yazarresmi
Mustafa Yılmaz

mustafa35yilmaz35@gmail.com

17 Haziran 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Kırmızı halıdan turkuaza 

Günümüzde gelişen teknoloji ile birlikte dünyanın dört bir yanında her alanda hızlı bir değişim yaşanmakta. Özellikle iletişimde sınırların ortadan kalkması ve bilgi ile birlikte “her şeyin” hızla yayılması, giyim kuşamdan yeme içme alışkanlığına kadar dünyada benzeşen bireylerin sayısını azımsanmayacak kadar arttırmakta. Peki bu benzeşmenin devamında tek tipleşme mi var?  Ya da farklı bir pencereden ifade etmek gerekirse bu benzeşme ve tek tipleşme doğal bir sürecin sonucu mu yoksa birileri bilerek ve isteyerek mi bu sonuca ulaşma niyetinde… 

Farklı alışkanlıkları, farklı değerleri, farklı kültürleri olan bireyleri ya da toplumları yönlendirmek istediğinizde onların farklılıkları kadar çok sayıda yol ve yönteme ihtiyacınız var demektir. Bu da daha fazla iş gücü, daha fazla zaman, kısacası daha çok maliyet demektir. Küresel sermaye gelmiş olduğu noktada kendi artı değerlerini çoğaltmak adına, kitleleri istediği şekilde yönlendirmek ve yönetmek arzusunu bu benzeşme üzerinden götürme hesabında olabilir mi? 

Bireylerin alışkınlıkları ile oynamak, değer yargılarından uzaklaştırmak dolayısıyla toplumun gelenek, görenek ve kültürel yapısında değişime sebebiyet verecek hamleler bir sonraki adımda hiç beklenmedik sonuçlar doğurabilir ki bunun son noktası vatanın elden gitmesi dahi olabilir. Çok sert bir çıkarım gibi görülse de bireyleri bir millet kavaramı içerisinde var eden şey diğer milletlerden onları ayıran kültürleridir. 

Eğer siz kültürünüzü kaybetmişseniz artık dahil olduğunuz millet ve vatandan da bahsedemezsiniz. Tarihsel süreçte kültürel kimliğini kaybeden milletlerin yeniden tarih sahnesine çıktıkları görülmemiştir. Oysaki, silahla fethedilse bile kültürel değerlerini koruyan milletler yüzyıllar geçse de tarih sahnesindeki yerini almaya devam etmiştir. İşte böylesine hassas bir noktada dünyanın algılarla yönlendirilip yönetilmek istendiği bir dönemde çeşitli “masum imgeler” birer silah olarak dünyayı dolaşmakta. 

Yazımıza dünyada hızlı bir değişimin hakim olduğunu söyleyerek başlamıştık; peki geçmişi M.Ö. 5. yüzyıla dayanan “Kırmızı Halı” geleneğinin bugün bile hiçbir değişime uğramaması tesadüf müdür? İlk kez Aiskhylos’un Agamemnon eserinde karısı tarafından kral Agamemnon’un ayaklarının altına serilerek, tanrısal bir karşılama töreni için kullanılan kırmızı halının, dünyanın dört bir tarafında bugün bile kullanılıyor olması tesadüf müdür? 

Tarih boyunca dünyanın her yerinde kırmızı renk zenginliğin, gücün, aristokrasinin, zenginle fakirin arasındaki ayrımın rengi olarak kullanılmıştır. Zira kimyasal yoldan boya elde edilene kadar kırmızı rengi elde etmek çok güç ve pahalı bir işti. Asya’da, Avrupa’da  hatta Amerika’nın keşfi ile birlikte yeni dünyada bile kırmızı rengi elde etmek için, nadir bulunan böceklerden yüz binlercesine  ihtiyaç vardı. İşte bu yüzdendir ki kralların pelerinleri dahi hep bu gücün göstergesi olarak kırmızıydı. Şimdilerde krallar ve kırmızı pelerinleri yok belki ama, aynı üst bakışın kırmızı halıları krallıklarını devam ettiriyor dört bir yanda. 

19.yy itibarı ile devlet adamlarının, bürokratların, siyasetçilerin, patronların ve de zenginlerin ayaklarının altına serilen kırmızı halı, 20.yy itibarı ile Hollywood’da  “sanatçıların” ayaklarının altına serildi. Kültürler arası etkileşimin hızla ilerlediği 21.yy’da ise düğünlerden davetlere kadar her yere sızan bu “masum imge” Oscar Töreni ile ününe ün kattı.  Metaforik olarak adaletsizliğin temsilcisi olan bu “masum imge” 2013 yılında dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından başbakanlığın önünden kaldırıldı ve yerine “Turkuaz” rengi halı serildi. Diğer tüm renklerin arasında Turkuaz renginin ayrı bir önemi vardı. Adında Türk kelimesi geçen ilk devlet olan Göktürklerin rengiydi Turkuaz ve adını adımızdan almaktaydı. Kral Agamemenonun tanrısal gücünün simgesi olan “kırmızı halı” dayatmasına kendi kültürümüzden verilecek en güzel yanıttı “Turkuaz  Halı”. Şimdi yıl olmuş 2017 ve kırmızı halıdan turkuaz halıya 2013 yılında geçişi sağlayan Cumhurbaşkanımıza, demokrasi dışı yöneticilik sıfatı yakıştıran ve üzerinde yürüdükleri halının ne ifade ettiğini bile bilmeyen “sanatçılarımız ve aydınlarımız adaletsizliğin metaforu olan kırmızı halı üzerinde yürümeye devam edip özgür sanat, özgür birey ve özgür bir Türkiye’nin kendi yol göstericilikleri ile  var olacağını iddia ediyorlar, öyle mi… 

Mustafa Yılmaz Diğer Yazıları