yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

24 Eylül 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Barzani siyonizmi

Barzani referandumunun arka planını anlamak için İsrail medyasını izlemek gerek. Görünüşte İslami ama bazı benzerleri gibi Yahudi kökenli ve Siyonist bir Kürt aileden gelme olan Ceng Sağnıç adlı İsrailli araştırmacı, Vengma adlı sitede İsrail Genelkurmayı’nın Barzani bölgesiyle ilgili görüşlerini paylaşmış. 

İsrail taklitçisi Kürtler 

Aynı zamanda Türkiye’deki Kürtçü siyasetin akıl hocalarından olan bu zat öyle bir İsrail ve Kuzey Irak karşılaşması ve Arap düşmanlığı yapıyor ki insan ister istemez irkiliyor. Sağnıç’a göre bu iki yapılanmanın da “savunulabilir” sınırları olmalıymış. Dolayısıyla nasıl İsrail 1967 sınırlarına geri dönmeyi kabul etmiyorsa, Barzani de son dönemde DEAŞ'a karşı mücadele bahanesiyle genişlettiği topraklarını geri vermeyecekmiş. 

Araştırmacı, Barzani güçlerini İsrail’in işgal ettiği bölgelerdeki Yahudi yerleşimcilere benzetiyor. Yanlış anlamayın, eleştirmiyor, övüyor. Ve örneğin Sincar’ın Barzani tarafından ele geçirilmesini İsrail’in Golan tepelerini işgaline benzetiyor. İki tarafın bugüne kadar öldürdüğü binlerce Arap ve Müslüman ise bağımsızlıkları için savaştıkları öne sürülen Yahudi ve Kürtlerin başarı hanesine yazılıyor. 

Açık Siyonizm 

Siyonizm ve Kürt ırkçılığı gibi birbirini tamamlayan iki insanlık düşmanı ideolojiyi aynı anda savunan Sağnıç, İsrail ve Barzani’nin ortak yanı olan Arap düşmanlığını göklere çıkarıyor. İyi ki Sağnıç gibi çaylak genç Kürt Yahudileri var da bu ortak strateji böyle gözler önüne dökülüp saçılıyor.  Barzaniler ve Yahudiler Ortadoğu’da çoğu Arap olan bir İslam denizinde iki ada gibi küçük ve yalnız halklarmış. Bu iki halk ancak el ele verir ve özellikle askeri alanda sıkı bir işbirliği yaparlarsa ayakta kalabilirlermiş. 

Eşgüdüm 

Gerçekten de, İsrail Genelkurmayı ve Barzani aşireti Ortadoğu’nun iki köşesinde Araplara karşı genişlemeyi hedef alan bir eşgüdümlü bir çaba içindeler. İsrail’in Suriye soktuğu El Kaide eşkıyasıyla bu ülkeyi bölünmenin eşiğine getirmesi ona Golan’da hiçbir zaman elde edemeyeceği bir avantaj sağladı. Bazı sözde İslamcıların hayal ettiği Suriye’nin parçalanması en çok Yahudilerin işine yarayacaktır. 

2014’de Irak’ta yaratılan DEAŞ tehdidi sadece PKK-PYD’ye Suriye’de yapılanma olanağı sağlamakla kalmamış, Barzani’nin topraklarını yüzde 25 genişletmesine yaramıştır. Şimdi Musul operasyonu bittiği halde Barzani aşireti Araplardan ve Türkmenlerden gasp ettiği toprakları geri vermiyor. Barzani aşireti tıpkı İsrail gibi davranmaktan çekinmiyor, hatta kendisine destek olarak İsrail güçlerini bölgeye çağırıyor. 

Geçen sene Neçirvan söylemişti 

Durumun buraya geleceği daha geçen yıldan belliydi aslında. 2016’nın Ekim ayında Alman Bild gazetesine verdiği bir röportajda Barzani aşiretinin Başbakanı ve Mesut’un yeğeni Neçirvan, “Bağımsızlık için ortam yeterince olgunlaştı ama şimdi DEAŞ'la uğraşılıyor. Musul kurtarılır kurtarılmaz Bağdat’la bağımsızlık konusunu konuşacağız, 2003’ten beri çok bekledik, Irak’ta demokrasi için yeni bir başlangıç olacaktı, olmadı” demişti. 

Bakın neden bağımsızlık istiyormuş? 

Neçirvan’ın bu sözlerinden Barzani aşireti ve Kürt ırkçıları açısından demokrasinin ne anlama geldiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Irak’ın kuzeyinde çok geniş bir özerklik, Irak yönetiminde Cumhurbaşkanlığı ve Irak hükümetinin yarısı da onlara yetmiyor, hep fazlasını, hep daha çoğunu istiyorlar. Bu insanların Türkiye’deki amaçları da bellidir, “Aman onları gücendirmeyelim” diyenler, bu kafanın Ankara ve İstanbul’u almadan mutlu olmayacağını artık anlamalıdır. 

Bakın Neçirvan Bild’deki röportajında nasıl devam ediyor: “Burada biz Arap değiliz, Kürt milletiyiz. Uluslararası toplum da bunu gerçekçi biçimde kabul edecek. Bizim burada Irak ordusu yok. Irak polisi yok. Bu durumda zamanı gelince bir referandum yapıp Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan edeceğiz.” İnsanın bunları duyunca “Adam haklı beyler“ diyesi geliyor, tabii Irak’ın askeri, polisi orada olmazsa işlerin varacağı yer de burasıdır. Kimse Neçirvan’ı suçlamasın, sadece güçten anladığını burada açıkça ifade etmiş. 

Çare Türkiye  

O halde Türkiye, bölgedeki politikalarını günümüzün gerçeklerine uydurarak Barzani’nin genişlemeci ve çatışma çıkarıcı politikalarına son verdirtebilir. Bunun için bölge devletleriyle birlikte ülkelerin toprak bütünlüklerine saygı ve içişlerine karışmama ilkeleri çerçevesinde ortak hareket edebilir. Bu çerçevede en önemli nokta Türkiye’nin 1924 Lozan, 1926 Ankara,1946 Irak ve1983 Irak-Türkiye sınır anlaşmasından kaynaklanan haklarıdır. Bölgede sadece Kürtler yaşamıyor. Arap, Türkmen, Keldani, Süryani ve diğer halkların haklarını hiçe sayarcasına alınan bağımsızlık kararları hükümsüzdür. 

Harekete geçeceğiz 

Dahası, Türkiye Musul ve Kerkük konusundaki haklarını bölgede kurulan Irak devleti nezdinde askıya almıştı. Şimdi kendi sınırlarımızda başka bir devlet belirirse beklemeye aldığımız konuları derhal yürürlüğe koymamız gerekir, Türkiye de zaten bunu vurgulamıştır. 

Aynı şekilde İsrail’in Arap karşıtı yayılmacılığının Barzani tarafından örnek alınması ve İran-İsrail geriliminin tam ortasında Yahudi din devletinin İran sınırlarında bir üs kurma girişimi dünyanın bugünkü ortamında savaşa davetiye demektir. Kendi ülkesinde bir aşiretten ciddi bir devlet çıkarmayan ve kişisel çıkarları için milyonların yaşamını riske atan Barzani bunun bedelini maalesef ödeyecektir, ona destek olmaya yeltenen Türkiye’deki kamikazeler de bunu bilmeli.