Büyükanneni üzme Merkel 

"Mart ayı dert ayı” diye bir söz vardır Anadolumuzda, bir de “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” sözü! 

12 Mart’ta, gururumuz, milli manifestomuz İstiklal Marşımızın kabulünü kutladık! Bütün kutlama törenleri, merhum Mehmet Akif Ersoy’un bir nevi vasiyet niteliğindeki sözü ile bitti “Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırtmasın!“. Bu söz, uzunca bir süredir oynadığım “Safahat” adlı tiyatro oyununun en vurucu sahnesinde yer alıyor. Bu yıl “Safahat” oyununu nerede oynadıysam seyircilerimin biraz daha yüksek, biraz daha titrek “Amin!” dediklerini hissettim! Bu durumu düşünürken, şöyle bir gözlerimi kapattığımda, “Diyarbakır Sur” ve daha yılın ilk gününde yaşadığımız “Reina saldırısı” geldi gözlerimin önüne, daha dün gibi 15 Temmuz başarısız işgal girişimini yaşadık, kim derdi, üzerinde Kınalı Kuzularımızın elbisesi olan meclis bombalanacak! 

Pazar pazar canınızı sıktım farkındayım ama kusura bakmayın bendenizin de canı çok sıkkın!       

Tamam, nereden nereye…                                                                                                                    Hamdolsun 18 Mart’ta, “Çanakkale geçilmez” diyerek, boğazın üzerine yapılacak köprünün temelini attık, Allah nasip ederse 29 Ekim 2023’de açıldığında da dünyanın en büyük köprüsü olacak! 

Peki, her yıl Çanakkale etkinliklerinde “Anzak” var da “Alman” neden yok? Yenildikleri Birinci Dünya Savaşı'nda, galip geldikleri ender cephelerden biri Çanakkale olmasına rağmen, Çanakkale’de dedelerinin mezarları bulunmasına rağmen neden yok? Mesela Çanakkale’ye yapılacak köprünün temeli atılırken, MERKEL’in, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Başbakanımızın yanında olmasını kim yadırgardı ki? 

İlginçtir ki, biz Almanlarla müttefik iken, İngilizler, vatan toprağımız Filistin’e ve orada ilk kıblemiz Mescidi Aksa’ya girdiğinde, Almanlar Berlin sokaklarında bayram yapmışlardı! Berlin bayram yaparken, İstanbul ağlıyordu! 

Merkel, tabii ki orada olmaz, olsa da hasetinden kudurur! 

Son zamanlarda, uçakların yanında kim oldukları belli olmayan, hırpani giyinişli iki kişinin fotoğrafı adeta bir sembol oldu! Neymiş, Çanakkale’deki Osmanlı pilotlarıymış kendileri! Kimi resmi kurumlar da olmak üzere hepimiz bu resmi duvarlara astık, birimiz bile bir bilene sorma ihtiyacı hissetmedik, çünkü Çanakkale’yi bilenlerden değil de yapacak bir iş bulamayıp, gerçek gönül verenlerin yanı sıra bu tarz rehberlerden dinledik hep! Oysa, duvarlara asılan o fotoğrafa dikkatli bakabilseydik, ne idüğü belli olmayan o iki kişinin, yere düşen gölgelerinden hileyi görebilecektik! O fotoğrafın, “Biz, Türkleri bu halden kurtardık” propagandası için düzenlenmiş, bir Alman algı operasyonu olduğunu görebilecektik! 

Ah bir bakabilseydik, başka neleri görecektik aslında! 

Bu okuduğunuz satırları Türk Hava Yolları'nın TK 1671 seferini yapan uçağın içinde yazıyorum! 

İstikamet Almanya, hani şu 1915’te Çanakkale’de müttefikimiz Almanya, canım da ondan sıkkın ya! 

Her sene Mart ayında, Çanakkale programı vesilesiyle, Almanya’ya gidişimde canım sıkılır içim burkulur, kapıdan girişte bana soru soran o polise, “Bak Hans, yüzüme iyi bak, Çanakkale’de, senin dedenle benim dedem beraber savaştılar, her şey bir yana bunun da mı hatırı yok ha?” dememek için kendimi zor tutarım! 

Bu sefer yine soru sorarsa, çantamda götürdüğüm Madam Erika’nın, Çanakkale’deki kabrinin resmini göstereceğim ve  “Bak Hans, bak sana kimin resmini getirdim, Çanakkale’nin Yalova Köyünde şehitlikte yatan Madam Erika bu, dedem doktor Ragıp Bey’in eşiydi, senin de büyük ninen sayılır! Türk askerlerinin yaralarını sararken, hastane çadırını bile bombalayan İngilizlerin attığı bombayla can veren Madam Erika, işte ondan, sana bir mesaj getirdim!” 

Madam Erika diyor ki, “Canım çok acıyor!”.