YAZARLAR

Değişen sosyal yapımız (2) 

Sokakların dilini anlamak ya da anlayamamak, devletlerin akıbetlerini her zaman belirlemiştir. 

Ailede, işyerlerinde, okullarda, yurtlarda, düğünlerde, tarikatlarda ve trafikteki tablo; Dostoyevski’nin “Ecinniler” romanını da aşan bir tablo ile karşımıza çıkmaktadır. 

Fransız devrimi, Rus devrimi, Çin devrimi ve İran devrimi gibi onlarca devrim ve Hitler'in iktidarda kökleşmesi incelendiğinde yukarıda saydığımız alanlardaki olumsuz gelişmelerin hızla çığ halini alarak kitlesel bir teröre ve nihayetinde bir devrime sebep olduğu görülmektedir. 

Sokağın, ailenin, gençlerin, annelerin, babaların, öğrencilerin velhasıl milletin hücrelerindeki temel yapı taşlarındaki deformasyon, anlaşılıp gerekli önlemler alınmadığında karşınıza sosyal, ekonomik, siyasal, dinsel ve ailevi kaoslar zinciri çıkmaktadır. FETÖ’nün de böyle bir çözülme ortamında toplumun tüm kesimlerine sirayet ederek, çok seçkin bir “örnek” olduğunu göstererek, 15 Temmuz darbe teşebbüsüne kadar cüret edebildiği gerçeği hâlâ sıcaklığını korumaktadır. Hükümet+devlet+millet birlikteliği sayesinde 15 Temmuz bertaraf edilebildi, inanılmaz kahramanlık örnekleri verildi. Bugün millet+devlet kaynaşması güçlüdür, fakat bu dayanışmayı kırmak için de tüm fırsatlar değerlendirilmektedir. 

“Bırakınız, ne yaparlarsa yapsınlar” türü boş vermeler Fransız, Rus, İran ve Çin devrimlerine sebep oldu. Dolayısıyla ilk yazıda bahsettiğimiz gibi sosyal yapımız, aile, birey, ekonomik, siyasal düşüncelerimiz, dini algılamalarımız, güç gösterisinden kaynaklanan bilenmelerimiz, lüks değil fakat özentilerin tavan yaptırılması ile oluşan her şeyi elde etme çılgınlığı ve “benim başkalarından neyim eksik, ben de jet sosyete gibi tüketip yaşayayım” furyası, tüm toplumsal, dinsel, eğitimsel ve sair yapılarımızı 10 şiddetindeki bir deprem tahribatı ile sarsmaktadır. En büyük şansımız ise kim ne derse desin, yönetenler ile yönetilenler arasındaki güçlü bağdır, hedef de bu güçlü bağdır. 

Bugün artık çocuklarımızı anne-babalarına, öğretmenlerine dahi güvenerek teslim edemeyecek bir sosyal değişim yaşıyoruz. Bu çözülmenin önüne bugünkü güçlü liderlik ile geçemez isek devasa bir sosyal, siyasal, etnik, dini, kültürel ve ekonomik kaosun içine sürükleniriz ki istenenin ve kurgulananın da bu olduğunu vurgulamaya çalışıyoruz. 

Gerçekten de bugünkü güçlü liderlik olgusunun Türkiye’de iç ve dış ajanlar yolu ile tetiklenen yukarıdaki tehlikelerin üstesinden gelebileceği korkusu en üst düzeyde kendini göstermektedir. Toplumun ve devletin hangi kolonlarının güçlendirilmesi gerektiği bilinmektedir ve bugün güçlü liderliğin iktidarını sarsmak için yoğun bir gayret gösterilmektedir. 

Sokakların, ekonominin, mahkemelerdeki davaların dilini anlayan devletler beka sorununu aşabilmişlerdir. 

Yarın devam edelim. 

Ömer Özkaya Diğer Yazıları