YAZARLAR

Aile kültürü

İnsanoğlu var olduğundan bu yana aile kavramı vardır ve dünya üzerinde zamana direnip yok olmayan tek birliktelik ailedir. İlk toplumsal yapı olan aile, bütün toplumluların çekirdeğini oluşturmaktadır. O çekirdek ne kadar sağlam ve üretken olursa onun yansıması olan büyük topluluklar da aynı oranda güçlü olurlar. 

Bugün üzerinde yaşadığımız topraklara gelinceye kadar bizler tarih boyunca “ana kucağını ve baba ocağını” kutsal bilmişiz. Birisi ev diğeri gelecek olmuş, ikisi bir araya gelince memleket olmuş. O sebepledir ki bugün bile vatan ana, devlet baba diye anılır. Bu memlekette yaşayan herkes o ananın ve babanın evlatlarıdır.

Sözün özü, o büyük ailenin adı da TÜRKİYE’dir.

Bu büyük ailenin bireylerinin dertlerini, sıkıntılarını, sorunlarını isteklerini dinleyip  çözümler üreten, sevinçlerine, mutluluklarına ortak olup paylaşan, aile bireyleri arasında iletişim kurup dayanışma sağlayan, yol gösteren de yine bu ailenin içinden olacaktır.

Bu sorunların başında ise özellikle genç neslin yanlış yorumladığı bireyselleşme geliyor. Batının bir zamanlar kutsadığı ve şimdilerde başına bela olan “özgür birey” kavramı maalesef bizim toplumumuza empoze edilmeye çalışılıyor. Bireyselleşme ve özgür birey kavramı yalnız ve bencil bireylerin sayısını arttırmaya yönelik büyük bir operasyona dönüşmüş vaziyette. Adına “sosyal medya” denilen, aslında “antisosyal bireyler” var eden internet ortamı, başta aile ilişkileri olmak üzere toplumun her kesimindeki ilişkileri hızla kendi istediği yöne doğru çekiyor. Bu mecranın yan unsurlarla desteklenmesi sonucu da toplumumuzun temelini oluşturan aile yapısı giderek farklı bir hal alıyor. Mesleklerinde başarılı; ebeveyn ilişkilerinde, arkadaş ilişkilerinde, evliliklerinde başarısız bireylerin sayısı her geçen gün artıyor. Boşanmalar, şiddet artarken yardımlaşma ve dayanışma duygusu azalıyor. Mutsuz bireyler, mutsuz aileler, mutsuz bir topluma doğru yelken açmış gidiyor. Batı, başına bela ettiği bu bireysellikten kurtulmak için her yolu denerken biz binlerce yıllık kültürümüzün bize bahşettiği değerleri görmezden geliyoruz.

Aslında çözüm çok basit;

Yol yakınken kendi limanlarımıza dönmek!

Şeyh Edebali diyor ki ; “Ananı, atanı say; bereket büyüklerle beraberdir! Ana çile yumağıdır, dua kaynağıdır. Ana yüreği narin bir ipek, ata bileği Hakk’ın diktiği en sağlam direktir. Ne ananın ince yüreğini yakasın, ne de babanın kapı gibi bileğini kırasın. Yarın yuva kurduğunda, ocağınla onlar arasında köprü olasın. Ana ve ata düşmemek için sırtımızı dayadığımız duvardır, yarın duvar yıkıldığında kıymetini anlarsın.”

İşte burada, ana dediğimizin vatan, baba dediğimizin devlet olduğunu, büyük ailenin birer ferdi olarak hiçbir zaman unutmamalıyız.

“Devlet baba”, kanunlarla, kurumlarla bu aileye hizmet etmek çalışmakta. Bunu yaparken kurduğu kurumlarda kimi zaman iyi niyetli hatalar yapılsa da, zaman zaman kötü niyetli kişiler, devletin onlara verdiği görevi ailenin doğruları ekseninde değil, kendi doğruları ekseninde uygulamaya çalışmakta. Hal böyle olduğunda hem toplumsal tepki artmakta hem de devletin işi zorlaşmakta. Burada bizlere düşen vazife, öfkemize hakim olup o ayrık otlarını hep birlikte temizlemektir. Zira yine Şeyh Edebali’nin sözüne kulak verirsek; “Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerektir.” dediğini işitiriz.

Buradaki dengeyi korumada, görevin de, yükün de büyüğü; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımıza düşmektedir. Zira devlet baba, hem içeride hem dışarıda ailesi için çalışıp dururken,  kendi adına aileyi ona emanet etmiştir.

2018 yılında her şey bu büyük ailenin gönlünce olsun inşallah.  

Mustafa Yılmaz Diğer Yazıları

Bugün git, yarın gel.

14 Temmuz 2018

Dünyanın Başkenti İstanbul

06 Temmuz 2018

“Cahil”

30 Haziran 2018

Kırmak kolay yapmak zor

23 Haziran 2018

Babasız Bayramlar

16 Haziran 2018