YAZARLAR

İnce milletle ülkücülerle inceden dalga geçiyor!

Öyle bir zamandan geçiyoruz ki, bu zamanın bir anında yapacağımız anlık bir hata, gelecek zamanı şekillendireceği gibi, gelecek zamanın neslinin yükünü ya hafifletecek ya da bu zamanın yükünden daha ağır hale getirecek!

Tıpkı şu anda bizden önceki neslin zamanında yaptıkları bir anlık hataların bedelini, yüz yıl sonrasında ödediğimiz gibi!
Bakınız Osmanlı coğrafyası içerisinde bulunan Ortadoğu haritası değişmiş neticesinde toprak kaybımıza sebep olmuş, devamında da devlet sistemimiz değişmişse bugün de aynı kaderle burun burunayız!
İşin esasına baktığınızda yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeni bir devlet değildi, çünkü vatan var olan vatan toprağının bir kısmı, millet aynı millet dahası devletin işleyişini sağlayan müesseseler de aynı  müesseselerdi! Sadece devletin işleyişini sağlayan bir sistem değişikliği meydana gelmişti! Hatta ve hatta kurulan meclis bir önceki Osmanlı meclisinin devamı bir çok milletvekili de eski meclisin milletvekilleriydi!
Bugün hala eskinin yani Osmanlı Devletinin bıraktığı mirasın kavgasını veriyorsak kimse bana Türkiye Cumhuriyeti Devlerinin yeni bir devlet olduğunu savunamaz!
Elbette ortada duran geçek şudur ki, bütün kavgaları veren bu kavgaların bedellerini canıyla, malıyla, kızıyla kızanıyla ödeyen milletin kaderiyle ilgili kararı kendisinin vermemesi! Bu durumun en çarpıcı örneği de dönemin seçkinci zihniyetinin, “Sen bilmezsin biz senin ne istediğini senden daha iyi bilir vedüşünürüz” anlayışı olmuştur! Dönemin Ankara valisi, “Bu ülkeye komünizm gelecekse biz getiririz” diyebilmiştir!
Komünizm demişken, bu ülkenin sosyalistleri, sosyalizmin manifestosuna aykırı bir yapı göstermiştir!
Seçkinci, şehirli, asla köyden, köylüden, işten , işçiden ve emekten haberi olmayan kesim, bu kavramlar üstüne ahkam kesmiştir!
Son dönemde de bu seçkinci kesim kendisine “çağdaşlık” kisvesi takınmadı mı iş iyice çığırından çıktı!
Millet ve milletin değerleriyle alay edilirken, bugün de bu değerler üzerinden adeta geçinme çabasına dönmüştür! Aslına bakarsanız çağdaşlığı ramazan ayında içtiği biranın markası olarak algılayan zihniyetten de başka bir hal beklenemezdi!
Çağdaşlığın, çağın insani değerlerinden geçtiğini bir kenara bırakıp siz sırf kendiniz ve kendi menfaatleriniz için millet ve milletin değerlerini tarif edip bir de, “Aslında ben de şuyum” diye ahkam kesemezsiniz. Hatta inceden de bu milleti aşağılayamaz dalga geçemezsin!
Sizin bize kendinizi tarife gerek yok!
Emin olun ki, biz sizi sizden çok daha iyi tanıyoruz!
Buyurun CHP cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin, Habertürk kanalında ve meydanlarda dediği şu söze bakar mısınız, “Ben de muhafazakarım”!
Nerden mi belliymiş muhafazakar olduğu Sayın İnce’nin?
Efendim kendileri kurban bayramında ahırdan hayvan çıkarmışmış(!) hatta kardeşi de, “Abi sen koskoca milletvekilisin yapma” demişmiş(!)
Bakar mısınız beyzademizin muhafazakarlık tarifine, “Ahırdan hayvan çıkarmak”!
Bunun adı muhafazakârlıkla alay etmektir!
Sayın İnce, ben kendi adıma söyleyeyim, kurban bayramında ahırdan hayvan çıkarmadım, acaba ben...
Bir de üstüne üslük “ Bana bozkurt işareti yapıyorlar, ben de karşılık veriyorum” demez mi?
Devamında da , eğer cumhurbaşkanı seçilirseymiş devlette Ülkücülere de yer verecekmiş!
Sayın İnce, biz sizin Ülkücülere ne verdiğinizi geçmiş adalet bakanlarınızdan Mehmet Moğultay’dan çok iyi biliriz! Hani şu, “Ne yani bakanlığa solcuları almayacaktım da Ülkücüleri mi alacaktım?” hadsizliğinden!
Millet ve ülkücülerle inceden inceden dalga geçmeyi bırakınız lütfen!