yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

16 Nisan 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

“İslamcı” aydınları yoldan çıkaran liberalizm

Liberalizm bir Batı düşüncesidir, bu yönüyle İslam’a da, kapitalist dünya sistemine karşı çıkan diğer tüm inanç, değer ve fikir akımlarına da düşmandır. Fakat insan bazen hayret ediyor, İslam dünyasında öyleleri var ki sanki Canterbury’de bir İngiliz centilmeni olarak doğmuşlar da para ve güç tacirlerinin tüm ruh dünyasını benimsemişler! 

Politika ekonomi değildir 

Bu tür “İslamcı” siyasilerin hayran olup örnek aldıkları liberalizm ekonomiyi toplumdan bağımsız, rasyonel ilkeler bütünü olarak yutturmaya çalışır ve insanlığı robotlaştırmayı amaçlayan sermaye fetişizmini değerlerin yerine koyar. Liberalizmde ekonomi toplumun hizmetinde değildir, insanlar yediden yetmişe sermayenin, büyümenin hizmetine koşulur. 

Bu çerçevede liberal düşünce siyasete de ekonomi alanındaki yaklaşımlarını uygular, mikroekonomi, pazarlama, iş idaresi ilkeleri siyaset metodu olarak algılanır. Liberal siyasetçi tıpkı kârın en üst düzeye çıkarılmasında olduğu gibi toplumun çeşitli kesimlerinden, hatta farklı çıkar gruplarından en fazla oyu almaya çalışır. “Dört eğilimi birleştirme” gibi sonu çok kötü biten siyaset teorilerinin sebebi budur. Bugün de Batı’da adına sosyal liberalizm denilen bir ucube ortaya atılmıştır, sosyal haklarla liberal ekonomi karışımı önerilmektedir ki bu bir göz boyamadır. 

Hükümet şirket değildir 

Liberal düşünceye göre hükümet etme eylemi milli iradeyi yansıtmaktan çok iş idaresindeki “governance” ilkelerine uymak demektir. Ülkeyi şirket gibi yönetmek yaklaşımının aslında demokrasiyle bir alakası yoktur. Bir ülkeyi, yani milleti yönetmek çok değişik ve üstün liderlik vasıfları gerektirir, öyle sıradan bir müdürün veya bir danışmanın yapacağı iş değildir. Örneğin bu zihniyetle hazırlanan “Onlar konuşur biz yaparız” sloganı yanlıştır, zaten gerçeğe de uymamaktadır. Çünkü “yapılan” işlere muhalefet konuşma bazında da karşı çıkmaktadır, iktidarla muhalefet arasında sadece yönetimde değil, çizgide kesin bir ayrım vardır. 

Uzman siyasetçi değildir 

Liberal düşüncede milli ve yerli değerler olmayıp ülke bir holding düzeyine düşürüldüğü için yönetici tipi olarak da siyasetçiler, halk önderleri değil gözlüklü, kravatlı, takım elbiseli uzmanlar, profesörler tercih edilir. Oysa demokrasinin birinci şartı ülkeyi her kademede çatır çatır mücadeleden gelen kişilerin yönetmesidir, danışmanlık görevleriyle tepeden inme işbaşına getirilenlerin değil. 

Popülizm kötü değildir 

Batı medyasının ve onların göz bebeği Lawrence takipçilerinin dillerinden düşürmedikleri bir “popülist politikalar” ifadesi vardır. Bilindiği gibi “popülist” halkçı demektir, bir siyasetçi popülist yani halkçı olmayıp da ne yapacaktır? Siyaset halkın hizmetindedir, bütün politikalar da halkın çıkarları için yapılır.  Eğer bir siyasetçi kısa vadede halkı rahatlatacak fakat uzun vadede ülke ekonomisine zararlı önlemler alıyorsa buna da “popülist” politika demek yanlıştır. Çünkü ekonomide de asıl hedef her zaman halkın mutluluğudur. 

Liberalizm sadece bir fikir değil kapitalist sistemin derin düşüncesi, derin devletinin has ideolojisidir. Kapitalistlerin nüfusun ancak yüzde 1’inden ibaret olmaları dolayısıyla çok az taraftarları da olsa ekonomik güç liberallerdedir. Bu nedenle medyanın çoğu onların elindedir, ayrıca para gücünü kullanarak lobiler oluştururlar, uzman ve profesörler yetiştirip devlete ve siyasi partilere sızdırırlar. 

Mesela önceleri kamuoyunda kimsenin tanımadığı bir Sarkozy nasıl Fransız Cumhurbaşkanı oldu? İşte danışmanlık, uzmanlık derken kendisini yükselten herkese de kazık atarak paraşütle göreve gelen bu insanlar bankaların, holdinglerin, lobilerin bir imalatıdır. Bu yöntemlerin demokrasiyle ilgisi olmadığı da açıktır. 

Liberal yarı aydınlar 

Liberal düşünce para, güç ve iktidar ilişkileriyle toplumda kültürel bir egemenlik de kurduğu için ve ayrıca ışıltılı görünümü ve pırıltısıyla yarı aydınlar için oldukça çekicidir. Liberaller siyasette her kanadı etkilemenin yolunu bulurlar. Batı Avrupa’da son yıllarda yaşanan bir gelişme vardır. Bütün partiler program ve gelecek projelerini birbirine yaklaştırdıkça, hepsi merkez partisi haline gelmiş, bu da halkın umudunu sistem dışı partilere bağlamasına yol açmıştır. 

Fransız düşünür ve siyaset bilimci Alain Deneault liberal etkilerle partilerin siyaset dışı hale gelmesine “aşırı ortacılık” diyor. “La Mediocratie” (Vasatlar Yönetimi) adlı kitabında Batı dünyasının siyaseti, dolayısıyla milli iradeyi, halkın taleplerini nasıl boğduğunu çok güzel anlatıyor. Tabii bu hayal kırıklığının sonu faşizm ve Nazizm’dir. Zaten liberalizm ve faşizm kapitalizmin iki yüzüdür, rahatça dünyayı sömürüp keyif çatarlarsa liberalizm, sıkışınca faşizm… İşte sözde “İslamcı” aydınların hayran olup, Batı adına insanlara ukalalık yapmaya kalkıştıkları rejim budur. 

Liberaller halk liderlerini istemez 

Fransız düşünürün vasat, düzeysiz insanların yönetimi dediği Batılı rejimler son yıllarda hep sıradan, ufuksuz ve çapsız liderler çıkarmıştır. Fransa’daki Hollande ve Almanya’daki Merkel gibi. Liberalizm mesela Mitterand, Willy Brandt gibi liderleri istemez, onları komplolarla engellemeye çalışır. Batı medyasının Erdoğan düşmanlığının bir nedeni de budur, liberaller halk liderlerinden, demokratik rejimlerde yığınları peşinde sürükleyen önderlerden hiç hazzetmezler. Çünkü bilirler ki, paranın padişahlığına, sermayenin totaliter baskısına karşı gerçek güç halktadır. Halk demokrasiye evet derse onu hiçbir güç durduramaz.