yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

20 Mart 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

İbadetle ticaret birbirine karışırsa 

Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın FETÖ ile ilgili olarak kullandığı, “Bu çete, tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ise ihanet olan bir çetedir. Diğerlerinden daha tehlikeli ve tahripkârdır” ifadesini herkes bilir. Bu ifade daha sonraları çeşitli yorumlara neden oldu. FETÖ Mensuplarını operasyonlardan korumak için “efendim, sadece üst kademeye dokunulsun, ibadet ve ticaret suç mu?” diyen gizli FETÖ’cüler bile gördük. Ama bugünkü konumuz bu değil. 

Cemaate bakın 

Cumhurbaşkanımızın sözleri her yönüyle tartışıldı da, ama anlaşılan Türkiye’de bazı sapkınlıklara o kadar alışılmış ki, hiç kimse de kendine “İslami cemaat” diyen bir grubun nasıl olup da ibadet ve ticareti bu kadar iç içe geçirdiğini sormadı. “Tabanı ibadet, ortası ticaret” olursa, üst taraf ihanet olsa da olmasa da ne değişir ki? Ve ibadet ile ticaret bir arada, ne kadar utanç verici bir karışım değil mi? 

Din istismarı 

FETÖ’de ticaret deyince sadece metaların alım-satımını anlamamalıyız. Nüfuz ticareti, para ticareti, “alüfte” ticareti, imtihan soruları ticareti, rüşvet, torpil, komisyon, adam kayırma, ihale işleri, şantaj, montaj akla ne gelirse bunlarda mevcuttur. FETÖ örgütünün son 40 yılda Türkiye’de yaptıklarını bir düşününce ünlü sosyolog de Tocqueville’in arkadaşı Gustave de Beaumont’un 19’uncu yüzyıl başındaki Amerika anılarını hatırlamamak elde değil. Bakın o zamanki Protestan cemaat Hıristiyanları nasılmış: 

“İncil, yani dinin anlatılması onlarda bir ticaret konusu haline gelmiştir, İncil ticaretinde işler iyi gitmeyip de iflas eden vaizler hemen işi çevirip basbayağı ticarete dönerler. Saygıdeğer bir cemaatin başında gördüğünüz bir adam bir bakarsınız ki tüccar olmuş, ticaret yeterince iyi gitmezse tekrar papaz efendi olur. Dini bir mevki elde edip de birkaç kuruş kazanırsa hemen cemaatini bırakıp tekrar ticaret yapar. İnsanların çoğunluğu için din adamlığı gerçek bir ticari kariyerdir.” 

Paraya tapanlar 

Aynı zamanda ılımlı bir liberal siyasetçi olan Kont De Beaumont bile Amerika’da gördükleri karşısında şaşkına dönmüştür. Onun izlenimlerini aktaran Karl Marx, “Yahudi Sorunu” adlı eserinde oradaki cemaat Hıristiyanlarının tam anlamıyla “Yahudileşmiş” olduklarını söyler. Ona göre Yeni İngiltere’de yaşayan Amerikalılar aslında İbranice para, hazine anlamına gelen “mammun”a tapmaktadırlar (İncil’de şeytanın isimlerinden biri). De Beaumont şöyle diyor: 

“Mammun onların putudur. Ama dinlerine inandıkları gibi sadece dudaklarından dökülen sahte ağlayışlarla değil vücutlarının ve ruhlarının bütün gücüyle paraya taparlar. Yeryüzü onların gözünde bir borsadır, bu aşağı dünyada komşularından daha zengin bir hale gelmek dışında başka bir kaderleri olmadığına inanırlar. Değiş tokuş tüm düşüncelerini kaplamıştır, boş zamanlarında bile ticaret yapma dışında bir uğraşları yoktur. Seyahat ettikleri zaman valizlerinde her zaman alıp satacak bir şeyler bulunur, tezgâhları hep yanlarındadır. Konuştukları tek konu kâr ve faizdir.  Bir an için kendi şahsi işleri akıllarından çıkarsa, bu kez burunlarını ticari rakiplerinin işlerine sokarlar.”  

Kapitalizmin hasarı 

12 Eylül 1980’den sonraki dönemlerde Türkiye’de bütün değerler kapitalizme kurban edildi. Her şey parayla alınır satılır oldu. Bilgi, kültür, mantık, insanlık adına ne varsa alım-satım konusu haline geldi. 500 Sorunun cevabı ezberlenince tarihin, 1000 soruda fiziğin, 2000 soruda edebiyatın öğrenildiği bir ülkedeydik artık. Ama ruhunu FETÖ’ye satanların, ya da “hedayesini takdim edenlerin” o beylik soruların, beylik cevaplarını ezberlemelerine bile gerek yoktu tabii. Tüm bunların amacı para ve sadece paraydı. Diplomayı kapmak, işi kapmak, ihaleyi kapmak, krediyi kapmak, müdürlüğü kapmak, vekilliği kapmak… İnsanlar bir kaptıkaçtı sistemine sokuldu ve sistemin üst yapısı FETÖ’cülüğü özendirdi, onun gelişmesine yardımcı oldu. FETÖ, kaptıkaçtı bezirgânların masonik ve mafya yöntemleri uygulayan suç örgütüydü ve sadece siyasal açıdan değil, ekonomik faaliyetiyle de öyleydi. 

12 Eylül 1980, dünya nimetlerini ön plana almayan kutsal geleneğimize getirdiği liberal sistemle korkunç bir darbe indirmişti. Yaratılanı yaratandan ötürü sevme fikri çok güzeldi, paranın padişahlığı ise bunun tam zıddıydı. Sadece insanlar değil “yaratılmış olan her nesne paranın ve mülkiyetin konusu oldu, içtiğimiz su, sudaki balık, havada kuşlar, yerdeki toprak, toprakta yetişen bitki ticaretin emrine girdi ”

İdrak nerede? 

Dünyadaki her şey ticarileşip, parayla alınır satılır hale gelince insanlar arasındaki doğal ve manevi ilişkilerin yerini de para aldı. İşte bunun için FETÖ’nün sohbet toplantıları fakirler, orta halliler ve zenginler için ayrı ayrı yapılıyordu. Ticaret ibadeti nesneleştirmişti, ama yıllardır kendisine “İslamcı” diyen çakma insanlarda (dikkat Müslüman demiyorum) bunu kavrayacak idrak nerede? 

İbadet ve ticareti bu derece karıştıran bir cemaatin dini değiş-tokuş dini, para dinidir. Para dinine mensup olanın vatanı da olmaz. Nasıl dünyada mevcut olan her şeyi alıp satıyorlarsa vatanı da satarlar. İşte bu bakımdan alt tarafı ibadet ve ticaret olanın üst tarafı da mutlaka ihanet olur. Başka ne olsun?