yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

15 Mart 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Küreselcilerin yeni üssü Almanya

Almanya ve arka bahçesi Hollanda’nın Türkiye’ye karşı olan tavrı gerçekten her türlü sınırı aşmış durumda. Ne uluslararası hukuk kuralları, ne teamüller ne de ülkeler arası ilişkiler bu iki ülkedeki faşizan uygulamaları durduramıyor. Peki, ama neden? Neden Merkel ve müttefikleri 16 Nisan referandumuna müdahil oluyorlar? Hâlbuki mesela Hollanda’nın bugün yapılacak olan kendi ülkesindeki seçime yoğunlaşması icap etmez miydi? 

Dünyada yeni saflaşma 

Bu durumu anlamak için bazı ipuçlarından yola çıkalım. Alman Bild gazetesi editörü Julian Röpcke 7 Mart tarihinde attığı bir twitte Türk, Amerikan ve Rus Genelkurmay Başkanları’nın fotoğrafını koymuş üstüne de İngilizce olarak “New World Order” (yeni dünya düzeni) yazmıştır. 

Bill Clinton döneminde Beyaz Saray sözcülüğü yapan ve Bayan Clinton’un danışmanı James Rubin, 28 Ocak tarihinde Le Monde gazetesine verdiği bir röportajda dünyadaki küreselci liberal güçlerin dünyada güvenebilecekleri merkez olarak Avrupa’nın ve özel olarak Almanya’nın kaldığını söylemiştir. 

Öte yandan ABD’nin yeni Başkanı Trump 15 Ocak tarihinde Alman Bild ve İngiliz Times gazetelerine verdiği demeçlerde “NATO’nun eskidiğini”, “Merkel’in çok hatalar yaptığını”, “artık her ülkenin kendi çıkarlarını savunması gerektiğini” vurgulamıştır.  Trump’ın konuşmalarında artık ABD liderliği için Rusya’ya karşı Almanya’yı koruma gerekliliğinin olmadığı anlaşılmaktadır. Bir anlamda Batı kampı artık dağılmıştır. 

Küreselciler ve ulus devletçiler 

Brexit, ABD seçimleri ve tüm dünyada küreselcilik karşıtı eğilimlerin gelişmesiyle yeni bir dönem başlamıştır.  Gerçekten de Alman gazetecinin dediği gibi son dönemde ABD ve Rusya arasında bir yakınlaşma vardır ve Türkiye de bu ikili arasında önemli bir güç olarak belirmektedir. Bu üç ülkenin çerçevesindeki kamp ulus devlet anlayışını, milli pazarlar ve çıkarlar çerçevesindeki ekonomik gelişmeyi, reel ekonomiyi ve dünya barışını savunmaktadır. 

Bu kampın karşısındaki küreselciler bir dünya devleti yaklaşımını, dünya pazarını, finansın yayılmasını savunmaktadırlar. Uluslararası tekellerin, finans lobilerinin, mali çıkarların temsilcisi olan bu grup yıllar yılı Amerikan askeri ve istihbarat bürokrasisi içinde yuvalanarak işlerini yürütmüştür. Sözcülüğünü Soros’un yaptığı içinde herkesin tanıdığı para babalarının bulunduğu küreselci finans çetesi 2008 krizinde epeyce sarsılmış ve batmaktan ABD hükümetinin astronomik miktarda yardımıyla kurtulmuştu. 

Küreselcilik savaştır 

Küreselciler 2008 krizi sonrası piyasaya sürülen parayı döndürmek için iki cephede savaş başlattılar. Birisi Ukrayna’da Rusya’ya karşı, diğeri Arap Baharı adı altında Ortadoğu ve Kuzey Afrika devletlerini parçalamak için sahneye konulan tezgâhlarda yüzbinlerce insan öldü. Bununla da yetinmeyen küreselciler 2015 yılında Türkiye ile Rusya arasında bir savaş çıkarmak istediler. 24 Kasım 2015’de Rus uçağının düşürülmesinden 1 ay önce Almanya’nın Suriye sınırından füze sistemini çekmesi manidardı. 

Ama Türkiye Cumhurbaşkanı hükümetin tuzağa düşürülmesini önledi, Putin de sorumlu devlet adamlığı örneği verdi. FETÖ ve sivil politik ortakları 15 Temmuz darbesini düzenleyerek savaşa engel olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devre dışı bırakmak istediler, ama bu da tutmadı. Türkiye halkı liderinin etrafında toplanarak komployu önledi. 

15 Temmuz’dan önce defalarca Türkiye’ye gelen ve siyasal temaslarda bulunan Merkel’in daha sonra aylarca sessizliğe bürünmesi ve en sonunda FETÖ’nün ve darbecilerin hamisi kesilmesi dikkatlerden kaçmadı. Bugün içinde bulunduğumuz noktada ABD desteğinden umudunu kesen Almanlar ve Avrupa’daki müttefikleri umutsuz bir biçimde yeni bir emperyalist odak oluşturmaya çalışıyorlar. 

Yeni odak 

AB liderleri bu amaçla birliğin gevşek yapısını değiştirip, birkaç yüz milyon nüfuslu bir federasyon ya da konfederasyon peşinde koşuyorlar. Fransa Almanya’ya tam anlamıyla boyun eğip ortak bir savunma oluştururlarsa artık Merkel’in de atom bombası olacaktır. Başka bir deyişle Alman ekonomisi ve Fransız silah endüstrisinin işbirliği gündemdedir. 

Tabii Batı Avrupa’nın tümü bile dünya ölçüsünde bir ağırlık taşımayacağından, Merkel ve ortakları ABD-Rusya-Türkiye üçlüsüne karşı İran ve Çin’le işbirliği yolları arıyorlar. Ancak bu işbirliği sağlansa bile bugün için yetersizdir, çünkü İngiltere ve Japonya da daha çok ABD’nin yakınında duruyorlar. Sonuçta Avrupa için kendisini devre dışında bırakacak yeni bir dünya düzenine karşı tek çare kalıyor: ABD-Rusya-Türkiye üçlüsünden Türkiye’yi buradan koparmak. Onun için de var güçleriyle Türkiye düşmanlığı yapıyorlar. 

“Hayır” oyunun anlamı 

AB için Türkiye’yi sarsmak, ülkemizi ele geçirmek için şu andaki tek olanak 16 Nisan seçimleridir. Bu seçimlerden bir “Hayır” oyu çıkarabilirlerse amaçlarına ulaşacaklarını düşünüyorlar. Bu nedenle, bir yandan kendi ülkelerinde CHP, FETÖ ve PKK ile birlikte devlet televizyonlarını da kullanarak “Hayır” kampanyası yapıyorlar, bir yandan da “Evet” kampanyalarını yasaklıyorlar. Öte yandan, ülkemizin içişlerine karışıp “Hayır” diyen grupları, adına “Alman ekolü” denilen siyaset ve medyadaki gizli FETÖ’cüleri maddi bakımdan ve istihbarat gücüyle destekliyorlar. 

Almanya ve Hollanda’nın Türkiye’ye karşı aldığı tavır jeopolitiktir. Konu bir referandumun sınırlarını aşmış bağımsızlık kavgasına dönüşmüştür. Olaya ülkemizin bağımsız varlığı yönünden bakmalıyız.