yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

09 Ağustos 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Durumu Görmez değiliz 

İnsanlar terbiyelerinden dolayı sustuklarında kurnazlar onları anlamaz sanırmış. Kimi aklı evveller de Diyanet İşleri Başkanlığı’ndaki nöbet değişimini bir fitne konusu yapmak için olmadık şeyler uydurdular. Hiçbiri yetmeyince de 15 Temmuz’da darbeye karşı halkı sokağa çağırmak için salâ okunması girişimini Sayın Mehmet Görmez’le ilişkilendirdiler. Öyle bir tantana yaptılar ki nerdeyse ben bile inanacaktım. 

Gerçek neydi? 

Hâlbuki camilerde salâ okunması çağrısı 15 Temmuz akşamı Ülke TV’de Turgay Güler tarafından yapıldı. Biliyorum, çünkü ben de orada, kendisinin yanındaydım. O akşam saat 21.00’den ertesi sabah saat 08.00’e kadar camilerde salâ okunması, insanların sokaklara çıkması, polis merkezlerinin, resmi binaların, medya kuruluşlarının önüne, meydanlara toplanılması için ekrandan çağrı yapıldı. Bu konuda inisiyatif Diyanet’ten gelmedi, tam tersine başlangıçta bazı müftülüklerden direnenler oldu. Salâ okumayı kesenler yine ekrandan uyarıldı. Sayın Görmez ise darbecilerin bombaladığı MİT’in sığınağında kalmak zorundaydı ve 2 saat boyunca telefonu çekmedi. 

Esasen 15 Temmuz gecesi ne olup bittiği bir sır değildir. ESMEDYA ve diğer milli yerli medya gibi o gece sabaha kadar bir karargâh gibi çalışan Ülke TV stüdyosundan da halkımız değişik noktalara, devleti ve demokrasiyi korumaya sevk edildi. Herhalde FETÖ de bunun farkına varmış olmalı ki bir ara askerler 2 tankla TV binasına yaklaştılar, işte ancak o zaman halka bizi de koruması için çağrı yaptık. Kapının önüne yüzlerce insan toplanınca tanklar Haliç Köprüsü’ne çekildi. 

Neden hatırladım? 

Bunları yazmaya bile gerek yok aslında, hepsi Youtube sayfalarında kayıtlı olarak var. Bize gelince, biz bunları unutmuştuk, zaten biz yoktuk, kendimize yönelik tehlikelerin farkına bile o gece ancak TV’nin emektarı Ömer, “Ağabey tanklar geliyor” dediğinde vardık. Derdimiz, bazı siyasal fitne hesapları için Diyanet İşleri Başkanı’nın bir takım gerçekdışı senaryolara alet edilmemesidir. 

Bu hatırlatmayı yapmak için bir süre bekledim de açıkçası, sandım ki Sayın Görmez konuşur ve “o ben değildim, konudan haberdar olduğumda salâlar başlamıştı” der. Herhalde farkında değildi, ben de bu yakıştırmalar ve var olamayan yaftalar Sayın Görmez’e daha uzun süre yapışıp kalmasın diye bu düzeltmeyi yapmak zorunda kaldım.  

Gecikme vahim 

Öte yandan Sayın Görmez’in başında bulunduğu Diyanet’in FETÖ konusunu yıllarca görmezden geldiği, Fetulah Gülen’i bir İslam âlimi olarak sunduğu inkâr edilemeyecek bir gerçektir. Diyanetin yayınları, faaliyetleri ortadadır. Diyanet’in resmi görüşü olan İslam Ansiklopedisi’nde, yani Müslümanların dinleri ve uygarlıkları hakkındaki ana bilgi kaynaklarında FETÖ açıkça övülmüştür, hem de 15 Temmuz’dan 1 ay sonrasına kadar. 

Devletin resmi görüşü 17-25 Aralık’tan sonra FETÖ’ye desteğin suç olduğu yönündedir. Tapu Müdürlüğü gibi alakasız yerlerde bu yüzden KHK ile işten çıkarılan çok sayıda insanlar vardır. Bu işlemleri normal kabul edenlerin, konu Diyanet olunca birden hassaslaşmaları ve ağıt yakmaları anlaşılır gibi değildir. 

Siyaset değil inanç sorunu 

Sayın Görmez’in giderayak hazırladığı raporun neden darbe girişiminden ancak 1 yıl sonra yayınlandığını soranlar da hiç haksız değildir. Hiç kimse bu duruma ve Sayın Görmez’in baştan beri devam eden suskunluğuna “o zaman siyaset de öyleydi, devlet de öyleydi” diye bahaneler getirmesin. Bir âlim cesur olmak, kendi konusuyla ilgili meselelerde her şartta doğruları söylemek zorundadır. İslam ulemasını bize öyle anlatmışlardı, yoksa yanılıyor muyuz? 

İnançla, itikatla ilgili konularda siyaset gereği susan bir ulema olabilir mi? Doğrudur, eski Türkiye’de gerçeklerden çok siyasal çıkarlar, kariyer hesapları, şuculuklar, buculuklar prim yapardı. İnsanlar seküler bir entelektüel olmak için bile önce tutarlılık gerektiğini anlayana kadar maalesef bu durum devam edeceğe benziyor. 

İlahiyatçılara bakınız 

Türkiye’de yıllarca FETÖ’nün sapkın bir örgüt olduğu gerçeği halktan gizlendi. Halkı aydınlatmakla görevli ilahiyatçılar bu görevlerini yerine getirmemenin gerekçesini “ümmet bölünmesin, kafası karışmasın” diye açıkladılar. Böyle diyerek de ülkeyi ve kurumları FETÖ sapkınlarına teslim ettiler. Bugün de aslında değişen bir şey yoktur. Diyanet’in geç de olsa yayınlanan raporu bile ne üniversitelerde ne de devlet kurumlarında yeterli ilgi görmedi. Neden? Çünkü bu yazılırsa filanca cemaat tepki gösterir, bu söylenirse falanca grup bozulur kaygısı dile getiriliyor. 

Bu kaygılar doğrudur, yanlıştır ayrı mesele, ama bu gerekçeleri ileri sürenler ne derece samimiler acaba? Ümmetin kafasının karışmaması konusunda gerçekten hassas olsalar televizyonda ve sosyal medyada neredeyse meleklerin cinsiyetini tartışmazlar. 140 Vuruşlu mesajlarla insanları vesveseye düşürmezler. 

FETÖ’yü maskeleme 

Konu FETÖ olunca dut yemiş bülbül kesilenlerin en hassas konuları medya mezesi yapmaktan çekinmemeleri ibret vericidir. Buradaki amaç açıkça ortadadır. FETÖ’nün sapkınlıkları ve İslam dinini nasıl Hıristiyanlığa eklemleye çalıştığı unutturulmak isteniyor. İşte bu yüzden televizyonda son derece düzeyi düşük ilahiyat tartışmaları yapılıyor. Herkesi dikkatli olmaya, oyunlara düşmemeye çağırıyorum. Yarı doktor insanı canından… demişler.