yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

17 Temmuz 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

FETÖ ve yine parsayı toplayan merkez sağ

Türkiye’de, özellikle de muhalefette birçok insan, “Darbenin sivil ayağı kimdi?” diye soruyor. Bence daha da önemli olan soru darbenin kuracağı hükümetin muhtemel politikasıdır. Darbenin asıl hedefi Erdoğansız bir Türkiye idi. Bunu herkes biliyor. Peki, 15 Temmuz 2016 kalkışmasının ardındaki güç nasıl bir Türkiye hayal ediyordu? 

Bu soruya 17 Temmuz 2016 günü yayınlanan yazımda darbeci “Yurtta Sulh Dünyada Sulh Komitesinin” bildirisini yorumlayarak cevap vermiştim. O saptamalar ile FETÖ yayınlarını, onları destekleyen dış ve iç çevrelerin çeşitli konulardaki düşüncelerini birleştirdiğimizde ortaya ilginç bir resim çıkmaktadır. 

Klasik merkez-sağ geliyordu 

ABD’nin düşündüğü darbe hükümeti terörist FETÖ’nün asker ve sivil adamlarından kurulu bir idare değildi. Kilit noktalara FETÖ’cüler getirilecekti ama aslında klasik, Amerikan yanlısı merkez-merkez sağ bir hükümet planlanmıştı

Türkiye’de her 10 yılda bir tekrarlanan darbeler gibi 15 Temmuz 2016 da bir CIA organizasyonuydu. Başlıca amacı yine her zaman olduğu gibi Türkiye devletini ABD çizgisinde tutmaktı. 

Darbenin dış politikası 

Bu çizginin iki ayağı Suriye ve Ukrayna idi. ABD, Türkiye’nin Suriye’de PKK ile işbirliği yapmasını ve bir terör koridoru kurulmasına önayak olmasını istiyordu. Ukrayna’da Kırım konusu ön plandaydı. O bölgede ve Kafkasya’da canlandırılması düşünülen terör hareketlerine Türkiye’den lojistik destek isteniyordu. 

FETÖ darbecilerinin her ne pahasına olursa olsun müdahale edecekleri alan enerjiydi. Türkiye’nin enerji alanında bir geçiş noktası, bir Doğu-Batı, Kuzey-Güney boru hattı düğüm noktası olması engellenmeliydi. 

Özetle 15 Temmuz darbe girişiminin amacı Türkiye’nin eskisi gibi ABD güdümünde bölgesel bir piyon olarak kalması, küresel bir güç haline gelmemesiydi. Bunun için de eskiden beri kullanılan bir model öngörülmekteydi. Darbecilerin “Yurtta sulh” ile ima ettikleri hükümet biçimi, ABD’nin 1950’lerden beri ülkemize uygun gördüğü “merkez-merkez sağ” hükümet modeliydi. 

ABD’nin merkez sağ projeleri 

1950’lerde “küçük Amerika”  1960’larda NATO’cu “Morrison Süleyman”, 1970’lerde ABD dostu “Milliyetçi Cephe”, 1980’lerde 12 Eylül’le gelen “ABD ve küreselcilik yanlısı liberal çizgi”, 1990’larda ABD’nin has adamı Demirel’in dönüşü ve 28 Şubat, 2000’lerde bu kez FETÖ destekli Amerikancı “ılımlı İslam” çizgisi.  

“Yurtta sulh” hükümeti de aynı şekilde birkaç CHP’liyle takviyeli bir orta sağ koalisyon hükümeti olarak düşünülmekteydi. 1 Kasım 2015 seçimlerinden önce önerildiği gibi… Bu hükümet Suriye’de ABD ile birlikte PKK’ya destek verirken, ülke içinde de belirli bölgeleri tamamıyla bölücü terör örgütünün denetimine bırakacaktı. Bölücü terör örgütlerine aşırı hoşgörü gösterilirken vatanseverlere ve İslami değerleri savunanlara karşı müthiş bir baskı kampanyası başlatılacaktı.  Bir yandan yeni “Ergenekon ve Balyozlar”, öte yandan da değişik “Selam ve Tevhit” kumpasları yürürlüğe sokulacaktı. Ta ki orduda, poliste, yargıda ve bürokraside FETÖ’cü olmayan tek bir kişi kalmayana kadar. 

Darbenin iç politikası 

Medya tamamıyla uluslararası tekellere satılacak, onların yerli uzantıları ve FETÖ’nün dışında kimse bu sektörde yer alamayacaktı. 

Darbe hükümeti ekonomide aşırı liberal, İMF’ye bağımlı bir politika izleyecekti. Uluslararası finans kuruluşlarının adamlarına koltuk sağlayacaktı. Yerli ve milli her projeyi rafa kaldıracaktı. Yüksek faizden, düşük enflasyondan ve durgun piyasadan yana bir politika izleyecekti. 

Darbeciler tüm milli savunma projelerini iptal edecek, Aselsan özelleştirilip yabancılara satılacak, ordu profesyonel hale getirilip tamamen ABD savunma uzmanlarının yönetimine bırakılacaktı. 

Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılacak, tüm tarikat ve cemaatler yasaklanıp hocaları hapse atılacağı için Müslümanlık sadece FETÖ’cülüğün maskelerinden biri olarak istismar edilecekti. 

Milli Eğitim bakanlık olarak özelleştirilip özel okul ve üniversite sahiplerinden oluşan bir kurulun yönetimine verilecekti. Yetenekli ve zeki çocukların tümü eğitim olanağı sağlama bahanesiyle FETÖ tarafından ABD bilgi endüstrisinin hizmetine koşulacaktı. 

Beyaz Müslümanlar 

FETÖ darbesi sonrası kurulacak merkez-merkez sağ hükümete kimler destek verecekti? Burada önemli olan kişiler değil, fikirler ve akımlardır.  Türkiye’de eskiden beri “beyaz Müslüman” olarak bilinen ABD-Suudi çizgisindeki, 1965 Adalet Partisi modeli merkez sağın o dönemde darbe hükümetine desteğe hazır olduğu düşünülebilir. CHP içindeki aşırı Batı yanlılarının ve MHP’deki Meralci kanadın da konumu da ortadadır. 

Bu siyasal akımlar hakkında bu saptamaları yaparken, onların bugün de aynı çizgide bulunduklarını düşünmüyorum. Çünkü merkez sağ ilkesiz, değersiz, ekonomik ve kişisel çıkarları dışında bir şey düşünmeyen eyyamcılardan oluşur. Güçlü kimse ondan yanadırlar. 

Yerleşikler her zaman önde 

Son bir yılda hükümet FETÖ’ye karşı oldukça başarılı operasyonlar yapmıştır. Ayrıca son dönemde dünyada da büyük değişimler olmuş ve uluslararası dengeler değişmeye başlamıştır. FETÖ’nün ve ardındaki ABD’nin eski güçleri artık bulunmamaktadır. Bu nedenle bu günlerde merkez sağın büyük kısmı FETÖ karşıtı havalarda, seremonilerde en ön saflardalar. Bu da olağandır, onlar yerleşik düzeni ve çıkar grupların temsil ederler. Düzen değişmediği sürece de onları hep en önlerde göreceğiz. 

 

Kayahan Uygur Diğer Yazıları

Barzani siyonizmi

23 Eylül 2017

“Sünnistan” olmadı, Kürdistan verelim!

21 Eylül 2017

Eğitimde kriz-3  

20 Eylül 2017

Eğitimde kriz-2  

19 Eylül 2017

Eğitimde kriz-1

18 Eylül 2017