YAZARLAR

Dünyanın en zengin adamı 

Meşhur Köroğlu dağda erzak sorunu yaşayınca bir köylünün kapısını çalar. Köylü ile aralarında geçen konuşma şöyledir: 

-Kim o? 

-Köroğlu! 

-Ne istersin? 

- Biraz erzak. 

Köylü kapıyı açar, karşısında ufak tefek Köroğlu durmaktadır. Sükûtu hayale uğrar, istediklerini verir. Kahve içilir. Köylü Köroğlu’na der ki: Ağam, bir daha siz gelmeyin, namınız gelsin! Köroğlu mesajı almıştır. 

Dünyanın en zengin adamı acaba nasıl yaşar? Nasıl düşünür? Zenginliğini nasıl devam ettirir, nasıl para kazanır? Bu soruların cevabı ile başta anlattığımız anekdot arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü klasik davranış bellidir. İhtiyacı olan, sorununu çözebilecek olana gider. Bu bağlamda ziyaretler hep önemli olagelmiştir. 

Dünyanın en zengin adamı doğal olarak “normal” davranmaz. Normal davransa zaten zengin olamaz. Dünyanın en zengini olunca beyni radar gibi çalışmaya başlar. Alanına girecek olanları izlemeye alır. Bu durumda radarı klasik radar sistemi gibi de çalışmaz. Kapsama alanı tüm evrendir. Olup bitecek “her şey” ile ilgilenmek durumundadır. Bu ilgiyi derecelendirmek için kapsama alanına giren nesnelerin hızı ve trafiği önem kazanır. Kendisine doğru ilerleyen nesnelerin açık kimliği, hızın ve trafiğin nedeni öğrenilir. Sistemin aparatları çalıştırılır. Hedef nesne/nesnelerin “sorunları” apartlar vasıtasıyla çözülür, yani şekillendirilir. 

Bu sistemde genellikle dünyanın en zengini ile karşılaşılmaz. Çünkü “aranan” kendisi değil, “vereceği”dir. Veren, doğal olarak alacağının takipçisi olur. Fakat bu takip verenin kültürüne göre “estetiklik” içerir. İstihbaratın devreye girdiği bu noktada “Alan el”in serüveni başlar. Bu bağlamda “zenginler oyunu” gerçekten zenginlik içerir. Dünyanın en zengin adamı ortalıkta pek görünmez, fakat her yerde onun gözü ve kulağı vardır. Hissedilir. Çünkü “nam”ı ortalıkta dolaşır. Köylü örneğinde olduğu gibi kimse Köroğlu’nu kapısında görmek istemez. Dünyanın en zengin adamı bunun bilincinde olur. Görünmezlik pelerinine bürünür. Dünyanın giderek avuç içi olmaktan çıkıp noktaya evrildiği günümüzde “varlığınızı” yeniden tanımlamak  “beka”nız açısından da yaşamsaldır. Çünkü hayatınızın devamının sistem açısında gerekliliğini tüm verileri ile güncelleyerek ortaya koymak zorunluluğu dünyanın rutini haline gelmiştir. Bu işlemi yapanların merceğinde oluşturulan algı, stratejik değere sahiptir. İnsanın sağlığını gösteren kan, idrar analizleri ile şirketlerin ve diğer yapıların sağlamlığını gösteren analizler, tedavi ve akıbeti belirler. 

Dünyanın en zengin adamı için alacaklı olduklarının tüm verileri sürekli toplanır ve analiz edilir. Bu yakın takip olmasa zaten dünyanın en zengin adamı da olmaz. Daha önce bir yazımızda belirttiğimiz gibi, her alacak gerçekten “alacak”, her borçta gerçekten “borç” değildir! Fakat bunu böyle kılacak olan borçlunun nasıl tanımlandığıdır. Bunun için lazım olan verileri kendimiz sağlarız. Çünkü her gün hızla değişen dünyada verilerimizi güncellemez ve tanımlanmamızı sağlayacak paradigmaları oluşturmazsak başkalarının insafına kalmış oluruz. Dünkü varlıklarımız ve konumumuz, bu gün, dünkü değeri ile ölçülemez. Artanı ve eksileni bilen, kayıpları ve kazançları bugünkü terminoloji ile izah edebilmek en büyük güçtür. 

Unutmamak gerekir ki dünyanın en zengin adamı da bilgiye muhtaçtır. Bu bilgi gerçekten “farklı ve vizyona katkısı olan” türden olursa, oksijen (beka) sıkıntısı çekilmez. 

Ömer Özkaya Diğer Yazıları