yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

10 Ağustos 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Kore'de başlayıp 15 Temmuz'da biten utanç 

1951 Yılında Türkiye Kore’ye asker gönderdi. Amaç ABD’ye kiralık askerlik yaparak Mehmetçiğin kanı üzerinden ülkemizi NATO’ya pazarlamaktı. Kısacası bu, tarihimizde ender rastlanan bir utanç sayfasıydı. 

“Küçük Amerika” 

O dönem Türkiye’yi “Küçük Amerika” yapmak hayaline kapılmış olan Demokrat Parti (DP) ülkemizin mutlaka Batı kampında yer almasını istiyordu. Unutmamak gerekiyordu ki başta merhum Adnan Menderes ve Celal Bayar olmak üzere Demokratlar aslında eski CHP’lilerdi. Batı değerlerini, yaşam tarzını, dünya görüşünü benimseme açısından aralarında pek bir fark yoktu. 

DP de, CHP de Türkiye toplumundaki bir imtiyazlı azınlığın, ekonomik güç sahiplerinin temsilcileriydi. İktidarlarını, egemenliklerini korumak için de ABD’ye yanaşmakta, milli orduyu NATO’ya bağlamakta sakınca görmüyorlardı. NATO’ya girebilmek için de Kore’ye asker göndermenin şart olduğunu düşünüyorlardı. 

Kore “nire”? 

Ancak Anadolu’nun yoksul ve Müslüman halkında bir tepki belirmişti. “Kore nire?” diye soruyorlardı. Başkalarının çıkarları için dünyanın öteki ucunda savaşa gitmek istemiyorlardı. Dahası, Kurtuluş Savaşı öncesi cepheden cepheye koşup en sonunda elde kalan toprak parçasını kurtarmak için canını dişine takarak hayatta kalmayı başarmış olanlar iktidara kuşkuyla bakıyordu. 

Birinci Dünya Savaşı İttihatçı vurguncuların keselerini doldurmasıyla sonuçlanmıştı. Kurtuluş Savaşı’nı halk vermiş, fakat iktidarı imtiyazlı, Batı hayranı kapitalistler ele geçirmişti. İş Bankası kurucusu Bayar’ın İnönü’den ne farkı vardı ki? Bu homurdanmalar arttıkça bazı DP milletvekilleri bile kuşkuya kapılmaya başlamışlardı. 

Diyalogcunun fetvası 

İşte bu noktada diyalogcu, modernleşmeci, sözde İslam yorumcuları devreye girdiler. ABD yanında savaşa girilmesi için fetva verdiler, şöyle dediler: 

“Hatta hadis-i sahihle, ahir zamanda İsevîlerin hakikî dindarları ehl-i Kur'ân ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi; şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakikî dindar ruhanîleriyle dahi, medar-ı ihtilâf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve nizâ etmeyerek, müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar.” 

İşte Türkiye’nin son 40 yılda nasıl FETÖ’nün çiftliği ve Amerikan sömürgesi haline getirmek istendiğinin kökleri burada yatmaktadır. Müslümanların en büyük katiline, İsrail’in destekçisi ABD’ye “İsevilerin hakiki dindarı” diyerek övgüler düzenlerin varacakları yer belliydi. Bu kafa işte Türkiye’yi 15 Temmuz’a getiren kafadır ve 250 şehidimizin katilleri de bu sapkın zihniyete sahip olanlardır. 

İslam’ın asıl sorunu bunlar 

Zamanında Abdülhamit Han’ı da deviren bu insanların benzerleri, önce İngilizler, daha sonra Amerikalılar tarafından İslam dünyasının dört bir tarafına yerleştirilmiş oldukları için bugün Müslümanlar bir varoluş mücadelesi veriyorlar. Bu tür sözde İslam önderleri nedeniyle son 15 yılda 10 milyon Müslüman katledildi, 7 İslam ülkesi yok oldu, Kudüs İsrail işgali altında ve Kutsal toprakların yanı başında Amerikan üsleri var. 

1951’de bu fetvayı veren kişinin küresel politikadan anlamadığı ya da komünizmle kapitalizmin aynı olduğunu bilmediği için böyle fetva verdiğini farz edelim. Belki gençliğinde yaşadığı olaylar nedeniyle bir Rus nefreti vardır diyelim, ama bir politik tercihi böyle İslami ambalaja sokup halkı kandırmak bir âlime yakışır mı? Hem sadece içinde bulunduğu dönemi görüp gelecek vizyonu olmayan birine âlim denilir mi? Hele bu kişi bir de kendini zamanın âlimi ilan etmişse bizim de bu kadarcık hatırlatma yapmamıza gücenilmesin lütfen. 

Kan kusturdular 

Bu tür diyalogcu, Hıristiyan ve Yahudilerle dost olma peşinde koşan İslam yorumcuları nedeniyle ülkemiz ABD yörüngesine girdi. Ordumuz NATO’ya, bürokrasimiz Batı’ya, devletimizin yarısı FETÖ’ye bağlandı. Toplum giderek yerli ve milli değerlerinden, dini inancından, geleneklerinden uzaklaştırıldı. Her 10 yılda bir darbeler yapıldı, Müslümanlar Amerikancı rejimler tarafından inim inim inletildi. Son 65 yılda yaşadığımız bütün sorunların arkasında ABD ve Batı vardı. O kişinin “ahir zamanda Müslümanlarla ittifak edeceklerini” müjdelediği “İsevilerin hakiki dindarları”  Müslümanlara kan kusturdular. 

Kore ne oldu? 

Peki, Kore ne oldu dersiniz? Oraya 5 bin 455 asker yolladık. 721’i öldü, 2 Bin 111’i yaralandı, 168’i kayboldu, 216’sı esir düştü. Yani ordunun yarıdan fazlası yitip gitti, hiçbir savaşta görülmemiş bir sonuç. Neden? Çünkü Amerikalı komutanlar orada kasıtlı olarak Müslüman Mehmet’i canlı kalkan yaptılar. Amerikalı komutanlar yahut FETÖ diliyle konuşacak olursak Müslümanlarla ittifak eden İsevilerin hakiki dindarları… 

Savaşta işgal edilen Güney Kore 65 yılın 50’sini askeri diktatörlüklerle geçirdi. Yabancı sermaye Korelileri köle gibi çalıştırdı. Savaştan önce Kore halkının kendi dini ve geleneği vardı, ülkede Hıristiyan sayısı parmakla gösterilecek kadar azdı. Bugün Güney Kore’nin yüzde 40’ı Hıristiyan, yüzde 45’i inançsızdır. Komünizm altındaki Kuzey Kore’de ise halkın inançlarında hiçbir değişiklik olmamıştır. 

Misyoner FETÖ 

“İsevilerin ruhanileri” Güney Kore’de tarlayı iyi sürmüşler, FETÖ ve şakirtleri de böyle sürmüşlerdi, hâlâ da sürüyorlar. Açık konuşuyorum, FETÖ çizgisinin tarihsel amacı Türkiye’yi Hıristiyanlaştırmaktır.