• Bist 100
    108869
  • Dolar
    5,7808
  • Euro
    6,3955
  • Altın
    271,9320
İstanbul
8 / 15
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Sahi JR’ı kim vurmuştu? 

Malum siyaset gündemi hayli yoğun... Sayın Cumhurbaşkanımızın ABD ziyareti... 

Hâlâ durulmayan -geçmişten edindiğimiz tecrübeyle sabit-  asla da durulmayacak olan Suriye, Irak, İran kısacası Ortadoğu coğrafyası... 

Bakınız, bundan tam 64 yıl önce bugün (21 Kasım 1955) Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve İngiltere ile Bağdat Paktı kuruluyor. Özü itibarıyla savunma ve güvenlik iş birliği temelinde kurulan bu pakt 1959’da Irak’ta yapılan darbe neticesinde, Irak’ın pakttan çekilmesiyle merkezini Ankara’ya taşımış Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO) adını almış, konseptini de ekonomik, kültürel alana kaydırmış. 

Daha sonrasında ne mi oldu? 

İngiliz İstihbaratının en etkin birimlerinden biri oldu diyeyim, varın gerisini siz düşünün! 

Sadece Bağdat Paktı bile bize şunu gösteriyor ki, güvenlik ve savunma iş birliği temelindeki anlaşmalar, bırakınız güvenliği sağlamakta iş birliği yapmayı, gün geliyor güvenliği tehdit eden en baş aktör oluyor! 

Dahası güvenliği yıkan ya da sağlayan tek şeyin ise, kültürel bağışıklık sistemi olduğu gerçeğini bir kez daha önümüze koyuyor! 

Baksanıza, Irak’ın ayrılmasıyla CENTO adını alıp merkezini Ankara’ya taşımasına rağmen, özellikle de İngilizlerin kültür üzerinden faaliyetlerine devam etmesiyle, geçen zaman içerisinde başımıza ne belalar açtığı aşikar! 

İmdi! 

Başımızı iki elimizin arasına alıp bir düşünelim! 

Aslına bakarsanız, özellikle de kültürel alanda yapılacak bir faaliyet varsa, bunu yapması gereken ve en kolay bir şekilde yapacak olan ülke, Türkiye değil miydi? 

Öyle ya, yüzlerce yıla dayanan yaşanmışlığımız, ortak acı ve sevinçlerimiz vardı! 

Daha da ötesinde aynı medeniyetin evlatlarıydık ve inanç temelinde de bizler dünya ahiret kardeşiydik! 

Peki, bunca ortaklıklara rağmen neyi başaramadık? 

Yaşanan ve çok ama çok büyük bedellere sebep olan acıları ve sevinçleri, yaşandığı zamanda kaderleriyle baş başa mı bıraktık, yeni nesillere mi aktaramadık acaba? 

Oysa, birileri -İngiltere ve yeni yetmesi ABD- geldi hem de gözümüzün içine baka baka hem zulüm, katliam yaptı hem de yeni nesillerimize kendi hikayelerini anlatarak, kendilerini kurtarıcı kahraman olarak kabul ettirdi! 

Bizler hala köpeğimize Arap ismini koyarken, kimse bunun çok ayıp, çok büyük bir ayıp olduğunu haykırmadı! 

71 yıl öncesinin yarınki tarihinde (22 Kasım 1948), dünyada eşi benzeri görülmemiş bir savunmanın kahramanı olup, tüm İslam coğrafyasında gönüllere taht kuran Medine Müdafii Gazi Ömer Fahrettin Paşa Hakk’ın rahmetine kavuşmuştu! 

Ve biz, Arap kardeşlerimizle beraber bir tek Gazi Fahrettin Paşa filmi yapamamışken, çocuklarımız İngilizlerin çektiği Lawrence’i seyrederek büyüdüler! 

Allah’tan merhum Mustafa Akkad çıktı da, “Çağrı” ve “Ömer Muhtar” sinema filmleriyle namusumuzu kurtardı! Hayali de Selahaddin Eyyubi’yi ve İstanbul’un Fethi’ni çekmekti! Bir “Çağrı” ve “Ömer Muhtar” filmleriyle İslam coğrafyasında nelerin, nasıl bir kardeşlik havasının estiğini görenler harekete geçtiler ve Mustafa Akkad hayalinin bedelini canıyla ödedi! 

Devlet Tiyatrolarımız bir Gazi Ömer Fahrettin Paşa oyunu hazırlayıp, tüm bu coğrafyada bir turne yapsaydı, neler olmazdı..? 

Evet, uluslararası güvenlik ve savunma iş birliği anlaşmaları elbette önemli, lakin keşke bir tane de bizlerin EURIMAGES’i (Avrupa sinema destek fonu) olsaydı... 

EURIMAGES ile Avrupa, kendi nesillerini Hollywood tehlikesinden koruyabilmiştir! 

80’li yılları hatırladım da, yurdum insanı ABD'nin Dallas dizisinin JR’ını kim vurdu diye, televizyon karşısına kilitlenmişti...! 

Şimdilerde biz de Dallas türevi taklit dizilerle, İslam coğrafyasında kendi ayağımıza sıka sıka ABD’den sonra en fazla dizi satmakla övünüyoruz! 

Sahi, JR’ı kim vurmuştu? 

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları