yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

27 Eylül 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

“One minute”, dış politikamızda çelişki yok

Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın 29 Ocak 2009 tarihindeki Davos toplantısında İsrail temsilcisi Şimon Perez’in sözünü “one minute” diyerek kesmesiyle başlayan süreç Türk dış politikasında yeni bir döneme işaret ediyordu. Türkiye, Ortadoğu düzenine itiraz etmeye başlıyor ve daha sonra “dünya 5’ten büyüktür” ifadesiyle de küresel egemenlik sistemine başkaldırıyordu. 

Bağımsızlık çizgisi 

Aradan 8 yıl geçti. Bu dönemde politik ittifaklarda, yerel dengelerde, taktik ilişkilerde birçok değişiklikler ve gel-git olayları yaşandıysa da asıl yönelim hep aynı idi: Türkiye giderek bağımsızlığını ele alıyor ve kendi çizgisini kendisi oluşturuyordu. 

Politikadan “anlamıyor” görünerek kendi etnik ve mezhepçi çizgilerini savunanlara göre ise Türkiye’nin son yıllardaki çizgisi çelişkilerle doludur. “Ne yani” diyorlar “Şimdi İran ve İbadi, Barzani’den daha mı yakın?” 

Hassasiyetler tamam da 

Açıkçası, dış politikada bu tür hassasiyetleri haklı bulmamakla beraber, bir yere kadar anlıyorum. Medyada günlük olayların hızı ve şok etkisi nedeniyle yer alan kimi ağır suçlamalar bazı aidiyet duygularını rencide edebilir. Bazı Kürt kökenli duygusal insanlarımız, ya da Şiilere tepki duyanlar rahatsız olabilirler. Tabii devletimiz akılcı siyasetini buna göre saptayacak değildir ama böyle bir realite de mevcuttur. 

Öte yandan ne Kürtlükle, ne de mezheple ilgileri bulunan bazı aydınlardaki aşırı Barzani tutkusu da dikkate değer. Yoksa Erbil meydanlarında sallanan İsrail bayrakları onlardaki Kürtçülük sevdasının depreşmesinin asıl nedeni mi? Daha doğrusu bize dolaylı olarak “mesele Barzani değil, anlamadın mı” demek istiyorlar ve Türkiye’nin Irak’la, İran’la, Rusya’yla yakınlaşmasından rahatsızlar. 

İsrail eksenli politika bitti 

Dış politikamız yakından incelendiğinde son 8 yılda hiçbir çelişki yoktur. Ortadoğu’daki eski İsrail eksenli politikanın değişmesi daha sonra İran’a uygulanan ambargoya karşı çıkılmasıyla tam anlamıyla uyum içindedir. Bir dönem İsrail’in Lübnan’a (Hizbullah’a) ve Gazze’ye (Hamas’a) yaptığı saldırılara karşı duran iki ülkenin Türkiye ve İran olduğu da unutulmamalıdır. 

İran’a neden ambargo uygulanmıştır? Nükleer çalışmaları dolayısıyla… Bu çalışmalarda Batı için tehlikeli olan nedir? İsrail’in nükleer tekelinin kırılması… Türkiye’nin tutumu ne olmuştur? Bu konuda İran’a karşı açılan Haçlı Seferi’ne katılmamak… Çok net bir politikadır bu ve Türkiye’nin MİT komplosundan, Gezi’ye, 17-25 Aralık’tan 15 Temmuz’a kadar karşılaştığı güçlüklerin nedeni de budur. 

Asla mezhepçi olmadık 

Egemenliğinin tehlikede olduğunu gören ABD, bölgede mezhep ve aşiret savaşlarını tetiklemek için 2011’de Arap Baharı’nı başlatmıştır. O dönemde tehlikeyi sezen Türk hükümeti Esad’ı uyarmıştır, ama Esad bizi dinlemeyip tuzağa düşmüş ve zulme yönelmiştir. Bu nedenle bir dönem “kardeş” dediğimiz “Esad” daha sonra düşmanımız haline gelmiştir. Bu da son derece olağandır, ilkeli olduğumuzu ve mezhepçiliğe uzak durduğumuz kanıtlar. 

Daha sonra ABD bölgede DAEŞ kartını kullanarak İran’ı Irak ve Suriye’de çatışmaya çekmiş bu şekilde nükleer anlaşmaya zorlamıştır. İran anlaşmaya yanaşınca ve Batı ile dolaylı bir cephe kurunca Türkiye de mantıklı olarak satranç tahtasındaki pozisyonunu değiştirmiştir. İran Özel Kuvvetleri’nin Irak’ta ABD’li askeri yetkililerle koordinasyon içine girdiği bir dönemde Barzani’yi desteklediysek elbette bu onun karakaşı kara gözü için değildi.  O dönemde İran’ın Obama desteğiyle yayılmacılık yaptığını ve PKK ile de çok yakın olduğunu da unutmamalıyız. 

Rusya faktörü 

2015’de Suriye cephesine Rusya’nın gelmesi ilişkileri daha karmaşık hale getirmiştir. İlk başlarda ABD ile beraberlerken Rusya ile sorunluyduk, Rusya kendi politikasını özerkleştirip bağımsız bir çizgi izleyince onunla yaklaştık. Burada da hiçbir çelişki yok. 

ABD’nin Irak ve Suriye’deki mezhep kışkırtmalarına nasıl karşı çıktıysak etnik kışkırtmalara da aynı şekilde direndik. Fırat Kalkanı operasyonuyla hem DAEŞ’i, hem PKK’yı hedef aldık. Bölgede bizim kadar tutarlı davranan başka bir ülke yoktur. Söylemde kalan bazı ufak tefek abartmalara rağmen Türkiye çok yerinde bir dış politika uygulamıştır ve bununla gurur duymalıyız. 

Barzani İsrail’e kapılandıysa 

Şimdi ABD, 2015’de İran’ı kafeslemek ve politikasını değiştirmek için tezgâhlamış olduğu nükleer anlaşmayı bozunca durum da değişmiştir tabii. İran, balistik kapasitesini geliştirmiş ve Türkiye S-400’ler anlaşmasını yaparak füze kalkanıyla kendisini garantiye almıştır. Bu durum İsrail eksenli küreselcilerin Barzani bölgesine tamamıyla yerleşmelerini getiriyorsa, Türkiye’nin buna karşı çıkmaktan başka çaresi yoktur. 

Evet, “şimdi İran ve Abadi Barzani’den daha yakın” 

Türkiye’nin pusulası aynıdır ama politikalarını değişen şartlara göre belirler. ABD’ye kendimizi uydurmak zorunda değiliz. Amerika’nın elinde artık dış politikamızı etkilemek ve eski ekseni korumak için araçlar da yok. FETÖ çökertilmiştir. FETÖ’cü generaller cuntası, gerçek “gladyo” ve onun uzantıları temizlenmiştir. 

Liberallerin alacakaranlığı 

Zamanında FETÖ’nün gölgesinde ABD etki unsuru rolü oynayan Taraf gazetesindeki profesörler ise, kendileri kibirden bunu fark etmeseler de, artık etkisizleştirilmişlerdir. Kimse onları dinlemiyor. ABD ve İsrail çöküş dönemine girmiştir. Barzani de onlar gibi yanlış ata oynamıştır, kendisi ve halkını maalesef çok kötü günler bekliyor.