Şehirlerimizin vicdanı şehir müzelerimiz olsun

97 yıl önce bugün, 16 Mart 1920! 

Kapkara bir çağı surların dibine gömüp, yepyeni aydınlık bir çağ açan Hazreti Fatih Sultan Mehmet Han’ın 1453 yılında Türk İslam şehri yaptığı İstanbul’a, düşman                  çizmelerinin bastığı gün! 

İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan askerlerinin Boğaz’da demirlemiş donanma gemilerinden çıkıp, İstanbul’a ayak bastığı gün! 

Meclis abluka altına alınmış, milletvekillerinin bir kısmı evlerinden toplanıp kimi hapse kimi de Malta’ya sürgüne yollanmış, karakollarını düşmana teslim etmemek için vuruşan askerlerimiz şehit olmuş! 

İşgal sebebine gelince, öncelikle azınlıkların haklarını korumak ve asayişi sağlamak (!) 

Sebep ne kadar da tanıdık değil mi? Irak’a müdahalenin sebebiyle ne de çok benziyor! 

“Utancımızdan sokağa çıkamaz hale gelmiştik!” diye anlatıyor, merhum Mehmet Akif Ersoy işgal günlerini! 

Bugün, İstanbul’da yaşayanlar olarak ne kadarımız, 16 Mart 1920’nin farkında olacağız? 

Bundan tam 99 yıl önce de Erzurum’un Horasan İlçesi Ruslar'dan kurtulmuştu. (16 Mart 1918) Keza bugün, günlük telaş içerisinde kaç Horasanlı 16 Mart 1918’i hatırlayacak, koşuştururken Horasan sokaklarında? 

Eğer her şehrin bir şehir müzesi olsaydı ve bugün en azından, Erzurum ve İstanbul’daki öğrenciler o müzeleri gezebilselerdi yaşananlar daha iyi anlaşılabilir, insanlarımız yaşadıkları şehirlerin acılarını, sevinçlerini,  kıymetini idrak ederek yarınlara yürüyebilirlerdi! 

Sizlere İnegöl desem, çoğunuz köftesiyle hatırlayacaktır. Evet, Bursa’mızın İnegöl İlçesi'nin köfteleri çok lezizdir, ancak bu güzel ilçemiz aynı zamanda işsizliğin hemen hemen sıfır olduğu, mobilya dendiğinde dünyada ilk sıralarda gelen  -sektörün içinde olanların farkına vardığı-, yılda 777.000.000 dolar ihracat yapan bir ilçemiz! Çok sık gittiğim bu ilçemizin mobilya alanında neden bu kadar meşhur olduğundan habersizdim. Ta ki, 13 Mart 2017 tarihinde İnegöl Belediye Başkanı Sayın Alinur AKTAŞ Bey’in daveti üzerine “Safahat“ oyunumuzu sahnelemek üzere İnegöl’e gidene kadar! Oyunumuzun oynanacağı salon “İnegöl Kent Müzesi” içindeydi, Kültür Müdürümüz bize kent müzesini gezdirdiğinde öğrendim ki, İnegöl’ün mobilya sektöründe var olma sebebi çok eski tarihe dayanmakta! Bu muhteşem kent müzesinde, ağacın kesilmesi, mamullerin üretilmesi safhaları bir bir tarihten bugüne bal mumu heykeller ve makinelerle canlandırılmış!  Osmanlı döneminde kayık küreklerinin, saraydaki yumurta kaplarının, İnegöl’ de üretildiğini kent müzesini gezdiğimizde öğrendik! Sıkı durun Bursa’nın otomotiv sektöründe başı çekme sebebinin de daha motor icat olmadığı zamanlarda, at arabalarının ve faytonların tekerleklerinin ve makas aksamının İnegöl’de yapılıyor olmasına dayandığını kent müzesini gezdiğimizde öğreniyoruz! 

İnegöl’deki bütün öğrencilerin bu müzeyi en az bir kaç kez gezdiğini ve en az bir kaç kez de benim gibi dışarıdan gelen misafirlere gezdirdiğini düşünürseniz, İnegöl’ün neden bir dünya markası olduğunu daha iyi anlıyorsunuz! 

Bir de oyunumuzu seyretmek için salonu dolduran seyircinin kalitesi karşısında şapka çıkarıyorum! 

Tiyatro demişken, 88 yıl önce bugün (16 Mart 1929), Geleneksel Türk Tiyatromuzun abide şahsiyetlerinden, tuluatın büyük ustası Kel Hasan Efendi’nin ölüm yıldönümü! Ne yazık ki bugün bir tiyatro müzemiz yok ve bizler de o müzeye gidip en azından Kel Hasan Efendi’nin köşesini ziyaret edemiyoruz! 

Bugün aynı zamanda da,”Dünya Vicdan Günü”ymüş! Kent müzeleri bir nevi şehirlerin vicdanıdır, şehirlerimizi vicdansız bırakmasak mı? 

En azından vicdansız nesiller yetişmemesi için!

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları