yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

10 Eylül 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

ABD’nin inanılmaz küstahlığı ve Kılıçdaroğlu 

ABD’nin Rıza Zarrab davasına Ekonomi eski Bakanımız Zafer Çağlayan’ın ismini karıştırması ve tutuklama kararı çıkartması tam anlamıyla Türkiye’ye karşı politik bir tutum ve hukuk dışı bir uygulamadır. Bu denli düşmanlık 17-25 Aralık’ın arkasında doğrudan ABD’nin bulunduğunu ve 15 Temmuz’da FETÖ'nün ötesinde ABD’nin rolünü kanıtlar niteliktedir. 

Sizin ambargonuzdan bize ne? 

ABD Savcıları Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Ekonomi Bakanı’nı İran’a yönelik ambargoları etkisiz kılacak işlemlerde bulunmakla suçluyorlar. Hâlbuki Türkiye bu ambargolara katılmadığı gibi, komşusu olan İran’la başta enerji sektörü olmak üzere çeşitli alanlarda işbirliği yapacağını tüm dünyaya ve bu arada Amerikalı yetkililere bildirmişti. 

Bir ülkeye tek taraflı olarak ambargo ilan edip, daha sonra bu konuda ceza oluşturmak ve kendi vatandaşı olmayan bireyleri bu nedenle yargılayıp mahkûm etmeye çalışmak evrensel hukuk ilkelerine taban tabana zıttır.   

ABD özellikle 11 Eylül 2001’den beri kendi hukuk sistemini tüm yerküreyi yönetmek için kullanıyor ve devletlerin egemenlik haklarını hiçe sayıyor. 

Tamamıyla hukuksuz 

Bir hukukçu olarak hatırlatırım ki, bir ülkenin ceza kanunları ancak belli koşullarda başka ülkelerdeki eylemleri kendi ceza yasası kapsamına alabilir. Bunun için işlenen suçun bir şekilde içerde mağdurları olması gerekir ya suç işleyen şahıs o ülkenin vatandaşı olmalıdır. Bu iki koşul da eksikse ancak ulusal güvenlikle ilgili acil ve yakın bir tehlike bulunması gerekir. 

ABD’de bu son koşul 2001 yılında çıkartılan “Patriot Act” adlı yasayla hukuk dışı bir biçimde iyice esnetilmiş ve tek yanlı olarak ilan edilen ambargo kararlarına destek olarak kullanılmıştır. Bu değişiklikle “kara para” kavramı tamamıyla kendi tanımından uzaklaştırılmış, ABD’nin tek yanlı ambargolarına uymayan her türlü para transferi “kara para aklamak” olarak değerlendirilmiştir. 

Dolar kötüye kullanılıyor 

ABD’nin kendi mahkemelerini uluslararası planda yetkili kılmak için uyguladığı yöntemlerden birinin de ABD Doları olduğunu unutmamak gerekir. 

ABD Doları uluslararası ticarette kullanılan referans döviz olduğu için herhangi bir uluslararası ticari ilişki bir şekilde ABD Dolarına ve oradan da ABD bankalarına bağlanmakta ve bu şekilde ABD mahkemesinin yetkili olduğu iddia edilmektedir. Son yıllarda ABD’ye büyük para cezaları ödemek zorunda kalan dev Avrupa şirketleri de bu durumdan şikâyetçidir. Çünkü ABD kendi hukuk sistemini sadece politik egemenlik için değil aynı zamanda ekonomik çıkarları için de kullanmaktadır. Bu da dünya ülkelerinin ABD Dolarına alternatif bir döviz sistemi kurma çabalarını hızlandırmıştır.  

Dünya mahkemesi mi? 

Rıza Zarrab davası ABD’nin kendi dış politikasını başka ülkelere zorla kabul ettirme çabasından başka bir değildir. ABD İran’a ambargo uyguluyorsa, başka devletler de buna uymak zorunda değildir. Bu nedenle o ülkelerin tüccarlarını ve yöneticilerini cezalandırmaya kalkışmak tek kelimeyle küstahlıktır. 

Sadece ABD’de geçerli olması gereken ABD hukuku bir dünya hukuku değildir. ABD mahkemesi de dünya mahkemesi değildir. ABD’de görülmekte olan Rıza Zarrab davası başka tür mantıksızlıkları da içermektedir. ABD’nin İran’a ambargo uyguladığı dönemde birçok Amerikan Dışişleri yetkilisi İran’la Katar’da ve Umman’da gizli görüşmeler yapmışlardır, bu çerçevede ABD İran’a bazı özel alanlarda teknoloji transferi de yapmıştır. O halde ABD mahkemesi neden önce kendi bürokratları hakkında dava açılmamıştır? 

Ambargo neden kalktı?                                 

İşin daha da vahimi ABD’nin İran’a yönelik ambargo kararlarını kaldırmış olmasıdır. Demek ki eski ambargo uygulamasının ihlali ABD’nin güvenliğini vahim şekilde etkilemiyormuş! Bu bile davanın daha başlangıçta düşmesi için yeterli bir nedendir. Çünkü davanın tek gerekçesi ABD’nin güvenliğinden başka bir şey değildir. 

Son olarak suç olmaktan çıkarılmış bir eylemin işlendiği tarihte suç olduğu hatırlatılarak yine de yargılanması yoluna gidilmesi ancak totaliter rejimlerde görülebilecek bir hukuk cinayetidir. Bütün bunlar ABD’nin niyetinin çok kötü olduğunu yeterince orta koyuyor. 

ABD kaos içinde 

ABD aynı kötü niyetini Cumhurbaşkanımızın ziyareti sırasında gösteri yapan terörizm destekçilerine müdahale etmeyerek de göstermiştir. Burada ilginç olan nokta heyetimizi koruyan polislere hatta olaylar sırasında orada olmayan iki kadın polisimize bile dava açılmasıdır. 

Bütün bunlar ABD’nin ilişkileri gerginleştirmek için bahane aradığını ya da ABD’nin kaos içindeki devlet yapısında karanlık bir şeylerin döndüğüne işarettir. Belki de bütün bu gürültü patırtı gerçek bir suçu, ABD devletinin BM kararlarına ve kendi yasalarına aykırı olarak terörü desteklediğini gizlemek içindir. 

Yargılanacaklar 

ABD Hükümeti kendisinin ve başka birçok ülke ve kurumun terör örgütleri listesinde yer alan PKK’ya Suriye’de açıkça, bilerek ve isteyerek destek vermektedir. Aynen Libya’da El Kaide örgütüne yardım ettiği gibi. Başkan Trump Irak’ta DEAŞ'ın kurulmasını Pentagon’un sağladığını bizzat kendisi seçim kampanyasında söylemiştir. Tüm bu eylemler elbette başka bir ülkenin mahkemesinde değil ama uluslararası bir mahkemede günün birinde mutlaka ele alınacaktır. ABD kendi vatanına saldırırken saldırganın yanında duran Kılıçdaroğlu’na ise artık diyecek hiçbir şey yok.

Kayahan Uygur Diğer Yazıları