yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

26 Eylül 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Türkiye ve İran’a karşı Barzani silahı 

Tam da bizde Irak’taki Barzanici Kürtlerin İsrail hayranlığı üzerine konuşulurken yeni çıkan bir kitap Avrupa’da birçok zihinde şimşek çakmasına neden oldu. Eski İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’in anılarını içeren ve onun ölümünden bir yıl sonra İngilizce olarak yayınlanan bu kitabın adı  “Küçük Hayallere Yer Yok (No Room for Small Dreams)”. 

İsrail sırrı 

Cumhurbaşkanımızın “One Minute” çıkışının muhatabı olan Şimon Perez’i Türkiye kamuoyu çok yakından tanır. Hani her ülkede “derin devlet adamları” vardır ya, Perez de işte öyle biridir ve hep Siyonizm’in “sır küpü” sayılmıştır. Kitapta İsrail’in en büyük tabularından biri olarak kabul edilen Siyonistlerin nükleer kapasiteleri ve Necef Çölünde inşa edilen Dimona santraliyle ilgili bilgiler yer alıyor. 

İsrail, bu merkezde Fransızların yardımıyla ağırlaştırılmış uranyum elde ederek atom bombası yapmıştır. O dönemde Savunma Bakanı olan Perez ve dönemin Cumhurbaşkanı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi eski öğrencisi Davut Ben Gurion (Gürün) dünyada ne kadar zengin Yahudi varsa hepsini telefonla arayarak para toplamış ve gerekli reaktörleri satın almışlar. 

İsrail’in Ortadoğu tekeli 

Kitapta şantiyenin üzerinden bir gün bir Rus uydusunun geçtiği, olayın uluslararası toplumda büyük bir paniğe neden olduğu anlatılıyor. Dönemin ABD Başkanı Kennedy de konuyla özel olarak ilgilenip aslında İsrail yöneticilerinin gerçek niyetlerini sorgulamış. Kitapta, Kennedy’nin İsrail’in atom bombasına karşı olup olmadığı hakkında bilgi bulunmuyor. 

Perez’e göre İsrail’in İslam ülkeleri üzerinde belirleyici bir ağırlığa sahip olmasını sağlayan atom bombası son derece önemli. Kitapta Perez, “İsrail’in kendilerini yok etme kapasitesine sahip olduğunu düşünmeye başlayan düşmanlarımız bunu teker teker öğrendikçe niyetlerinden vaz geçecekler” diyor. Bu nedenle İsrail’in nükleer gücünün kapsamı hakkında aslında açık bir bilgi verilmeksizin genel bir kuşku yaratılmaya çalışılıyor ve bu kuşku sayesinde Ortadoğu’da tam egemenlik amaçlanıyor. Kitabın içeriği bu şeytani politikayı bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. 

Türkiye ambargoya katılmayınca 

İşte İran’ın nükleerle ilgili çabaları bu açıdan bir denge durumu yaratacağı ve bölgedeki ülkelerin hareket alanını genişleteceği için önemliydi. Türkiye bu konuya Batı’dan farklı baktı ve ABD’nin İran’a yönelik ambargolarına katılmadı. Son yılların tüm dış ve iç krizlerinin arkasında bu gerçek yatar ve Türkiye’nin bilerek ve isteyerek göze aldığı cesur politikanın esası da budur. Ambargonun reddedilmesi, “one minute” tepkisinin mantıklı devamıdır. 

Türkiye ve diğer bazı ülkelerin desteğini alamayan Batı, zor kullanarak ve ambargolarla İran’ı nükleer faaliyetten alıkoyamayınca diplomasi yolunu seçti. Uzlaşıyla sonuçlanan Batı ve İran görüşmelerinin içeriği 2015’in Temmuz ayında açıklandığında İsrail büyük bir şok yaşamış ve kendini güvensiz hissetmişti. İran’ın anlaşmaya rağmen 6 aylık ya da 1 yıllık bir çalışmayla nükleer silaha ulaşabileceğinin bilinmesi elbette ki İsrail’in “kuvvet tekelini” bozuyordu.  

Tekel nasıl kırıldı? 

Daha sonraki gelişmeler bölgedeki çok taraflı satranca PYD-PKK gibi terörist oyuncuların ve bu arada Rusya’nın da katılmasını sağlayınca İsrail kendisini biraz rahatlamış hissetti. ABD’nin İran’a yönelik ambargoları bir türlü kaldırmaması ve hatta nükleer anlaşmayı bozmaya yeltenmesi Netanyahu ve ekibini iyice memnun etti. 

Bu arada bölgede İsrail kuvvet tekelini bozacak iki gelişme yaşandı. Birincisi İran’ın balistik füze kapasitesini geliştirip İsrail’i vuracak hale gelmesi, ikincisi ise Türkiye’nin Rusya’dan S-400 sistemi almasıdır. 

İran ve Türkiye’ye karşı Siyonist planlar 

Bugün İran, İsrail’in her yerini, bu arada nükleer tesislerini de vurabilir. Türkiye s-400’ler sayesinde İsrail’den (ve başka yerden) gelebilecek her türlü saldırıya karşı kendisini koruyabilir. Bu durum tabii ki Netanyahu ve destekçilerini tekel durumlarını korumak için bir çare aramaya sevk etmiştir. 

Bu noktada şunu bilmek gerekir, ABD’nin füze kalkanı teknolojisi yetersizdir ve İsrail’i koruyamamaktadır. ABD’nin kendisini Kuzey Kore’ye karşı savunacak bir sistemi bile yoktur. İşte bu nedenle İsrail ve hamisi ABD’nin İsrail’e atılabilecek orta ve uzun menzilli İran füzelerini engellemek için tek çareleri Irak’a veya Türkiye’ye geniş ve tam teçhizatlı tesisler kurmaktır. 

İsrail’in uzantısı Barzani 

15 Temmuz’dan sonra ABD’nin Türkiye’de böyle bir şansı kalmamıştır. Irak hükümeti ise İran’la ilişkileri nedeniyle bunu kabul etmemektedir. Bu nedenle İsrail ve ABD’nin elinde kala kala Barzani kalmıştır. 

Olaylar Ortadoğu’da bir İran-İsrail gerginliği ve çatışmasına doğru gidiyor. Eskiden bölgede İran’a karşı birçok ülkey kullanan Amerika’nın elinde şimdi sadece Barzani ve PKK bulunuyor. İsrail kendi devlet kurma ve genişletme taktiğini şimdi bu aldatılmış Kürt grupları üzerinden götürmek istiyor. Onlar da İran’a karşı seve seve Siyonizm’e destek veriyorlar ve İsrail’i bölgenin tek hâkimi yapmaya çalışıyorlar. 

Barış politikası 

İran-İsrail gerilimi bölgede büyük yıkımlara, hatta küresel çapta çatışmalara yol açabilir. Bu bakımdan Türkiye’nin Barzani’yi aklıselime çağıran politikası, hem bölge ve dünya barışı için çok değerlidir.