yazarresmi
Mustafa Yılmaz

mustafa35yilmaz35@gmail.com

11 Kasım 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Atatürk ve genç sinemacılar

"Sinema öyle bir keşiftir ki, bir gün gelecek, barutun, elektriğin ve kıtaların keşfinden çok dünya medeniyetinin cephesini değiştireceği görülecektir. Sinema, dünyanın en uzak köşelerinde oturan insanların birbirlerini sevmelerini, tanımalarını temin edecektir. Sinema, insanlar arasındaki görüş, düşünüş farklarını silecek, insanlık idealinin tahakkukuna en büyük yardımı yapacaktır. Sinemaya layık olduğu önemi vermeliyiz.” Bu sözlerin sahibini ebediyete uğurlayalı dün tam 79 yıl oldu. 

Cihan İmparatorluğundan, Hasta Adam’a dönüşen Osmanlı İmparatorluğunu ayakta tutan Sultan 2. Abdülhamit döneminde hayata gözlerini açtı “Mustafa”. 1924 yılında Samsun’da yaptığı bir konuşmada. “Efendiler, açıklamak istiyorum ki ilk eğitim ana-baba kucağından sonra okuldaki eğitimcinin dilinden, vicdanından, terbiyesinden alınır” diye bahsettiği ve “Mustafa Kemal” adını aldığı Selanik Askerî Rüştiyesi de Sultan 2. Abdülhamit’in himayelerindeydi. O, binlerce yıllık kültürünün üzerine inşa edilmiş 600 yıllık Osmanlı'nın yetiştirdiği bir subaydı. Osmanlı; subaylarını sadece asker olarak değil aklın ve bilimin ışığında, kültürel ve sanatsal donanımlarla da yetiştirmekteydi. 

Bestekar olan Sultan Abdülaziz’i, ressam olan Halife Abdülmecid Efendi’yi, tiyatro yazarı olan 2. Abdülhamit Han’ı düşününce; yelpazenin her iki ucundan da Mustafa Kemal’e saldıranların ne yazık ki O’nun mensubu bulunduğu Osmanlı’nın, son dönem entelektüel birikimine asla ulaşamayacakları için, bunu içlerine sindiremeyenler olduğu ortaya çıkmaktadır. Osmanlı’nın devamında bu topraklar üzerinde Atatürk önderliğinde kurulan son Türk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti; inşa etmekte olduğu medeniyetin kendi kültürel temelleri üzerine oturacağının bilinci ile hareket etmektedir. Tüm bu sürecin devamında genç Türkiye Cumhuriyeti’nin gençleri, Atatürk’ün yazının başında belirttiğimiz sözlerine ait sinema da dahil olmak üzere sanatın tüm dallarını medeniyetin inşası için kullanma azmindedirler. 

Salı günü 18'incisi başlayan İzmir Kısa Film Festivali ile 10 Kasım tarihi bir araya gelince bu haftaki yazının içeriği de ortaya çıkmış oldu. Ülkemizde düzenlenen festivallerin içerisinde kısa film festivallerinin ayrı bir önemi var. Günümüz iletişiminin en önemli unsurlarından olan sinemanın uzun metrajlı olanlarının yer aldığı festivallerin çoğu maalesef bir “yarış” ve “nicelik” telaşı içerisindedirler. Kimin hangi ödülleri aldığı, jürinin kim olduğu nasıl seçildiği üzerine yapılan tartışmaların “yarışan” filmlerden daha fazla gündemi işgal etmesi bu durumun göstergesidir. Bu sebepledir ki, Anadolu’nun dört bir yanında gençlerin tüm idealistlikleri ile düzenledikleri Kısa Film Festivalleri “uzunlarından” daha “uzun soluklu kazanımlar” sağlamaktadır. 

Başlangıcına tanık olduğum, İzmir’de yaşadığım dönemlerde aktif destekçisi olduğum bir festivalin ‘davet edilmeyi unutulanlarının arasında olsam da’, 18'incisinin başarıyla hayata geçtiğini görmek mutluluk verici. Hele ki uluslararası alanda rüştünü ispatlamış bir şekilde büyüyerek sürüyor olması sinema sanatı adına umut verici. Bu başarıda emeği olan herkesi festival direktörü Yusuf Saygı nezdinde bir kez daha tebrik ediyorum. Bu arada DEÜ Sinema Televizyon bölümünden hocamız Osman Dikiciler ve Yönetmen Bülent Peilit ile yaptığım sohbet ve yazışmalarda ortaya çıkan bir durumu hatırlatmanın sonraki festivallere katkısı olacağı inancındayım. Kültür ve Turizm Bakanlığı’mızın destekleri ile hayata geçen bu organizasyonları “büyüklerinin” yaptığı gibi yarışma ve film gösterimi noktasına indirgemeden kuşaklararası bilgi alışverişinin yapıldığı bir eksen üzerinde sürdürmelerinin sinemaya ve genç sinemacılara daha faydalı olacağını göz ardı etmesinler. Aziz Atatürk, genç sinemacılar gelecek için öneminin altını çizdiğin yolda çalışmaya devam ederken bugün ve yarın herkesi salonlara davet ediyor. 

Mustafa Yılmaz Diğer Yazıları