yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

14 Eylül 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

40 yıllık Müslüman Kâni olur mu Yani  

Eskiler, “Kırk yıllık Kâni, olur mu Yani” derler. Bununla bir Müslümanın kolay kolay Hıristiyan olamayacağı ve boş işlerle uğraşmanın yararsızlığı anlatılır. 

Bu sözü hatırlatmamın nedeni şu: Kendisini AK Partili olarak gösterip de işi gücü Erdoğan’ı eleştirmek olan bir kısım medya yakında “hem İslamcı, hem de Batı’yla iyi geçinen bir partinin kurulacağı” tehdidinde bulunuyormuş! 

Doğadışı ilişki 

Böyle bir parti kurulur, kurulmaz o ayrı mesele ama böyle bir politik çizgi acaba mümkün müdür? Başka bir deyişle hem İslamcı, hem Batıcı olunur mu? Bence geçmişte bir süre olanaklı hatta etkili görünen böyle bir politik alternatif artık tamamen tarihe karışmıştır. Batı, o heves içinde bulunan İslamcıları kullanabildiği kadar kullanmış, işini bitirmiş ve o defteri kapatmıştır. Artık o “kendine AKP’li diyenler” yalvarsalar da, gözyaşı dökseler de, havada 40 parende atsalar da tarihte kalmış o eski “yalan ilişki” tekrar canlandırılamaz. 

O ilişkinin temeli İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Roosevelt ile Suudi Kralı arasında atılmıştır. Daha sonra Müslüman Kardeşler (İhvan) liderleri defalarca Beyaz Saray’da ağırlanmıştır. O dönemde bazı saf ve masum Müslümanlar “ümmet güçlenene kadar”  laikçi ve milliyetçi diktatörlüklere karşı Batı demokrasileriyle işbirliğinin gerekli olduğunu sanmışlardır. 

Bir parmak bal 

Uzun bir dönem ABD ile işbirliğini savunan İhvan’ın analizine göre Batı’nın zorlamasıyla Ortadoğu’ya demokrasi gelecek, demokratik ortamda çoğunluğun dediği olacak, bu şekilde eski sömürgecilik dönemlerinde kendi dininden uzaklaştırılan toplum yeniden İslamlaşacaktı. Bu elbette Müslümanların ağzına çalınan bir parmak baldı, Batı’nın İslam dünyası için herhangi bir olumlu girişimde bulunmaya hiç niyeti olmamıştı. 

ABD, 1950’ler ve 60’larda Ortadoğu’da İslamcılar ve laik milliyetçiler arasındaki kutuplaşma yaratıp İsrail’in güvenliğini sağlamaktan başka hiçbir amaç gütmedi. Esasen Amerikan siyaseti bu dönemde daha çok Doğu Asya’yla meşgul olduğu için İslam dünyasına o kadar şiddetle eğilmedi de. 

Payanda ve stepne 

1975’de Vietnam’da yenilen ABD’nin dünya egemenliği ağır bir yara aldı. O tarihten sonra dünyada ABD-İsrail egemenliğinin sağlanabilmesinde maalesef esas olarak Müslümanlar payanda ve stepne oldular. Payanda petrol ticaretinde dolar kullanılmasını kabul eden ve tüm parasını ABD’ye yatırarak Amerikan ekonomisini kurtaran Suudi Arabistan’dı. Stepne ise bizzat ABD’nin kurduğu bir kısmı El Kaide gibi terörist, bir kısmı da Türkiye’deki Komünizmle Mücadele Dernekleri, Arabistan’daki Rabıta gibi sivil örgütlerdi. 

Peki, Doğu Asya’da başarısız olan ABD’nin İslam coğrafyasındaki planları neden tuttu? Çünkü bu coğrafyada Amerika’ya yardımcı olan Yahudiler vardı ve onlar İslam uygarlığı ve tarihini birçok Müslüman âlimden iyi biliyorlardı. Örneğin Bernard Lewis gibi uzmanlar ABD hükümetine Müslüman dünyasını hallaç pamuğu gibi atması için gerekli tüm bilgileri sağladılar. 

Yeşil Kuşak ve Yinon planları 

1970’li yılların sonunda ABD bu uzmanların katkılarıyla “yeşil kuşak” planını ortaya attı.  Bu plana göre, Sovyet Rusya’nın etrafı komünizm tehlikesinin farkına varmış ülkeler tarafından çevrelenecekti. Komünist ülkelerdeki Müslüman halklar da Hıristiyan ve Yahudilerle diyalog içinde komünist rejimlere karşı ayaklanacaktı. Böylece Müslümanlar sözde kurtulmuş olacaktı. 

ABD’nin İslam Kalkınma Bankası, Rabıta, İslam Konferansı gibi yerlerden devşirdiği unsurlar bu planı tarihsel bir fırsat, Türkiye için büyük olanak ve nihayetinde Osmanlı’nın dirilişi olarak gösteriyorlardı. Tabii hiç kimse “Yeşil Kuşak” projesinin ayrıntılarında bir de İsrail’in mesihçi “Yinon planı” olduğunu, aslında tüm İslam ülkelerinin lime lime edileceğini söylemiyordu. 1970’lerde ve 80’lerde İslam âleminde ABD’ye karşı olan nadir Müslüman liderlerden biri Merhum Erbakan Hoca’ydı. 

Peki, sonuç ne oldu? 

ABD, daha sonraları işi Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ne ve Arap Baharı’na kadar götürdü. Son dönemi herkes bildiği için ayrıntıya gerek yok, sonuçta 10 milyona yakın Müslüman bu hem İslamcı, hem Batı yanlısı olanların hataları nedeniyle öldü. 8 İslam devleti yıkıldı, bir kısmı parçalandı ve büyük bir facia yaşandı. 

Dünyada 2 yıldır ise bambaşka bir yönelim var, ABD ve müttefikleri artık eskiden “ılımlı” buldukları İhvan’a da savaş açmış durumdalar. Yakın zamana kadar Hillary Clinton’un çevresinde dolaşan “İhvancılar” artık terör örgütü kategorisine sokuldu. Batı eski ve yapay ılımlı ve aşırı ayrımlarını bırakmış, tüm İslam’ı hedef tahtasına koymuş durumda. Örneğin Suriye’de ABD’nin en güvendiği müttefik dinsiz, imansız PKK’dır. Pentagon, İslam’ın “İ” harfini telaffuz edenin başına bomba yağdırıyor. 

Paradigma değişti 

Bu bakımdan, Amerika’nın eski gülleri işlerinin bittiğinin farkında olsalar onlar için iyi olacak. ABD artık FETÖ’ye bile laikçiliğe dönme talimatı verdi. Türkiye’nin Erdoğan önderliğinde verdiği bağımsızlık mücadelesi eski denklemi çoktan değiştirmiştir. 

Hem İslamcı,hem Batıcı olunmaz 

Bizim eski İslamcı kılıklı ekip umutlanıyor ama ABD’nin onları tekrar yönetime getirme imkânı yoktur, niyeti ise hiç yoktur. Kendilerine gelmeliler. Artık hem İslamcı, hem Batıcı olunamaz. Kâni’den Yani çıkmaz.