yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

08 Ağustos 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Sivil var sivilcik var 

15 Temmuz’dan sonra yapılan yasal değişikliklerle seçilmiş hükümetin Türk Silahlı Kuvvetleri üzerindeki denetiminin daha da güçlendirilmesi elbette olumludur. Ama meselenin özü bu değildir. Bu denetim olanakları daha önce sağlanmış olsaydı FETÖ’nün bu kadar güç kazanması engellenebilirdi şeklinde düşünmek yanlıştır. Bu sorun bir sivil-asker sorunu değil politik bir tercih sorunudur. 

Politik tercih 

Bugün TSK içindeki FETÖ’cüler ayıklanabiliyorsa bunu sivil yönetimin başında Recep Tayyip Erdoğan’ın bulunmasına borçluyuz. Eski Cumhurbaşkanları Abdullah Gül, Ahmet Necdet Sezer, Süleyman Demirel iş başında olsalardı, eminim ki bu temizlik yapılmazdı ya da birkaç sembolik işlemle yetinilirdi. 

FETÖ’cü CIA ajanlarının ordu ve devletten temizlenmesi bir siyasal kararın sonucudur. Türkiye 2009 yılından itibaren dış politikada ABD’den ayrışmaya başlamıştır.  ABD’nin Türkiye’deki uzantılarıyla mücadele böylece gündeme gelmiştir. Eğer, ABD ile eski zamanlarda olduğu gibi içtiği su ayrı gitmeyen çok yakın müttefik olsaydık FETÖ ile bugün verdiğimiz mücadeleyi veremezdik. AB’nin her sözüne, her uyduruk demokratikleşme paketine ve açılımına “evet” demeye devam edecek olsaydık devletimizi içten kemiren kansere karşı bugünkü önlemleri alabilmemiz olanaksız hale gelirdi. 

Mısır değiliz 

Türkiye’de asker-sivil çatışması yoktur. Ülkemiz örneğin bir Mısır gibi değildir. Mısır’da ekonominin birçok sektöründe ordu bir girişimci olarak yer aldığından ve bu oran yüzde 40’lara vardığından orada bir askeri oligarşinin varlığından söz etmek mümkündür. Türkiye’de ise FETÖ kumpaslarıyla generaller, hatta genelkurmay başkanı bile tutuklanabilmiştir. Eski tarihlerdeki askeri darbelerde generaller kendi ekonomik çıkarları için değil ABD ve yerli işbirlikçisi iş adamlarının menfaatleri doğrultusunda davranmışlardır.  Çeşitli darbelerden sonra emekli olan generallerin kişisel ödülü birkaç apartman dairesi, bir-iki yazlık ile kendilerinin ve çocuklarının oturtulduğu sembolik holding koltuklarından ibaret kalmıştır. 

Türkiye’deki problem ülkemizi köleleştiren ve kendi amaçları doğrultusunda dizayn etmeye çalışan küresel güçler ve onların içerdeki uzantılarıyladır. Türkiye devleti tüm vatandaşlarını bir bütün olarak temsil eder. Devlet içinde asker de olacaktır, sivil de, önemli olan devleti demokratik seçimlerle belirlenen hükümetin yönetmesidir. 

FETÖ sivildi 

Ele aldığımız kavramları yerli-yersiz kullanıp sakız haline getirenler gerçeklerden kopar. Olayların dış görünüşleriyle iç yüzleri de çok farklı olabilir. Liberallerin Türkiye’ye kamuoyuna yıllar boyu öcü gibi gösterdikleri askerler içinde en kilit noktalarda FETÖ’cülerin bulunmuş olduğu artık anlaşılıyor. Hem de öyle ki çok kritik bir hava üssü asıl mesleği bankacılık olan bir sözde FETÖ imamına bağlı olabilmiş. Kuvvet komutanlıklarının, askeri birliklerin, gemilerin, kışlaların imamları varmış. Durum böyle olduğuna göre asker-sivil ayrımı göstermeliktir, palavradır, devleti yıkmak için sinsice yayılan asker düşmanlığı ve liberal FETÖ’cülüktür. 

Türkiye’deki küreselcilerin yaptığı liberal propaganda vesayet kavramıyla askerleri neredeyse eş anlamlı hale getirmiştir. Oysa ABD vesayeti, iş dünyası vesayeti çok daha önemlidir. Nitekim vesayetçi sanılan eski darbeci generallerin aslında bu güçlerin elinde oyuncak oldukları açıkça anlaşılmıştır. Bütün bunlar bir yana asıl tehlikeli vesayet kendisini din adamı olarak pazarlayanların vesayetidir. İslam’da din adamı yoktur, din görevlisi vardır ve bir de kendi köşelerinde ilim ve irfanla meşgul olup devleti yönetmeye katiyen karışmayan hocalarımız. Ama olması gereken buysa da gerçek daha başkadır. 

“Din adamı” vesayeti 

Mesela FETÖ gibi örgütlerin yıllardır topluma yerleştirmeye çalıştıkları ”din adamı” vesayeti anlayışı da maalesef yaygınlık kazanmıştır. Kafalarda bir saplantı haline getirilmiş olan “darbe eşittir asker” anlayışı, 15 Temmuz gecesinin erken saatlerinde İstanbul Bağdat Caddesi gibi varlıklı semtlerde kimilerinin tankları alkışlamasından bellidir. Darbeye karşı olanlar arasında aynı hataya düşenler olmuşsa da halkımız her türlü darbeye karşı olduğundan FETÖ’ye karşı da direnmesini bilmiştir. 

Mesele yönetime askerlerin el koymasından ibaret değildir.  15 Temmuz başarılı olsaydı askeri vesayet mi olacaktı sanki! Artık biliyoruz ki darbeciler bir “yurtta sulh” hükümetinin emrine gireceklerdi ve FETÖ elebaşı saklandığı Pennsylvania’dan törenlerle gelip devletin başına oturacaktı. İşe asıl vesayetin en zalimini, en acımasızını ve en sapkınını o zaman görecektik. 

FETÖ teokratik devleti 

FETÖ’nün kuracağı vesayet o kadar kapsamlı olacaktı ki, insanların özel hayatlarının en ince ayrıntısına kadar müdahale edilip, ahlaksızlık ve kölelik en yüksek aşamalara çıkacaktı. İnsanların hem dünyasını, hem ahiretini yönetme iddiasında olan bir vesayetin şeytanın ta kendisi olduğunu unutmayalım. 

Bugün hâlâ görüyoruz ki, çıkarcı ve bilinçsiz oldukları için bazı hâkim, bürokrat ve siyasiler FETÖ’nün yeniden vesayet kurması ihtimalinden korkuyorlar. Diyanet raporunun 1 yıl geç kalması bundandır. Bunun bir nedeni de bilinçsizliktir, çünkü dünyanın nereye gittiğini görmüyorlar. ABD dışındaki diğer güçler, bir gaflet yaşansa bile Türkiye’nin bir kez daha ABD ve FETÖ vesayetine düşmesine izin vermez. Gerek halkımızın Erdoğan önderliğinde verdiği mücadele, gerekse FETÖ’nün patronu ABD ile beraber çökme sürecine girmiş olması vesayetin sivil-sivilcik her türüne ağır bir darbe indirmiştir. 

Kayahan Uygur Diğer Yazıları