Sayın Ali Erbaş Hocam Müslümanın vatanı ve devleti neresidir? 

Ayrışa ayrışa, en son sınıra geldik dayandık! Yüz yıl öncesinde başlayan ayrışma, nihayetinde yüz yıl sonrasında geldi sınırımıza dayandı! 

Bu ne yaman çelişkidir ki, bin yılı aşkın zamandır kader birlikteliği yapmış, dünya ve ahiret kardeşliği manifestosunda buluşmuş iki kardeş neredeyse savaşın sınırına geldiler! 

Oysa bin yıl öncesinde Anadolu’nun kapısını ‘’Bismillah’’ deyip beraber açmamış mıydılar? O günden sonra Kılıçaslan’ın ordusunda, Haçlı ordularına, yan yana göğüs germemiş miydiler? 

Selahaddin Eyyubi’nin ordusunda, yan yana sırt sırta Hazreti Ömer’in emaneti Kudüs’e beraber girmemiş miydiler? Hatta ‘’Kıyamet Kilisesi”nin anahtarını tekrardan Müslüman bir aileye teslim etmemiş miydiler? 

Kimlerden mi bahsediyorum? 

Kimileri onlara Türk dedi, kimileri de Kürt! 

Emin olunuz ki ne Türklerin ne de Kürtlerin hiçbirinin aklına ne Türklükleri ne de Kürtlükleri gelmemiştir, yan yana sırt sırta oldukları sürece! 

Nereden mi çıkarıyorum? 

Nereden olacak, eğer birinin aklına Türklüğü veya Kürtlüğü gelseydi neslinin devamını sağlamak adına, birbirlerinden kız alıp, kız verirler miydi? 

İslam, bugün eğer geniş bir coğrafyaya yayılmışsa ve bir ‘’İslam Medeniyeti”nden söz edilebiliyorsa, bu medeniyetin temellerine her biri şehadet şerbeti içerek bedenlerini temel taşı yaptıkları için değil midir? 

Bir dönem el ele, sırt sırta sınırları birlikte çizerlerken şimdi birilerinin çizdiği sınırlara sıkışıp kalmayı hangi Türk, hangi Kürt içine sindirebilir? 

Düşünün ki, yüz iki yıl öncesinde yedi düvel Çanakkale’ye gelip Türk’ün Kürt’ün şahdamarına dayandığında, birbirlerine gelen kurşunun önüne atlama nedenleri dünya ve ahiret kardeşliğinden başka neydi? 

Bu manzarayı hayretle seyreden dönemin İngiliz Savaş ve Sömürge Bakanı Churchill, ‘’Bunları birbirleri için ölüme götüren hukuku yani dünya ve ahiret kardeşliği hukukunu ellerinden almalıyız yoksa bunları savaş meydanında yenemeyiz’’ dememiş miydi? 

Ya Lozan’da Hristiyan Türkler Yunanistan’a giderken, mübadeleyi ırk esasına göre değil de din esasına göre yapıp, onca nifak ve oyunlara rağmen beraber yaşama iradesini ortaya beraberce koymadılar mı? 

Bütün bu geçmiş ve yaşanmışlıklar bu iki kardeşin aslında İslam ailesinin ağabeyleri olduğunu, bu iki ağabey el ele vermezse ne olacağını göstermemiş midir? Bunu acı, kan ve gözyaşıyla tecrübe etmedik mi?                                                                       

Son Birleşmiş Milletler kurulunda Sayın Cumhurbaşkanımız kürsüde konuşurken, Myanmar’daki kardeşlerimizin çilesini anlatırken bir ara kamera Bangladeş temsilcisini gösterdi! Bangladeş temsilcisinin çaresizliği emin olun Arakanlı kardeşlerimizden daha da acıydı! 

Bugün BM koridorlarında Kürdistan referandumu konuşuluyor, oysa bakınız İspanya’da Katalanlar da referandum yapacaklar Katalanlar ’ın referandumu neden BM koridorlarında konuşulmuyor? Onların sınırlarını çizemeyenler neden bu iki kardeşin sınırlarını rahatlıkla çizebiliyorlar? Bundan yüz yıl öncesinde sınırları yine bunlar çizmediler mi? O gün bugündür akan kan, dökülen gözyaşı bu iki kardeşin kan ve gözyaşı değil midir? 

Buradan Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Ali Erbaş Hocama sesleniyorum, muhterem hemşerimden istirhamım, ilk olarak ‘’Müslümanın vatanı’’ ve ‘’Müslümanın devleti’’ nedir, bunları açıklığa kavuşturmalarıdır! 

Aidiyet ve mensubiyet duygumuzu kaybettiğimiz için, biz devlet tarifimizi de kaybettik! 

Yeni Diyanet İşleri Başkanımızdan Türk, Kürt ve ümmet adına istirhamımızdır, “Müslümanın vatanı, Müslümanın devleti neresidir?” ...