yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

28 Eylül 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Neden İsrail bayrağı sallıyorlar? 

Barzani referandumuyla ilgili olarak Irak’ın Kuzeyinde yapılan tüm gösterilerde bölgesel yönetimin bayrağının yanı sıra İsrail bayrağı da ön plandaydı. Her halde bir yerlerden bir ışık yakılmış olmalıydı ki gazeteciyi ya da TV kamerasını gören herkes elindeki mavi-beyaz bayrağı insanların gözüne sokarcasına öne doğru uzatıyordu. 

Mesaj var 

Sosyal medyada bu İsrail bayraklı fotoğraflar o kadar yaygındır ki insanlar gösterilerin nerede yapıldığını soruyorlar, Erbil’de mi, Tel-Aviv’de mi? Elbette burada verilmek istenen bir mesaj var, ama bu bazılarının sandığı gibi Türkiye’ye yönelik değil Arapları hedef alıyor olmalı. 

Bir analizcinin yapacağı en büyük hatalardan biri kendisini ve savunduğu kesimi dünyanın merkezi sanmaktır. Bu aşırı öznellik gerçeklerin farkına varılmasını engeller. Referandum Irak’ta yapıldığı için bayraklar da Türkiye’den önce Irak kamuoyunu belli yönde etkilemek için kullanılıyor.  

Fay hatları 

Bilindiği gibi Irak’ta en büyük 3 grup Şii Araplar, Sünni Araplar ve Kürtlerdir. Ülkenin 2003’te ABD tarafından işgal edilmesinden sonra asıl fay hattı Şiilerle Sünniler arasında ortaya çıkmıştır. İşgalci ordu, Abbasilerden beri geleneksel olarak ülkeyi yöneten Sünnileri devletten kazımıştır, en küçük memuriyetler bile sadece Şiilere verilmiştir. 

Bir taraftan da Şii intikamcılığını kışkırtan Amerikalılar, Sünni Arapları El Kaide ve DAEŞ gibi terör örgütlerinin kucağına itmiştir. Bölgede DAEŞ’in 2014’de bir patlama yapması, 2 milyonluk Musul’u başkent ilan etmesi ve Irak-Suriye arasında bir devlet kurması tesadüf değildi elbette. ABD sanki durumun daha önce farkında değilmiş gibi davranmış, hükümetimizi de ABD çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışmıştır. 

Arap-Kürt kavgası 

Şimdi bölge genelinde ve Irak’ta Şii-Sünni çatışmasının yerine Arap-Kürt çatışması geçirilmek istenmektedir. Erbil’deki Barzani’nin akıl hocaları Kürtlerin ellerine birer Siyonist işaret vererek özellikle Sünni Arapları Şiilerin yanına itmeyi amaçlamışlardır. Eli Siyonist bayrağı tutanlar şunu demek istiyor, “Ey Sünni mezhebinden Araplar sakın ola ki biz de Sünni’yiz diye size daha yakın olduğumuzu sanmayın, biz Siyonist’iz dolayısıyla Sünni Araba da Şii’ye de karşıyız”. 

Bu mesaj çok önemlidir, çünkü daha önce Kuzey bölgesindeki bazı Arap aşiretleri Haşdi Şabi’ye göre ehven-i şer gördükleri Sünni Kürtlere yani Barzani’ye yanaşmışlardır, şimdi ise mesele mezhep değil etnik köken olmaktadır. Aynı şekilde daha önce Barzani’yi Şiilere göre Türkiye’ye daha yakın olarak görenlere de “bizim asıl yüzümüz bu, görün bizi” denmektedir. 

Milliyetçilik gündemde 

Anlaşılan ABD, tıpkı Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da etnik çelişkiler üzerine oynayacaktır. Kürtler, Yahudi bayrağını salladıkça Araplar öfkelenecek ve birleşecektir. Bu arada Suudilerin de Irak’ta Şiilerle bir dizi görüşmeler yaptıkları biliniyor ki önceki yazılarımda bundan söz etmiştim. ABD yanlısı Suudiler, iç savaş sona erince Suriye’nin yeniden inşa edilmesi için yatırım yapmaya söz vermişlerdir, hatta Lübnan Hizbullahı ile gizi görüşmeler yaptıkları da söylenmektedir. 

Tüm bu gelişmelerin açıklaması şudur: Bölgede yıllardır kışkırtılan mezhepçilik ve din istismarı, akıtılan o kadar dolarlara, beslenen o kadar cemaat  ve Hoca’ya rağmen Batı açısından azami etkiyi sağlayamamış, eski devletler tahrip olsalar da ayakta kalmayı başarmışlardır. Şimdi ise sahneye yine Arapçılık, Kürtçülük gibi akımlar sürülmektedir. Güneş’te 31 Ağustos’ta yayınlanan “Arap Milliyetçiliğinin Dönüşü mü?” başlıklı yazımda anlatılan da budur. 

Dindar taban hayali 

Bu noktada bazı sosyoloji meraklıları bu kadar İsrail hayranlığının Barzani’nin dindar tabanında tepki doğuracağını düşünebilirler. Bu, belki de doğrudur ama beklenen tepkinin kendini göstermesi uzun yıllar alır. Ama bugün için pratikte görülen şudur: Barzani hareketinin bütün seçkin kesimleri ve özellikle en dindarları da dâhil olmak üzere Kürdistan eşrafı İsrail’le politik ve varoluşsal bir ittifak kurulmasında hiçbir sakınca görmemektedir. 

Barzani ve İsrail yakınlaşması üzerine istediğimiz kadar hamasi nutuklar atalım, bu gerçeği görmemiz ve değerlendirmemiz gerekir. Değerlere bakarak hüküm vermek başka, olgulara bakmak başkadır. Bu ittifak vardır, bunun doğru mu yanlış mı olduğu ayrı meseledir. Analizini yaptığımız kesim mutlaka bizim düşüncemize göre doğru olan bir politika izlemeyebilir, ayrıca şu veya  bu şekilde kendi kısa ya da uzun vadeli öz çıkarlarına aykırı da davranabilir. Bu nedenle yapılan doğru da olsa yanlış da olsa yapılmıştır ve Türkiye de buna karşı bir tavır almak zorundadır. 

Milli açı 

Ortadoğu’da ve Irak-Suriye bağlamında bölge ülkelerinin genel olarak hatası olaylara mezhepsel ya da etnik planda bakmalarıdır. Daha alt düzeyde ise aşiretçilik, cemaatçilik ve örgütçülük gibi mikro çelişkiler vardır. Bölgeyi çok iyi bilen Amerikalılar, özellikle İsrail istihbaratı ve İngiliz danışmanlığıyla o kadar çok yönlü ve karmaşık politik bubi tuzakları hazırlamaktadırlar ki mayına basmadan yürümek oldukça zordur. 

Bu nedenle tıpkı içerde olduğu dışarda milli bir politika izlenmeli, tek devlet, tek millet ve tek bayrak çizgisinde ilerlenmelidir. Tuzaklardan kurtulmanın yolu budur.