YAZARLAR

Komşunun kızı Eylül’ü tanıyor musun?

Bu zamanda bu yazı yazılır mıydı bilmem! 

 Hele hele üç çocuk babası, bu üç çocuğun biri de kız olan bir baba olarak bu yazıyı yazmak elbette kolay değil! 
Köyümdeyim, henüz bir sistem kurmadığım için televizyon haberlerini izleyemiyorum, ancak radyodan ajansları dinleyebiliyorum. 
Radyodan duyuyorum, sosyal medyadan görüyorum, duymamak görmemek mümkün mü? 
Neyi mi? 
Neyi olduğunu tahmin etmişsinizdir! 
Çocuk, çocuklarımız, kızımız, oğlumuz! 
Çocuğun lügat anlamı nedir diye hiç lügate baktınız mı? Sanırım hiçbirimiz ‘’çocuk’’ ne anlama gelir diye lügate bakma ihtiyacı bile hissetmemişizdir, çünkü varlığımızın her zerresinde onu zaten duyarız! 
“Çocuk” kelimesini manalandıracağımız o kadar çok kelime mevcut ki lügatimizde... 
Çocuk masum, çocuk güzel, çocuk saf, çocuk aşk, çocuk sevgi, çocuk hayat, çocuk savunmasız, çocuk her şey... 
Ondandır ki çocuğa yapılabilecek en ufak, minnacık, mini mini minnacık kötülük, çirkinlik insanda kocaman, büyük, büyükten de büyük etki uyandırır! İşte bu etkiyle tepkilerimiz de kocaman olur! 
Hatırlasanıza kıyıya vuran Suriyeli çocuğu! 
Nasıl unutulur ki Aylan bebekler! 
Oysa kaç Suriyeli göçmen ana, baba, dede vurmadı ki Bodrum sahiline! 
Ana, baba, kelimelerinden ve değerinden öte bir şeydir çocuk! 
Meşhur bir fotoğraf vardır, bir çocuk ve arkasında ölümünü bekleyen bir akbaba! 
O fotoğrafıyla uluslararası ödül alan Kevin Carter isimli gazeteci üç ay sonra intihar etmişti. Oysa ki Kevin o ana kadar onlarca belki de yüzlerce açlıktan ölmüş, açlıktan ölen insanların cesetlerini parçalayan onlarca, yüzlerce akbaba da görmüş olabilir, peki, Kevin Carter’ı intihara sürükleyen, vicdani sorgulamaya sevk eden neydi? 
Tek bir sözcük, çocuk! 
İşte bu yüzden, gelen onca şehit cenazesine rağmen, son zamanda yaşanan çocuk ölümleri toplumumuzda infiale yol açmış ve ‘’idam’’ cezasını gündeme taşımış bulunmakta! Bu hadiseler hangi toplumda yaşanırsa yaşansın bizdeki infialin aynısının olacağı muhakkaktır! 
İdam son çare ve dönüşü olmayacak olan yol! 
İdam gelir ya da gelmez, bu tartışılması, lakin sakin aklıselim tartışılması gereken bir hadisedir! 
Üstelik hangi mahkemeleriniz verecek idam cezasını? 
Bakınız, bundan tam 25 yıl önce, 5 Temmuz 1993’te Başbağlar'da 33 cana kıyıldı! Sıkı durun, bu 33 cana kıyan katiller bu ülkenin hakimleri savcıları tarafından salıverildi ve aradan geçen 25 yıla rağmen hala o katillerin izleri bile bulunamadı! 
4000 yıllık Türk tarihinde bir benzerini yaşamadığımız 15 Temmuz başarısız işgal girişiminin seneyi devriyesi yaklaşmakta! Bu hain işgal girişiminin baş aktörlerinden biri olan Adil Öksüz isimli öküz, tutuklandı, vesikalıkları çekildi, değme film sahnelerini kıskandıracak kamera görüntüleri alındı ve salıverildi hala bulunamamakta! 
Öküz misali hainin (Gerçek öküzü tenzih ederim o son derece masum bir canlı) salıverilmesine sebep neydi? 
Mahkemeler... 
Peki, hayvanları hatırlayın, en az çocuklar kadar saf, çaresiz eli ayağı kesilmiş kedicikleri, köpekleri! 
Ardı ardına gelen bu hayvan vahşetinin hemen arkasından çocuklarımıza yapılan bu vahşet bir tesadüf müdür? 
Alakası var ya da yok, bu kolluk kuvvetlerinin işi, lakin hemen hemen her alanda bize yeni yeni cephelerin açıldığı bu zamanda aklıselim hareket etmenin en önemli silahımız olduğu ve bu silahımıza sıkı sıkıya sarılmak zorunda olduğumuz unutulmamalıdır! Kaldı ki bilenin bilmeyenin avazının çıktığı kadar bağırdığı, üstelik üzerine düşen hiçbir görevi layıkıyla yerine getiremeyen bir toplumda idam tartışılamaz beyler! 
Acaba kaçımız Eylülleri, Leylaları tanıyoruz? 
Acaba kaçımız aynı apartmanda oturduğumuz komşumuzun çocuğunu tanıyoruz? 
Bence önce bu soruyu sorarak başlamalıyız. 
İdamı tartışalım tartışmasına da önce aynı apartmanda kapı komşumuzu, çocuklarını tanıyalım, kaybettiğimiz değerleri de bir tartışalım! Kapı komşumuzun Leylalarını, Eylüllerini tanıdığımızda, dünyanın en azılı sapığı bile, yanı başımızdan alıp götüremez onları! Gözümüzün önüne sahip çıkalım. 
Kapı komşumuzun çocuğunu vahşi cinayet haberlerinden tanıyan toplum olmaktan kurtulalım!