yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

21 Nisan 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Almanya bizden ne istiyor?

Ülkemizde son 50 yıldır yaşanan olayları kavramamız için sadece uluslararası ilişkilerimize değil iç politikamıza da olanca gücüyle ağırlığını koymuş olan Almanya’ya bakmak gerekir. 

Almanya’nın Türkiye’deki rolü nedir, Alman yumuşak gücünün iç uzantısı olan Alman ekolü ne için çalışıyor ve hangi taktikleri uyguluyor? 

Özellikle 90’lı yıllarda olup bitenlerde Alman parmağı neredeydi, 2009 sonrası dönemde Almanya’yı hangi olayların tam göbeğinde görüyoruz?   

“Lebensraum” (Hayat alanı) 

Öncelikle bilmemiz gereken Almanya’nın neredeyse 150 yıldır devam eden “Lebensraum” yani hayat alanı politikasıdır. Bu jeopolitik teori Almanların olabilirse topraklarını, olmazsa etki alanlarını Doğu’ya doğru geliştirmesi anlamına gelir. Bu çerçevede iktidarda kim olursa olsun fark etmez. Nitekim Almanya kurulalı beri Bismarck, İkinci Wilhelm, Weimar rejimi, Hitler, Adenauer, Kohl ya da Merkel hepsi aynı çizgiyi takip etmişlerdir. 

Alman dış politikası tabii ki kapitalizmin ve onun kaçınılmaz bir devamı olan emperyalizmin sonucudur. Alman sanayisi ile enerji kaynaklarını bir şekilde bir araya getirmek ve bu iki faktörü azami verimle işletmek sermayenin doğal bir eğilimidir. Ancak bunu yaparken çıkabilecek kanlı olayları haklı göstermek için Alman resmi ideolojisi bazı teoriler uydurmuştur. 

Irkçı jeopolitik 

Bunlardan başta geleni her halkın kendi kültürünü devam ettirmek için bir hayat alanına ve devlete sahip olması gereğidir. Alman Yeşillerinin çok sevdiği çevreci coğrafya uzmanı Friedrich Ratzel (1844-1904) bu konuda ırkçı kavramlar icat etmiştir. Alman geleneğine göre halklar ikiye ayrılır: Kültürlü, gelişmiş halklar (Kulturvölker) ve doğal, ilkel halklar (Naturvölker). Ratzel örnek aldığı Darwin’in doğal ayıklanma teorisini uluslararası ilişkilere uygulamış ve kültürlü halkların etki alanlarını ve en azından yumuşak güçlerini kültürsüz halkların topraklarına doğru yaymalarını istemiştir. 

Lebensraum (Hayat alanı) kavramının mucidi olan Ratzel, insan coğrafyası diye bir araştırma dalı ortaya atmış ve kavimlerin genelleştirilmiş ve değişmez saydığı özellikleri üzerinden ırkçı sınıflandırmalara girişmiştir. Alman kültürünün parlak isimlerinden biri olan Ratzel’in ölümünden sonra görüşleri Karl Haushofer (1869-1946) tarafından geliştirilmiştir ve ilk kez Doğu’ya doğru yayılma açık olarak ifade edilmiştir. Alman ve Avusturyalılar'ın 18’inci yüzyıldan beri devam eden “Drang nach Osten” (Doğu’ya doğru yürüyüş) politikasını Haushofer geliştirmiştir. Hitler’in sağ kolu Rudolf Hess onun öğrencisi ve hayranıdır. Nazi liderin tek eseri Kavgam adlı kitabın ilham kaynağı da Haushofer’dir. 

Planda Doğu Türkiye de var 

Birinci Dünya Savaşı’nın çıkış sebebi olan Almanların Basra petrollerine ulaşma arzusu, İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler Almanyası’nın hem Azerbaycan petrollerine, hem de Basra’ya ulaşma hayallerine dönüştü. Savaştan sonra Nazi savaş suçlularının yargılandığı Nüremberg duruşmalarında açıklanan Alman Kara Kuvvetleri’nin belgelerine göre Hitler’in amacı Ukrayna üzerinden Kafkaslara inmek, Azerbaycan petrolünü ele geçirdikten sonra Gürcistan ve Türkiye’nin Doğu’su üzerinden Mezopotamya’ya doğru ilerlemekti. Bu arada Nazi Generali Rommel’in Kuzey Afrika’daki kuvvetleri Mısır’ı ele geçirip Filistin’e varacak ve Türkiye’den gelecek birliklerle Basra’da birleşecekti. 

Ukrayna projesi 

Tam bu noktada tarihi gerçeklerden tamamen habersiz olan Türk kamuoyuna şunu hatırlatmak isterim: Savaşta Doğu Avrupa’yı 3 yıl işgal altında tutan Hitler, bölgede etnik temizlik yapmayı da başarmıştı. Yahudiler ve Çingenelerin yanı sıra Baltık ülkelerini ve Ukrayna’nın Batısını Ruslardan temizlemişti. Avrupa Birliği yani Almanya bugün işte bu sayede bu bölgelerde kendi nüfuzunu kurabilmiştir. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin geçenlerde Gürcistan vatandaşlarına vizeyi kaldırmış olması da çok ilginçtir. 

2 Hedef ülke 

Ortadoğu’da 2011-2014 yıllarındaki radikal görünümlü ancak sonuçta Almanya’ya hizmet eden bazı politik gelişmeler nedeniyle bugün Mısır, Avrupa Birliği ve Almanya’nın nüfuz alanıdır. Bir bakıma Rommel artık askerleriyle değil avrolarıyla Kahire’dedir. İran’la Almanya arasındaki şaşırtıcı sıkı ilişkiler ve İran’ın Irak ve Suriye’deki ağırlığı da düşünüldüğünde Almanların 150 yıllık hayalinin gerçekleşmesi ve Hitler ruhunun dirilmesi için gerçekleşecek iki hedef bölge kalmıştır: Doğu Ukrayna’dan Gürcistan’a kadar olan topraklar ve Türkiye’nin Doğu-Güneydoğu’su. 

Alman sanayisinden kaynaklanan emperyalist ideoloji, enerji kaynaklarıyla arasına giren iki çok büyük engeli aşmak için bir buçuk asırdır inanılmaz bir çaba gösteriyor. Bunlardan biri Rusya, diğeri Türkiye’dir. Son yıllarda her önemli dönemeçte yanımızda duran kardeş Azerbaycan’ı da unutmayalım. 

Sadece ABD mi? 

O uğursuz 1990’lı yılları hatırlayalım, her şey Merhum Özal’ın Balkanlar ve Azerbaycan’la ilişkileri geliştirmesiyle başladı. O yıllarda yaşanan olaylar içinde sadece ABD’yi görmek hatadır. ABD’de de etkili olan ve Almanya odaklı başka güçler de vardı.  Türkiye’nin o döneminin o kadar kanlı olması güç mücadelelerinin bir sonucuydu. Bugün, yani 2017 yılında, Türk iç politikasına açıkça müdahale eden, siyasi partileri manipüle eden, vakıfları ve etki ajanları yoluyla ortalığı karıştırmak, solcu gençleri sokağa dökmek isteyen Almanya’nın oyunlarına kananlar, Alman sanayi için ölmeye hazır olanlar var mı? Maalesef var, ama kaybeden yine onlar olacak. Bu konuya değinmeye devam edeceğim.

 

Kayahan Uygur Diğer Yazıları