yazarresmi
Ömer Özkaya

omerozkaya@gunes.com

20 Mart 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Teknoloji-mitoloji ilişkisi (4) 

Kadim zamanlardan nakillere mitoloji diyoruz. Mitoloji tarihin derinliklerine giderken teknolojinin çok yeni olduğunu düşünüyoruz, oysa ikisi de aynı yaşlarda. 

Bilimsellik denince kuşkuculuk, deneycilik, akılcılık, titiz ölçüp biçme ilk akla gelenler. Yine bilimsellik denince tüm bilgilerin -değişmez kabul edilen “gerçek”ler de dahil olmak üzere- doğru olmayabileceği sözkonusu edilir. 

Bu bağlamda “2x2=4 ediyor” diyemeyebiliriz bir süre sonra. Çünkü evrene ve insana dair ne varsa hepsinin kesin bir değişikliğe sahip olması en kesin olgu. Gördüklerimiz, duyduklarımız, bildiklerimiz ve öğrendiklerimiz tümüyle veya kısmen doğru ve yanlış olabilir. Yarın bu doğru ve yanlışlar tekrar yer de değiştirebilir. 

Tüm canlıların, duyma, görme ve idrak etme eşikleri farklıdır. Dolayısıyla bugün yaşadığımız dünyadaki herşeyi duyduğumuzu, gördüğümüzü ve idrak ettiğimizi iddia edemeyiz. Dünyada görme ve duyma eşiklerimizle ve teknolojiyle göremediğimiz çok bilinmeyenler var. İnsanın ve diğer varlıkların duyma, görme, idrak, akıl, tasavvur, acıya dayanma, açlığa, susuzluga tahammül etme ve ömür gibi tüm alt ve üst eşikleri değiştirilebilir. 

O halde bugün de dünya, zaman, evren, güneş, ay, mesafe gibi hayatımızın içindeki sonsuz olgu ve objeyle ilgili bilgilerimiz için “bu, böyledir” deme lüksünden çok uzaklardayız. 

Bütün bu cümleleri şunun için kurduk: Dünden, yani kadim zamanlardan bugüne aktarıla gelen tüm bilgiler, geçmişte yaşayan varlıklar tarafından yaşanmış ve kadim insanlar tarafından tüm incelikleriyle bize, günümüze aktarılmıştır. Yani mitoloji-masal, destan dediklerimiz aslında gerçeklerdir. Bu durumda dünyamızın, matruşkalar gibi içe içe geçmiş binlerce iç ve dış dünya olma olasılığı hayli yüksektir. 

İnsanın tüm melekelerinin eşikleri bizden üstün varlıklar tarafından veya bizden üstün teknolojiye sahip hemcinslerimiz tarafından değiştirilebilir. Eğer böyleyse içinde bulunduğumuz dünyada, evrende, bizlerden saklanan, yani bizlere gösterilmeyen sonsuz gerçeklikler söz konusudur. 

Mikroskopun altında göremediğimiz daha ne tür varlıklar olduğunu bilmiyoruz. Teleskopların ve radarların göremediği ve onları aldatabilen-atlatabilen varlık ve teknolojilerle ilgili de sonsuz bir bilinmezlikle karşı karşıyayız. Yani mitolojideki teknolojilerin gerçek olmadığını iddia edebilecek durumda değiliz. 

Bunların doğru olması durumunda 3-5 bin yıl önceki dönemdeki varlıkların bugünlerde hangi bilimsel ve teknolojik seviyelere sahip olduklarını tasavvur edecek beyinsel kapasiteden de çok uzağız. Belki de insanın melekesini kilitleyen, melekelerimizin eşiklerini bazen daraltan, bazen genişleten varlıkların elinde bir oyuncağız. 

Eisenstein'ın “Görecelik Teorisi” sonsuz boyutları ile hayatımızın nirengi noktası olacak. Mesafelerin ölçtüğümüz kadar uzun ya da kısa olmadığı, ya da şu an ölçtüğümüz gibi ölçülmeyecegi gerçeği gibi sonsuz gerçekle de yüz yüzeyiz. 

O halde mitolojiye bir “hayaller ve anlatılar havuzu” olarak bakamayacağımız gerçeği ile hareket edersek, bugünkü bilimlerle kadim bilimlerin bir daha elden, gözden, elekten ve bilimsel mercekten geçirilmesi zaruridir. 

Masallardaki şu klasik cümle çelik gibi bir gerçekliktir aslında: “Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, ancak bir arpa boyu yol gittik.” Bu cümleyi mitolojik bir analize tabi tutarsak, bugünkü bilgiler ışığında aldığımız yol, bir arpa boyu bile değil! 

Işınlanma teknolojisi bugün bile gerçekleşmez gibi duruyor, oysa Hz. Süleyman'ın başardığı tam da budur. O zaman en can alıcı zoru şu olmalı: Acaba Hz. Süleyman, Hz. Davud ve Hz. İdris gibi zaman ötesi insanlar, başka dünyalarda yaşayan ve dünyamızda da algılanan üstün insanlar mıdır? 

Bu olasılık bugün Batı'da “iç içe geçmiş evrenler ve dünyalar” tartışmasını başlatmıştır. Bu sebeple büyük devletler ve büyük şirketler, özel istihbarat, antropoloji, tarih, din, coğrafya, astrofizik ve astronomi birimlerini akıl almaz ödeneklerle takviye ediyorlar. 

Çünkü uzay boşluklarında arananların, dünyamızın ve algılarımızın boşluklarında bulunma olasılığı ve bu olasılığın yeni bulgularla olasılık olmaktan hayli uzaklaşması, tüm dikkatleri mitolojiye ve mitolojik coğrafyalara yoğunlaştırmıştır. 

Bizim teknolojik olarak henüz yeni ulaştığımız ama Türk mitolojisinde binlerce yıldır varolan tüp bebek ve Skype üzerinden canlı görüşme yapma örnekleriyle bu seriyi Perşembe günü bitirelim. 

Ömer Özkaya Diğer Yazıları

Asya’nın kapısı (2) 

22 Kasım 2017

Suud’da olanlar (5) 

18 Kasım 2017

Suud’da Olanlar (4)

15 Kasım 2017

Suud’da Olanlar (3) 

12 Kasım 2017

Suud’da olanlar (2) 

11 Kasım 2017