YAZARLAR

Avrupa Amerika’yı izler (mi?)

Yakın dönemde Batı ve Avrupa denince akla ilk gelen tarihi olaylardan birisi Fransız Devrimi’dir. Bu devrim tüm Avrupa’yı ve dünyayı etkilemiştir. Oysa Fransız Devrimi’nin manifestosu ABD devriminde oluşturulmuş, ABD’nin kuruluş ve bağımsızlık deklarasyonu olan Bağımsızlık Bildirgesi 1774’te temellenmeye başlamıştır. İngilizlerin ABD’deki kolonilerine yeni vergiler koymaları ile başlayan savaş, bugünkü ABD’yi tarih sahnesine Fransızların da yardımı ile çıkarmıştır. Daha sonra da Fransız İhtilali ile Avrupa’nın siyasal ve sosyal biçimlenme süreci başlamıştır. Tüm bu gelişmeleri başlatan ise, Amerika'nın keşfinden sonra 1600’lü yıllarda İngiltere'deki baskıdan dolayı bu yeni kıtaya göç eden püritenlerdir. Amerika’nın Avrupa'yı radikal şekilde etkilemeye başladığı tarih, püritenlerin göçüne kadar uzatılabilir. Bugün de ABD hem Avrupa’yı hem de tüm dünyayı radikal şekilde etkilemeye devam etmektedir. 

ABD ile Batı arasındaki bu karşılıklı etkileşim ve gerilimi gereken titizlikle incelemek geleceği de anlamanın ipuçlarını verecektir. ABD’nin oluşumu, Avrupa'nın ele avuca sığmaz “haşarı” nesillerinin bir ürünüdür. Avrupa’nın monarşik ve sair despotizminden kaçanların ürettiği bu ülke, yeni bir özgürlük evreni olarak insanlığın potansiyelini ortaya çıkarma konusunda değerli bir işlev görmüştür. 

Avrupa'daki birikimin üzerine Amerika'nın özgür ortamında geliştirilen yeni tekniklerle, yeni yaklaşımlarla yeni bir dünya inşa ederek görkemli bir cazibe merkezi haline getirilen Amerika, bugün tüm dünyanın hâlâ en çok etkilendiği ana merkez özelliğini sürdürmektedir. Bugün Batı'nın zirvesi Amerika’dır. Eğitimin, bilimin, teknolojinin, kültürel ve sanatsal gelişimin, medyanın, ekonominin tüm branşlarının, istihbaratın, askerliğin, diplomasinin ve politikanın ve daha birçok sektörün liderliği ABD’dedir. 1774’lerden itibaren tedrici olarak Batı'nın liderliğini ele geçiren ABD özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu liderliği kurumsallaştırmıştır. 

Buraya kadar yazdıklarımız ABD’nin bugün Avrupa ve dünya tarafından çok eleştirilen tüm çıkış ve politikalarının bir süre sonra Avrupa ülkeleri ve AB tarafından da biraz “ıslah edilerek” kullanılıp kullanılmayacağını ortaya çıkarmak yönünde bir arayışı tetiklemektir. Bu kritik noktayı bilmek stratejik öneme sahiptir. 

ABD’nin oluşturduğu kulvardan gitmek ve onun ürettiklerini takip ederek kendi konumunu geliştirmeye çalışmak Avrupa’nın 60-70 yıllık politikası olmuştur. Jurgen Habermas’ın ileri sürdüğü bölünmüş Batı fikri ABD’nin bugünkü ve gelecekteki genel algılanışından rahatsızlık duyup bir uzaklaşma eğilimini açığa vursa da, bunun radikal ve sürdürülebilir bir bölünme olmayacağı yönünde bir kabul şimdilik gerekli görülmelidir. 

ABD’nin Vietnam’dan beri muazzam derecede eleştirilmesine rağmen hegemonyasını küreselleştirmesi ve bugün Trump’ın şahsında bu hegemonik yapıyı devam ettirmek için geliştirdiği politik dil ve stil aslında Batı'nın Osmanlı’nın ve Rusya'nın güçlerini kaybetmesinden beri yürürlüktedir. Yadırganan, Trump’ın bu dil ve stili Avrupa'ya karşı da aynı etkinlikte kullanmasıdır. Habermas’ın 11 Eylül saldırılarından beri dile getirdiği “Bu ABD’yi tanımıyoruz, Avrupa’yı ABD ile birlikte okumayın” ihtarı siyasi ve ekonomik tarihteki Avrupa sicilini temizleme görevini görür mü? 

Tarihi seyir ABD’nin hâlâ Avrupa'ya yaklaşımından dolayı eleştirilse de Batı’nın lokomotifi olmayı sürdüreceği yönündedir. ABD’nin küresel bir pozisyon yitiminde olduğunun birçok verisi olsa da bunlar kısa ve orta vadede etkilerini gösterecek türden değildir. Bu bağlamda AB’nin ve Avrupa’nın bir süre daha ABD’yi izleyeceğini ve liderliğinin tarz ve stil eleştirilerine rağmen onaylanacağını öngörmek gerekmektedir. 

AB’nin Akdeniz havzasını AB hâkimiyet alanı haline getirme stratejisi Yunanistan ve Türkiye arasındaki Kıbrıs ve Akdeniz sorunlarını Yunanistan lehine çözme tutumundan dolayı çökmesi ABD’nin büyük Ortadoğu projesini üretmesine sebep olmuştur. AB’nin Akdeniz’e hâkim olmasını engelleyen tutumunu ABD de devam ettirmektedir. 

Avrupa ve ABD’nin buna benzer dini ve kültürel Ortodoksluğu Türkiye’nin aleyhine çalışmaktadır. Diğer yandan Türkiye’nin aleyhine çalışan tüm olgular paradokssal bir biçimde Batı'nın da aleyhine gelişmektedir ve bu durumu tüm Batı hâlâ dini ve kültürel Ortodoksluğu yüzünden ıskalamaktadır. 

Sonuç olarak ABD ve Avrupa’nın tarihsel arka planına, ABD’nin tarih sahnesine çıkmasına ilişkin tarih titizlikle çalışılması gereken stratejik alandır. Bilimsel ve teknolojik gelişim her şey değildir. Tanrı’yı ve dünyayı yanlış anlamaya devam ettikçe doğru ve güçlü hegemonya kurulamaz. 

Ömer Özkaya Diğer Yazıları