YAZARLAR

Nemrut mu? Abdullah bin Ubey bin Selul mu? 

Ne zaman Şanlıurfa ya da Adıyaman’a gitsem bir başka olurum, bir başka sorular cirit atar beynimin derinliklerinde! 

Bir İbrahim evladı olarak Şanlıurfa’daki mancınığı görüp hemen altındaki havuzda yüzen balıklara baktığımda bir mahzunluk sarar bedenimi! 

Bir yanda atamız Hazreti İbrahim diğer yanda da Nemrut! 

Bir yanda kendisini haşa Tanrı gören kudretsiz, diğer tarafa tek kudret sahibine ram olmuş Hazreti İbrahim (as)! 

Bu hadise ile ilgili başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere birçok kaynakta, yaşanan hikâye anlatılmaktadır. Lakin bizim için itibar edilecek olanı ise elbette tek kudret sahibinin kitabı Kur’an-ı Kerim’in anlattığı olacaktır! 

Kendisini kudret sahibi zanneden kudretsiz, mancınıklar kurar odunlar yığdırır ve tek kudrete ram olan Hazreti İbrahim’i ateşe atar! 

Tek kudret sahibinin emri ise, ''Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve selametli ol” (Enbiya-69)! 

Yetmedi Nemrut yüz binlere varan askerden oluşan ordular da kurdu! 

Sonrası malum! 

Lakin burada aslolan şu ki, kendisini kudret zanneden kudretsiz Adıyaman’a yığdığı dağın üzerinde burnundan giren ufacık bir sinek sonucunda kafasını vura vura geberip gitmiştir!  

Dedim ya ne zaman Adıyaman’a gelsem bir başka oluyorum diye, düşündüm de o gün bugün Nemrud ve Hazreti İbrahim (as) torunları arasındaki bu mücadele devam etmekte gidişat gösteriyor ki devam edecek de! 

Tarihe bir bakalım Selçuklu döneminde Kılıç Arslan, Nemrut’un ordularına gereken dersi vermiştir! 

Diyeceğim odur ki, biz Hazreti İbrahim (as) torunlarının Nemrud torunları karşısında bir mahcubiyetimiz olmamıştır ve Allah’ın izniyle de olmayacaktır! 

Peki ya yaşadığımız hal nedir diye, bir soru kemirdi bu sefer beynimi Adıyaman’da! 

Şöyle bir insanlığın yaşadığı hikâyenin belgesine, tarihe daldım ve karşıma Abdullah bin Ubey bin Selul çıktı! 

Bilmeyenler için kısaca arz edeyim, Abdullah bin Ubey bin Selul tarihin ilk münafıklarından! 

Uhud savaşı öncesinde Medine ile Uhud arasındaki Şavt denilen yere varıldığında, münafıkların lideri Abdullah bin Ubey bin Selul, Peygamber efendimiz için; “Ey insanlar! Ben meydan harbine karşıydım. Muhammed (sav) benim dediğimi yapmıyor da çocukların dediğini yapıyor. Niçin öleceğimizi de bilmiyoruz” dedi. Kendi gibi düşünen ve ordunun üçte biri kadar olan bir kuvvetle Peygamber efendimizden ayrılarak geri döndü. Bazı Müslümanlar, onu ve beraberindekileri geri döndürmeye çalıştılarsa da dinlemediler. Sonrası nöbet yerlerini terk eden okçular, lakin Efendimizin (sav) yolladığı askerlerin neticesinde kaçan düşman! 

Adıyaman’a Diyarbakır, Batman, Siirt, Mardin’den sonra geldim. Bundan önceki yerlerde elimden geldiği kadar askerimizi, özel harekât polislerimizi bizzat ayaklarına giderek ziyaret ettim. Her bir ziyaretimde de onlara olan hayranlığım kat kat arttı. 

Hamd olsun ki, devrin Abdullah bin Ubey bin Selul’lerinin ‘’Bizim ne işimiz var Ortadoğu bataklığında ‘’ nifaklarına rağmen Hazreti İbrahim’in torunları Afrin’e 18 Mart’ta girdiler! 

Sizce bizim için asıl düşman Nemrutlar mı yoksa Abdullah bin Ubey bin Seluller mi?

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları

İyi de... 

23 Nisan 2018

Hakkari Hakkarili sanatçıları bekliyor!

21 Nisan 2018

Anadolu da 'erken seçim' diyor 

18 Nisan 2018

Hangi silah? 

16 Nisan 2018

Sahi neden? 

14 Nisan 2018