yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

16 Mart 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Küreselcilerin Türk sözcüleri

Bir bildiğimiz küreselciler var, küreselleşmiş finans çeteleri, “Cihat Made in USA” terörü, çok uluslu şirket ve bankalar ortaklığı ve emrindeki devletler, Almanya, Hollanda, son 15 yılda 3 milyon Müslüman'ı öldürüp 20 milyonunu yerinden yurdundan eden insanlık düşmanı zulüm ordusu var ve bir de bu ordunun Türkiye’deki çavuşları... 

Avrupa’dan çok Avrupacılar 

Bu çavuşlar kendi ülkelerini, İslam dünyasını, mazlum milletleri düşünmezler de varsa yoksa Avrupa, Amerika, Batı’nın çıkarlarıdır onları meşgul eden… Bunların Hollanda ve Almanya’nın son günlerdeki faşizan tavırları konusunda yaklaşımları şöyledir: Günümüzde demokratik Avrupa’da ırkçı ve “popülist” (her ne demekse) partiler yükselmekteymiş, diğer demokrat partiler onlarla mücadele ederken bazen onlardan oy çalmak için kendileri de yabancı düşmanı ve “aşırı sağcı” (yine her ne demekse) uygulamalar yapmaktalarmış. Gerçi bu yaptıkları “insan haklarına” (varsa), “demokrasiye” (mevcutsa) ve “AB değerlerine” (inanıyorsanız) karşıymış ama yine de Geert Wilders gibi aşırılara karşı onları desteklememekle hata etmişiz. 

Eziklik düşüncesi 

Yani diyorlar ki siz ezilseniz de sesinizi çıkarmayın, bir yanağınıza tokat yerseniz öbürünü uzatın, yeter ki Avrupa’da istikrar korunsun. Sanki bizim Avrupa’nın istikrarını korumak gibi bir mecburiyetimiz varmış gibi.  Sanki o Avrupa ülkeleri bizim istikrarımızı bozmak için bilerek, isteyerek ve düşmanca bir biçimde çalışmıyorlarmış gibi. Sanki yıllardan beri PKK’yı, FETÖ’yü, DHKP-C’yi ve ASALA dâhil bilumum melaneti destekleyenler onlar değilmiş gibi. Bu küreselci çavuşlara söyleyecek tek bir şey var: “Bir sütlü kahve de ister misiniz? Yoksa zamanında Kore savaşında yaptığımız gibi Angela Ablanızı, Rutte Abinizi korumak için şehit mi olalım?” 

Bir kere Avrupa’daki ırkçılık yeni bir olgu değildir. 19’uncu yüzyıl sömürgeciliğinden beri var olan modern ırkçılık Avrupa kültürünün, AB değerlerinin ayrılmaz bir parçasıdır ve o coğrafyada bu konuda partiler üstü bir uzlaşma vardır. 20’inci yüzyıl sona ererken Türkiye AB ile bir ortaklık sürecine sokulduysa bunda amaç küreselcilerin Irak müdahalesine destek olmaktı. Ortadoğu’yu ve bu arada Türkiye’yi parçalama planlarına hizmet etmek amacıyla geçici olarak ve sahtekâr bir biçimde yapılan bu teklif arkası boş, onların itirafıyla ucu açık bir süreçten ibaretti. 

Türkiye bağımsız bir ülkedir 

Hal böyleyken biz neden kendi geleceğimizi onlarınkiyle birleştirelim, kendi çıkarlarımızı bir yana bırakıp onları düşünelim? Avrupa devletleri ve liderlerinden bazıları Ortaklık sürecinden beri bizi kapılarına bağladıklarını düşünüyor olabilirler, bizdekilere ne oluyor? 

Bazı siyasilerimiz, bireysel olarak ve entelektüel sığlıkları dolayısıyla bu konuda bazı hatalı yaklaşımlarda bulunmuşlarsa da hükümetimiz AB ile ilişkilerinde asla teslimiyetçi davranmamıştır. Ancak kibirli, küstah ve akılsız Avrupalı siyasiler blöf yaparak kendilerini güçlü göstermek ve bu sayede Türk politikasını etkilemek peşindeler, Türkiye’deki takipçileri olan liberaller ve çakma İslamcılar da aynı havadalar. Ülkemizi Avrupa’daki yerleşik düzen partilerinin yedek gücü sanıyorlar. Her başları sıkıştığında Merkel’in, Rutte’nin imdadına koşmamızı istiyorlar. 

Avrupa’daki tepkiler aslında haklı 

Bir kere Avrupa’da yerleşik düzen tehlikedeyse bunun sorumlusu izlenen küreselci liberal politikalardır. Gittikçe artan işsizliktir, yoksulluktur, ekonomik krizdir, yüzde 1’in aşırı zenginleşip yüzde 99’un mahvolmasıdır. Bazı insanlar bu devranın böyle sürüp gitmesi için o yüzde 99 içinde bulunan bazı etnik ve dini grupları hedef gösteriyorsa, bu durumu düzeltmenin yolu haksız ve adaletsiz sistemi değiştirmekten geçer. Ama gördüğümüz kadarıyla bu açıdan mesela bir Rutte ile bir Wilders arasında hiçbir fark yoktur. 

AB liderlerinin açık Türkiye düşmanlığı yaparak bunu kendi iç siyasetlerine mal etmeleri yeni değildir. Avrupa’yı yöneten ikiliden Almanya’da Merkel ve özellikle Fransa’da Sarkozy Türkiye’yi asla AB’ye kabul etmeyeceklerini seçim kampanyalarında utanmazca ve edepsizce tekrarlamışlardır. Hatta siyasal gözlemcilere göre Sarkozy’nin 2007 yılında Fransa Cumhurbaşkanı seçilebilmesi Türkiye düşmanlığına oturttuğu propaganda sayesinde olmuştur. 

AB senaryosu da bir kumpastı 

Detaylı analiz yapacak olursak Almanya’da 2005’te Schröder’in, Fransa’da da 2007’de Chirac’ın iktidardan gitmesiyle aslında Türkiye’nin AB macerası bitmiştir. Ülkemizde 2002-2007 yılları arasında yaşanan küreselci Batı’nın sahneye koyduğu hayali bir demokratik Avrupa senaryosuydu. Halkımız da, hükümetimiz de buna asla inanmadı ama bazı medya şebekeleri ısrarla bu hayali devam ettirdiler. Tabii bu boş hayaller o dönem Türkiye’de oldukça kuvvetli olan FETÖ ve FETÖ destekli liberal medya tarafından körükleniyordu. 

Onlar aslında “Hayır” diyor 

Bugün sayısı pek az kalan AB hayranları Avrupa’ya karşı verdiğimiz bağımsız Türkiye mücadelemizi alışılmış “itidal gerek”, “hamasete kapılmayalım”, “Batı dostumuzdur” sabotajlarıyla engellemek istiyorlar. Ama bu sözlerin tümü anlamsızdır. Çünkü şurası açıktır ki Türkiye’nin başka ülkelerin iç politikasına karışmak gibi bir derdi zaten yoktur. Türkiye’deki referandum için “Hayır” propagandası yapanlar onlardır. Bizim de Avrupalı'nın hatırı için “Hayır” diyecek halimiz yok her halde. Acaba Avrupa’nın liberal ve İslamcı çavuşları, “Hayır” diyecekler de bunu da utangaç şekilde böyle mi dile getiriyorlar? 

 

Kayahan Uygur Diğer Yazıları