Zayıf bünye zayıf iman zayıf devlet 3 

 “Cahillerde ve yobazlarda akıldışı tesirlere sirayet artar” Peyami SAFA 

“Düşünmek bir sorumluluk, insan olmanın zorunluluğudur” İMAM MATURİDİ 

Köylerimizde, kasabalarımızda şehirlerimizde, her yerde kendine yamuk yapanın gözünün kör olduğu, kötü söz söyleyenin dilinin tutulduğu, yaramazlık yapan müridin topal kaldığı ya da trafik kazasında öldüğü, boş zamanlarında kendisine konsantre olan onlarca müridinin aynı anda yanında olabildiği söylentisinden başka kerameti olmayan ama ilahi güçlerle donatılmış, kainatta hüküm sahibi olan, Allah'ın onu üzenlere sık sık ihtar gönderdiği, şefkat tokatı ile hafifçe patakladığı, metafizik güçleri ile istediği insanın basiretini bağlayabilen, bırakın müritlerini milyonlarca meleğe komuta eden, dünyayı yerinden oynatabilecek güce sahip şeyhlerimiz, hocalarımız kendilerine ne isim takıyorlarsa bir sürü zat-ı muhterem (!) var. 

Bu zatların bu kadar gücü bir kenara bırakıp, kurumlarda kadrolaşma, polis tayini yapma, birini birine sevdirme çabalarını “tevazu” olarak düşünmek istiyorum ama bu da komik oluyor! “Bakmak ve Görmek” diye birçok seminer ve oyun düzenledim. 

Aklımızı kullansak bu ilizyonu görsek bu kadar zokayı yutacak gençler siyasiler vs. bulunabilir miydi? Manevi alanda bulunanların kendi alanlarında kalarak gönüllerin sultanı olmaya devam etmesi, edebin baştacı olduğu tasavvufa daha uygundur diye düşünüyorum. Neydi edep: “Sınırlara riayet etmek”! 

Gerçek tasavvuf ehli gönüllerde başköşede kalmaya devam edecek, etmeli. Şu FETÖ sonrası yangından kalan mallara üşüşme görüntüsü biraz can sıkıcı, bu zemini ortadan kaldırmalıyız. 

Asıl amacı kalpleri yumuşatmak, insanı kamil-i yetiştirmek, huzuru, sabrı, tevekkülü, edebi telkin etmek olan islamı organizasyonların madde alanında belirleyici olmak için yayılmacı (emperyalist) tutum sergilemesi üzerinde durulması gereken bir durumdur. Siyasi iktidarın tasarrufuna musallat olma, dünyevi güçlerin peşine düşme, eğitim, güvenlik, bayındırlık, adalet, sağlık gibi devletin belirli kurallar çerçevesinde yapması gereken temel görev alanına merak salmak garip bir durum! Osmanlıda bunu yapan tekkelere, şeyhlere gönderilen, çok sayıda “kendi alanına dön” talimatı olduğu arşivlerde mevcut. 

Feto ne yaptı, işe yan odada konuşulanları dinlemek için küçük düzenekler kurdurtmakla başladı. Olmadığı yerde konuşulanları kerameti(!) ile biliyordu artık. Son zamanlarda TV’lerde boy gösteren bazıları aslında Feto’yu yani şeyhlerini ilk uçuran ve evliya olarak topluma kazandıra müritler, sonra verimli gördüğü bu alanı genişletti, istihbarat kurumlarına yayıldi , siyasileri, iş adamlarını, bürokratları, gazetecileri, rakiplerini, düşmanlarını dinleyebiliyordu artık. Lüzumsuz bilgi yoktu, amansız bilgi vardı. Hepsini kullandı bilginin. 

Ona karşı olan hapse giriyordu, kötü söz söyleyen toplum dışına itiliyor ya da iflas ediyordu. Bir nevi ağızları eğiliyor, gözleri kör oluyor ya da balkondan düşüyorlardı, çarpılıyorlardı yani. Bunlar olmalıydı, çünkü bu tarz tarikat ve cemaatlerde şeyhe itaat Allaha itaatten daha önemliydi, kayıtsız şartsız edilmeliydi. “Kainatın İmamı”nın yanında emniyet müdürünü , valiyi, bakanı, cumhurbaşkanını kim takardı! Her perşembe Peygamber ile buluşuyordu, her söylediği bizzat O’nun talimatı idi! Bir Azerbaycan’da, bir Yozgat’ta, bir Kabe’de görünüyordu! 

Yoksa hala devletin otoritesini temsil eden ve asli ve temel görevleri yürüten bakanlıklarda yer almaya calışan, bürokrat polis vs. tayin listeleri hazırlayan, “FETÖ'ye verdin bize de ver yoksa seni yakarız” diye esnafı tehdit eden hoca, şeyh, abi vs.lerin kerametine inanıyor musunuz? Burada virgül koyalım. 

12 Eylül’ün 37. Yıldönümü! Herkes kendi ölülerini kutsadı, kimse neden öldük sorgulamasını objektif ve doğru zeminde yapmadı. Herkes “Ülkeyi kurtarmak için öldük, öldürdük” diyor. Nasıl kurtardık ülkeyi, karşıt fikirdekini öldürerek mi! Kalbinde vatan sevgisi olduğundan şüphe etmediğimiz fidanları mezarlarında sevmek yerine, onları bilime, sanata, edebiyata, spora, stratejik düşünmeye ulaştıracak, metodolojiyi öğretseydik, kimsenin kontrolüne ihtiyaç duymayan özgür bireyler haline getirseydik, varlıkları ve ürettikleri ile daha fazla kurtulurduk. 

Ülkeyi sevenleri öldürdük, 37 yıl sonra mezarlarını suluyoruz! Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Devlet Büyüklerim, eli öpülesi öğretmenlerim, ilkokula yeni başlayacak size emanet edilen körpecik beyinlere aklı, düşünmeyi degerlerimizi, bilimsel bakış açısını, hosgörüyü, kendimiz olmayı öğretelim. Bu çocuklar 16-17 yaşına geldiğinde her türlü maceraya açık, gerçek dünyadan kopmuş, hayaller ideolojiler, sapıklıklar peşinde olmasınlar. Lütfen, analar bugün heyacanla ilkokula gönderdiği yavrularını mezarlarında sevmesinler!