YAZARLAR

yazarresmi
Mustafa Yılmaz

mustafa35yilmaz35@gmail.com

23 Aralık 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Demokrasi kültüründe STK’lar-2

Oysa ki sanayi öncesi toplumlarda da Avrupa’da toplumsal ilişkiler günümüzden pek farklı değildi. Bugünkü sivil toplum kuruluşlarına karşılık gelen bir çok kurum Selçuklu döneminden itibaren bu topraklarda varlığını göstermiştir. Ahi ocakları, bugünkü esnaf odaları  ve sendikalara karşılık gelmekteydi. Keza, Osmanlı’da maddi durumu iyi olanların kurdukları vakıflar bir yandan cami ve medrese gibi ibadethanelerin giderlerini karşılarken bir yandan da hastaneler kurmak, ihtiyaçları olanlara gıda, giyim ve diğer konularda destek sağlamak görevini üstlenirlerdi.  Bu konularda devletle işbirliği yapar, toplumsal uzlaşmaya katkı sağlarlardı. 

Günümüzde demokratik toplumların olmazsa olmazı olan sivil toplum ve onu oluşturan kuruluşlar bu toprakların tarihinde, kültüründe var. Bundan dolayıdır ki, dünyanın bir çok yerinde hele de Anadolu coğrafyasına komşu dört bir yanda alevler yükselirken, bizler devlet ve millet olarak o alevi söndürme misyonunu üstlenecek bir işleyişe sahibiz. 

İthal bir fikir gibi dayatılmaya çalışan STK’lar bu fikir ithalatçıları tarafından maalesef uzunca bir süre “toplumsal tepki” yerine “toplumsal kavga” aracı olarak kullanılmış ve fayda yerine zarar sağlamıştır. Tabidir ki STK’lar iktidarların kendilerine ters gelen uygulamalarını gündeme getirecek, bu konuda kamuoyu yaratacaklardır. Ama bunu yaparken amaç yıpratmak değil, çözüm üretmek olmalıdır. Yine bu toprakların dili ile ifade edecek olursak maksat; üzüm yemektir, bağcıyı dövmek değil. Zira STK’ların kuruluş amacı üyelerinin örgütlendiği konuda onların çıkarlarını korumak ve “toplumsal iyiye” hizmet etmektir. Buna ulaşmak için kullanılacak dil ve yöntem de uzlaştırıcı olmalıdır. 

Sivil toplum kuruluşları özü itibarı ile siyasi iktidarı hedeflemeyen, kâr beklentisi olmayan, gönüllülük esasına göre oluşmuş yapılardır. Sendikalardan, hemşehri derneklerine, sanatsal oluşumlara kadar çok geniş bir yelpazeye yayılan çeşitliliğe sahiptirler. Çeşitliğin örgütlülüğü olarak tanımlayacağımız bu durum, toplumsal farklılıkların iletişim, etkileşim ve uzlaşmasının gerçekleşeceği en geniş zemini sağlamaktadır. Özellikle köyden kente göçün bir sonucu olarak büyük şehirlerde bir arada yaşamaya başlayan farklı coğrafyaların, farklı kültürlerine sahip bireylerin toplumsal yaşam içinde kendini yalnız hissetmemesi ve farklılıklara anlayışla yaklaşabilmesinin yolu sivil toplum kuruluşlarıdır. 

Farklılıklara anlayışla yaklaşabilme, demokrasi kültürünün temel taşlarından biridir. Birey toplumsal yaşam içinde kendini özgürce ifade edebilirken, farklılıkların da kendi özgürce ifade edebilmesi gerçeğini içselleştirip ona göre yaşamaya başladığında; demokratik toplum kendiliğinden var olmaktadır. Üzerinde yaşadığımız ve son devletimizi kurduğumuz  Anadolu topraklarında binlerce yıllık farklı medeniyetlerin getirisi olarak farklı dilden, dinden ve ırktan insanlar yaşamaktadır. Bu farklılıklara sahip bireyler tüm kışkırtmalara rağmen birbirleri ile olan ilişkilerini daima iyi tutmuşlardır ve bu iyiyi devam ettirecek yapılanmalarını her zaman korumuşlardır. Bu durum; dünyanın kavramsal olarak ifade etmeye çalıştığı demokrasi kültürünün sosyal yaşamda ifade bulmuş karşılığıdır. Genlerinde bu kültürü barındıranların oluşturduğu sivil toplum kuruluşları da, kuruluş amaçları her ne olursa olsun; ana hedef olan toplumsal iyiye  ulaşma adına hizmet etmektedir. Bu ana hedef dışında çalışmalarda bulunan yapılanmalar, yani uzlaşmayı değil kavga ve kargaşayı bir yol olarak seçen kuruluşlar tolumun geneline zarar vermek adına “farklı çıkar gruplarının” oluşturduğu yapılardır. Bunların ne demokrasi kültürüne, ne de toplumsal iyiye katkı gibi bir niyetleri yoktur.  

Haftaya sivil toplum kuruluşlarından örneklerle, toplumsal hayata katkılarını paylaşmak dileğiyle herkese iyi hafta sonları diliyorum.

Mustafa Yılmaz Diğer Yazıları