• Bist 100
    98.454
  • Dolar
    5,3251
  • Euro
    6,0639
  • Altın
    219,6241
İstanbul
8 / 14
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Sinemada yasal düzenleme mi kültür sanat reformu mu?

Üç beş sinema yapımcısı mı yoksa sinema oyuncusu mu desem, nasıl diyeceğimi bilemediğim zat-ı muhteremler kendi aralarında kar paylaşımında anlaşamadılar diye ortalık ayağa kalktı! 

Ne mi oldu? 

Adı malum birkaç yapımcı ile bu yapımcıların tekelleştirdiği dağıtımcı ve aynı zamanda da sinema salon sahibi arasında paylaşım kavgası patlak verdi! 

Susup, köşeye çekildim olan biteni şöyle bir seyrettim! 

Seyrettim, çünkü söylenecekleri geçmişte bin kere demiştim! 

Dedim demesine de kendi mahallemdeki siyasiler tarafından bile ciddiye alınıp, ‘’Bu adam ne diyor?’’ diyen olmadı! 

Son III. Kültür Şurası münasebetiyle oluşturulan komisyonlarda bırakın fikrimizin sorulmasını, Şura’ya davet alamayınca gazeteci kontenjanından katılayım derken, gazeteci kimliğim de olmadığı için salondan çıkmak zorunda kalmıştım! 

Hadi, sinemacı sayılmamıştım da, otuz yıl emek verdiğim tiyatrocu kimliğim de mi para etmemişti? 

Bu gibi durumlarda, merhum Mehmet Akif Ersoy’un yaşadıklarını düşünür teselli bulurum, hemen yanlış anlaşılmasın kendimi merhumun ayarında gördüğümden değil! O Akif ki, yazdığı şiir İstiklal Marşı olarak kabul edilmesine, Türkiye Büyük Millet Meclisi o marş ile açılıp kapanmasına rağmen, 11 yıl Mısır’da sürgün hayatı yaşadı! Akıbetim merhum gibi olsa da, doğru bildiğim, memleketim milletim için doğru olduğuna inandığım şeyleri, söylemeye yazmaya devam edeceğim! 

Yani, Sayın Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan’ın sesleri çıkmasaydı her şey yolunda mı gidiyordu? 

Mevcut Mars Dağıtım, Korelilere satılmadan önce sahibi kimlerdi ve burada hangi filmlerin gösterime gireceğini kimler tespit ediyordu? 

Lafı dolandırmadan tam ortadan diyeceğim! 

Çıkarılan sinema kanunu asla ve asla birkaç yapımcının kar paylaşımını düzenlemenin ötesine gitmeyecek, gidemeyecektir, çünkü sinemanın, tiyatronun o kadar çok sorunu var ki, bu sorunlar ancak köklü bir reform ile çözülebilir! 

Her bir kavramın yeniden tarifine, önceliklerin ve hedefin yeniden tespitine ihtiyaç vardır, çünkü bu alan, ülkenin gerek içte gerekse dıştaki imajı ve politikalarıyla doğrudan ilgilidir! 

Evet, popüler kültür vardır elzemdir, lakin bir de millilik ve yerlilik vardır! Hele hele özellikle sinema, geçmişten bu yana devam eden savaşta yeni bir cephe olmuşken ve en büyük tahribat da bu alan üzerinden yapılmaktayken... 

Lafa her başlayan dizi sektöründeki dış satışlardan dem vuruyor! 

Peki, bu satışların çoğu özellikle hangi coğrafyaya yapılmakta? 

Ortadoğu, Güney Amerika, Balkanlar, Afrika, Türk Dünyası... 

Nedense, kimse o dizilerde gösterilen Türkiye’yi konuşmuyor! 

Şuna karar vermeliyiz, ayakkabılarla evlere girildiği, 120 dakikalık dizinin hiçbir anında bir tek ezan sesi duyulmadığı, ramazan ayında kadehlerin havada uçuştuğu, yeğenin amcasının eşine askıntı olduğu dizilerdeki Türkiye imajıyla mı oralarda tanınmak istiyoruz? 

Şu asla unutulmamalıdır ki, 12 Eylül Darbesi’nden sonra sinema ve dizi filmlerinde itibarsızlaştırılan hacı, hoca, imam mahalleyi terk etti ve sakalsız, ütülü takım elbiseli bir imam geldi ve biz, 15 Temmuz başarısız işgal girişimini yaşadık! 

Bugün satışlarıyla övündüğümüz dizilerin tahribatıyla, umarım dışarıda bir Trablusgarp, bir Balkan hezimeti yaşamayız! 

Kültür ve sanat devletin ya da kapitalin himayesinde büyür,  ABD sineması, Rus sineması gibi misaller malumunuz! 

Niyet faydaysa, kültür ve sanat alanında yasal düzenleme değil çok acil olarak reform yapılmalıdır!