yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

11 Eylül 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Avrasya gücünün engellenemeyen doğuşu

Cumhurbaşkanımızın Kazakistan ziyareti dolayısıyla bir grup gazeteciyle birlikte bu ülkenin başkenti Astana’daydım. Bozkırın ortasında yükselmiş gökdelenler, geniş ve bakımlı bulvarlar, kültür ve sanata ayrılmış önemli merkezler, zaman zaman birdenbire karşınıza çıkan fütürist mimari örneği dev binalar. 

Geçmişe değil geleceğe bakan Kazaklar bu anlayışlarıyla temelleri yavaş yavaş atılmaya başlanan yeni küresel düzen ve görünüm hakkında insanlara ilham veriyor. Astana çok temiz bir şehir, yerlerde tek bir çöp bile yok. Bu kent 21’inci yüzyıl Orta Asyası’nın bir vitrini gibi. 

Avrasya’nın özeti 

Astana’da yollarda ve kavşaklarda dilencilere rastlanmıyor, başıboş sokak hayvanları da yok. Bunda kent yönetiminin titizliği kadar bölgede kışların çok soğuk geçmesinin de etkisi var. Ocak ve Şubat aylarında sıcaklık eksi 15 derecenin üstüne çıkmıyor. Böyle bir iklimde böyle modern bir kent yaratmak, en azından inşaat sektörünün hava muhalefeti yüzünden sıkıntılar açısından gerçekten zorlu bir iştir. 

Kazak liderliği dünyadaki önemli binaların çoğunun bir benzerini Astana’da inşa ettirmiş, hem Batı’dan, hem Doğu’dan örnekler almış. Adeta Avrasya’nın bir özeti bu 18 milyonluk ülkede. Bölgedeki Rus ve Çin etkilerini olumlu anlamda değerlendiren Kazakistan, Cuma günkü yazımda belirttiğim gibi 19 ve 20’nci yüzyıllarda büyük güçler arasında tampon rolü oynayan Benelüks’ün bir 21’inci yüzyıl sürümü gibi.  

“Büyük Satranç Tahtası” 

Kazakistan’dayken geçenlerde ölen Brzezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” adlı kitabını yeniden hatırladım. Son 40 yıllık dönemde bütün ABD Başkanlarına danışmanlık yapmış olan bu jeopolitik uzmanı 1997 yılında yayımlanan eserinde şöyle diyordu: “Avrasya’da etkin olacak ve bu yolla ABD’nin küresel egemenliğini tartışmaya açacak Avrasyalı bir gücün ortaya çıkmasına engel olmak hayati önemdedir”.  

Tabii bundan tam 20 yıl önceki dönemde ABD pasif ve ezik Yeltsin’e güveniyordu ve Çin’in ekonomik atılımı bugünkü kadar sağlam temellere sahip değildi. Düşünün, ABD o yıllarda Rusya’yı üçe bölmeyi bile tasarlamaktaydı.   

Libya müdahalesi ve sonrası 

Buna bağlı olarak FETÖ teröristleri Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan gibi ülkelerle cirit atmaktaydılar. Bugün bu tehlike tamamen engellenmiş değildir ama Kazakistan FETÖ ile mücadelede en başarılı ülkelerden biridir. Ancak ABD’nin 1990’lardan beri Avrasya birliğini engelleme çabaları sadece casusluktan ibaret değildi. 

ABD son dönemde Rusya’yı kuşatma atılımına Libya’da başladı, oraya müdahale etti ve o esnada Rusya ve Çin buna engel olmadılar. Ancak bu iki Avrasya gücü Libya’nın durumundan gerekli dersi çabuk çıkararak ABD’nin Suriye’ye müdahalesine Güvenlik Konseyi’nde engel oldular. Dahası 3 Eylül 2013 tarihinde ABD’nin Akdeniz’den Şam’ı vurmak için fırlattığı iki füze Rusya tarafından havada imha edildi. Bu olay çok kutuplu bir dünyanın başlangıç tarihiydi. 

Suriye fiyaskosu 

Daha sonra ABD’nin Suriye’de giriştiği her manevra fiyaskoyla sonuçlandı ve en sonunda bu ülke PKK teröristlerinin yedeği durumuna düştü. Eğer bölge ülkeleri ABD’nin artık dünyanın tek patronu olmadığını iyi analiz ederlerse Amerika’nın yediği tokat o kadar büyük olacaktır ki, zamanında Vietnam’dan kaçtığı gibi tası tarağı toplayıp Ortadoğu’yu terk edecektir. 

Geçmiş dönemi tekrar hatırlayalım, görünüşte birbiriyle ilişkisiz görünen Rusya’yı çevreleme çabalarının hepsi koordinasyon içindeydi. Ukrayna olaylarını, Turuncu Devrimleri ve Gezi’yi, Arap Baharı’nı Suriye’yi, Mısır’ı biliyoruz. Bunlara İsrail’in Gazze ve Lübnan’a saldırılarını, Suudi’nin Yemen ve Bahreyn maceralarını, Batı Afrika’daki Africom’u, Güney Çin Denizi’nde ve Kore’de yaratılan gerginliği ekleyiniz. Obama’nın Japonya’yı yeniden silahlandırmasını unutmayınız. Türkiye’deki çok sayıda kumpası ve son olarak 15 Temmuz’u gayet iyi anlamış bulunuyoruz. 

Eksen doğdu, ABD yenildi 

Hepsi ama hepsi tek bir amaca yönelikti: Avrasya’da ABD’ye kafa tutabilecek bir gücün oluşmasını engellemek. Ama görüyoruz ki, bunların hiçbiri işe yaramadı ve bir Rusya-Çin ekseni doğdu ve diğer ülkeler de bu durumdan yararlanarak teker teker ABD’ye başkaldırmaya başladılar. 

İnanıyorum ki, Türkiye ve Hindistan gibi diğer başka ülkeler de AB içinden bazıları da, hatta Japonya ve Güney Kore gibi ABD’nin sadık müttefikleri bile Rusya-Çin ittifakı etrafında şekillenen büyük ekonomik güce uzun süre yabancı kalamayacaklar. 

Kazakistan’da bunu gördüm 

Kazakistan’da işte tam bunu gördüm. Bütün oteller dopdolu, Avrupalı ve Asyalı iş adamları Astana’yı komşu kapısı yapmış durumdalar. Avrasya ve Şanghay İşbirliği Örgütü ruhuna uygun olarak barış, ticaret ve işbirliği için samimi çaba gösteren herkes bir arada toplanıyor. Suriye konusunda önemli gelişmelere yol açan Astana süreci bunun en iyi ifadesidir. 

Bakın bir yanda Atlantik’in Cenevre süreci var, bu yaklaşım Suriye’ye gözyaşı, terör ve bölücülük getiriyor. Avrasya’nın Astana’sı ise çatışmasızlık, terörle mücadele ve toprak bütünlüğü… Hangisini tercih edersiniz? Barışı mı savaşı mı? Türkiye bir Atlantik ülkesi değil Avrasya ülkesidir, kendi coğrafyasına uygun düşünmeye başladığı zaman önünde hiçbir güç duramıyor. İşte ülkemiz şimdi bunu herkese kavratacak gibi görünüyor.