinimiz de örfümüz de bu duruma, kanun çıkartmayı gerektirmeyecek kadar mükemmel!
Asıl mesele, bu ülke insanının, İslam aleminin kim olduğunu, nasıl bir medeniyetin evladı olduğunu bilmemesidir!
Bugün insanımız, sefere çıkarken en son ziyaretini, sefer dönüşü ilk ziyaretini kızı Fatıma’ya yapan Peygamberini tanısaydı asla bir kız çocuğuna, bir kadına kıyamayacaktı!
Bugün insanımız, emeklilik maaşını Kızılay’a bağışlayıp fakru zaruret içerisinde bir Rus manastırına sığınıp, son nefesini de burada veren Kara Fatma’yı tanısaydı biz bu utancı yaşamayacaktık!
Hülasa, insanımız kim olduğunu bilmiyor, dolayısıyla da kimliksiz kişiliksiz yaşıyor!
Bunu düzeltmenin de tek bir yolu var kültür, kültürün en etkili dili de sanat!
Geçen yazımda sizlere Çorum’un Oğuzlar ilçesini yazmıştım. Orada, 96 yıl sonra Oğuzlar ilçesine giden ilk tiyatro ekibi olduğumuzu  öğrenmiştik de şaşırıp, üzülmüştük!
Bu utancın çaresi kanun değil, kimliktir! Bir katile kim olduğunu, kimi öldürdüğünü öğretmek, ona hapis cezasından daha büyük cezadır!
Ben bir kız babasıyım, Allah yaşatmasın, kızına zarar gelen hiçbir babayı buna ben de dahil, hiçbir kanun durduramaz!
Bendeniz bu satırları, Şanlıurfa Diyarbakır yolunda yazıyorum, birazdan ekibimle, “Diyarbakır Anaları” mızın ellerini öpeceğiz.
Sahi, “Diyarbakır Anaları” nı hatırlayan var mı?