yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

13 Eylül 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Değişmesi teklif dahi edilemeyecek ilişkiler! 

Dünyamız Soğuk Savaş döneminde değil. Tek kutuplu dünya da artık çöktü. Şimdi çok kutuplu ve çok yönlü ilişkiler çağındayız. Ne var ki bazıları bu durumu anlamamakta ısrar ediyorlar. Kendi milli çıkarlarımıza göre değişen, dinamik ve esnek politikaları akılları bir türlü almıyor. 

Bu blokaj bir yere kadar olağandır, ancak hep eskide ısrar yerine biraz gözlerimizi açıp sadece bizim değil dünyanın da değiştiğini en azından fark etmemiz gerekir. Diğer ülkeler çizgilerini değiştirdikçe Türkiye de bu duruma uymak zorundadır. Geçmiş politikalara devam etmek ülkemize büyük zararlar verebilir. 

Dün, dünde kaldı 

Falanca eski politikacı ya da gazeteci anlamasa da dünkü politika dünün şartlarında doğruyken, bugünün şartlarında yanlış olabilir. Aynı şekilde bugünün politikalarını izlemeye daha o günden başlamak mümkün olmayabilirdi. 

Ülkelerin kalıcı dostları olmadığı gibi kalıcı düşmanları da olmaz. Ayrıca dostlarımızla tüm konularda aynı şekilde düşünmek gibi bir zorunluluğumuz olmadığı gibi, düşmanlarımızla bazı özel konularda birlikte hareket edebilir, ya da onlarla ticaret yapabiliriz.  

Dış politika ilkeleri 

Uluslararası ilişkilerde asıl ilke ülkenin varlığını ve geleceğini korumaktır. Çıkarları maksimize etmek, kayıplarını asgariye indirgemektir. Ülkelerin birbirleriyle ilişki kurarken izledikleri yöntem “kazan-kazan” ilkesidir. 

Düşmanları azaltıp, dostları çoğaltmak ilkesini şu şekilde anlamalıyız: Dostlarımızla ilişkilerimizi geliştirmek, aradaki ülkeleri dost haline dönüştürmeye çalışmak, düşman ülkeleri tarafsızlaştırmak, düşman kalanların ise kendi aralarındaki çelişkilerden yararlanmak. Ve bunları yaparken ülkemizin varlığının teminatı olan ve bizi biz yapan kutsal değerlerimizden ve insani yaklaşımlarımızdan taviz vermemek. 

Uyduluğa alışmışlar 

Bu en temel ilkeleri anlamak istemeyenlerin asıl takıldıkları nokta Türkiye’nin bağımsız bir dış politikası olamayacağını düşünmelerdir. Ülkemiz o kadar uzun bir süre Washington eksenli bir ülke olmuştur ki en ufak bir özerk davranışa bile bu insanların aklı yatmamaktadır. 

Türkiye’nin ABD etrafında dönen bir uydu haline gelmesinin tarihi eskidir. 11 Şubat 1945 tarihli Yalta Konferansı’nda dünyada ABD nüfuzundaki bölgelerle, Sovyet Rusya nüfuzundaki ülkeler ortaya çıktı. Sonraki birkaç yıl içinde yeryüzündeki tüm devletler tercihlerini yaptılar. Türkiye de o dönemdeki yöneticilerinin kararıyla 1946’da ABD kampına balıklama atladı ve o tarihten sonra da bu girdaptan bir türlü çıkamadı. Biraz çırpındığı her dönemde askeri darbelerle girdabın derinliklerine doğru tekrar itildi. 

Pentagon’da dostu olan abiler dönemi 

Dünya 1945-1990 yılları arasında iki kutupluydu ve iki taraf arasında bir soğuk savaş cereyan ediyordu. Bu dönemde tüm aklıevvel siyasiler ve kulaktan dolma uzman köşe yazarlarının işi gücü hükümete politikaların nasıl ABD’ninkine uydurulacağının formüllerini vermekten ibaretti. O yılların falanca ya da filanca “abileri”, Amerikalı bir Ortadoğu uzmanı köşe yazarını yakından tanıdıklarını, ya da Pentagon’dan bir uzmanla Washington’da yemek yediklerini anlatır ve onların görüşlerini aktarırlardı.  

Onların “tanıdık” dediklerinin aslında kim olduklarını herkes anlardı tabii.  İkinci bir yöntemleri ise ikide bir “ülkemizi iyi tanıtamamaktan” şikâyet etmekti. Bu sözlerin tercümesi ise “bana para verin, iş bitireyim” olarak yapılırdı. 

1990’lar rezaleti 

1990’dan sonra bu soğuk savaş dönemi bitip tek kutuplu dünya ortaya çıkınca bu zoraki diplomatların işleri daha da kolaylaştı ve şöhretleri arttı. Sovyet Rusya blokunun yıkılıp ABD’nin tek süper güç olarak kalmasından itibaren bu “uzmanlar” FETÖ ve liberal medyanın desteğiyle işi iyice azıttılar ve neredeyse kadrolu etki ajanı haline geldiler. 

Neredeyse her ülke bir kutup 

ABD’nin Arap Baharı adı verilen büyük tuzağa kendisi düşüp “tek jandarma” pozisyonunu kaybetmesi Türkiye’nin bağımsız dış politika arayışlarını hızlandırdığında ortaya aslında yepyeni bir durum çıkmıştı. Dünyada ABD’nin yanında Çin, Rusya, Hindistan, İngiltere, Türkiye, Fransa, Almanya, İran, Brezilya, Güney Afrika gibi birçok küresel güç belirmişti. 

Ama medyada ve muhalif siyasette eski alışkanlıklar bir türlü değişemediği için bu durumu anlamak yerine yeniden eski alışkanlıklarına dönüş yapanlar epeyce fazlaydı. Onlara göre ABD’den uzaklaşıyorsak Rusya’ya yaklaşıyorduk ve Türkiye mutlaka bir kutupta olmalıydı. 

Yeni yapılanma tehdidi 

Şimdi bedeni başka beyni başka yerde olan, üstelik de yıllardır tek bir kitap okumamış, ABD veya İngiliz medyası dışında bilgi kaynağı olmayan uzmanların bugün Suriye’de Türkiye, Rusya ve İran arasında bir mutabakat doğmasını anlayamamakta ısrar etmeleri şaşırtıcı değildir. Irak ve Suriye sınırlarımızın Güneyinde yeni yapılanmaların oluşmasının Türkiye için nasıl bir risk taşıdığını da elbette göremezler. Çünkü onlara göre değişmez, değişmesi teklif dahi edilemez ezeli ve ebedi (!) müttefiklerimizin uygun gördükleri bir devlet bize nasıl düşman olabilir ki? 

Önce vatan 

Ama işte kazın ayağı öyle değildir, ülkelerin bekası söz konusu olunca her türlü dostluk biter, bir varoluş mücadelesi başlatılmak zorundadır ve bunun için her türlü risk alınır. Tabii bunu kavramak için sadece bilgi ya da doğru yaklaşım yetmez, belki biraz da vatanseverlik gerekir.  

Kayahan Uygur Diğer Yazıları