YAZARLAR

Ekonomik manipülasyon ve dezenformasyonlar süreci 

Dünyada bir ekonomik dönüşüm yaşandığı gerçektir. Bunun dışındaki tüm verilerde ‘yoğurdu üfleyerek değil buzdolabında bekleterek yeme stratejisi’ uygulanmalıdır. Bu bağlamda dünyadaki ekonomik dönüşümün geniş analizini ilerleyen süreçlerde yapmaya çalışacağız. 

Öncelikle ucuz iş gücünün bulunduğu Uzakdoğu ülkelerine kayan üretim ve üretim teknolojileriyle Uzakdoğu Asya'nın profili değişmiştir ve daha da değişecektir. Bu olguda unutulmaması gereken gerçek, Uzakdoğu ülkelerinde üretim yapan ve yaptıran şirketlerin sahipleri ve hissedarları ve üretilen ürünlerin pazarlarıdır. Ne yazık ki bu konuda stratejik bilgi eksikliği en üst düzeydedir. 

Tüm ekonomik dönüşüm göstergeleri henüz çok farklı hegemonya merkezlerinin oluştuğunu göstermiyor. Sadece eşyanın tabiatına aykırı yapılan ekonomik, siyasal, finansal, ticari ve diplomatik girişimlerin istenildiği gibi sonuçlandırılmaması Batı sisteminin artık artan oranda gerilemekte olduğu değerlendirmelerine sebep olmaktadır. 

Gerçekten de uluslararası kuruluşların verilerine bakınca ekonomik dönüşüm dinamikleri belirmektedir, bu doğru. Fakat olayın sosyal ve siyasal yönüne bakınca, özellikle göçlerin, mülteci akınlarının yönüne bakınca, ekonomik dönüşümün “gerçek ve kalıcı” olmasını sağlayacak veriler, Batı'nın gerileyişini henüz tam anlamıyla desteklemiyor. Dikkat edilmesi gereken husus “refah” kavramının Batı'da nasıl bir siyasal ve sosyal değerlendirmeye tabi olduğudur. Ayrıca Uzakdoğu Asya'nın ya da Asya'nın yükselişine karşı gelişmiş ülkelerin; ücretlerde, sosyal yardımlarda, eğitimde, sosyal güvenlik uygulamalarında geliştirdiği stratejilerin iyi analiz edilmesi gerektiğidir. Batı'da “hak ediyor mu” sorusu, yani “liyakat”, hâlâ önemli oranda refahın dağıtımında baz alınır. 

Bu açıdan Batı'nın tabii ki eski “dev” olmadığına kimse itiraz etmiyor. Fakat yeni “devler” de henüz “kimlik” kazanmış değildir. Güç ve hegemonyanın oluşması için gerekli faktörler oluşma aşamasındadır. 

Ancak reel değerlendirmeler reel sonuçlar üretir, doğru analizler, doğru güç tanımları üretir. Bu bakımdan Batı'yı daha çok çalışmamız gerekiyor. “Para”nın nasıl bir enerji verici veya nasıl bir yük olduğunu anlamak için mukayeseli iktisat tarihi analizlerine bakmamız gerekmektedir. Henüz bunlar yapılmamaktadır. 

Bütün bu yazdıklarımız Rusya, Çin ve Türkiye’nin dünya piyasalarından rutin dışı altın topladığı iddiaları sebebiyledir. Bu iddiayı altın fiyatları ve piyasası desteklemiyor. Çin’in ve Türkiye’nin hatta başka devletlerin piyasadan gizli veya açık altın çekmesi durumunda altın fiyatlarını kim bugünkü seviyelerde tutabilir? Son yıllarda özellikle takılar söz konusu olunca “taş”lar, altından daha ışıltılı bir cazibeyle sunularak özellikle orta ve üst gelir grubuna dahil kadınlarda tercih edilir oldu. 

Bunun yanı sıra “altın” özellikle yakın gelecekte inanılmaz fiyatlara tırmanabilir. Çünkü dünya para sisteminin hızla değişmeye doğru gittiği bu süreçte finansal hegemonya enstrümanlarından en önemlisi, sahip olunan altın olacaktır. Bunun için “altın” olgusunu bir de sanal paralar “piyasası”yla birlikte analiz ettiğimizde olmayan Bitcoin’in 20 bin dolarlara tırmanması, finansal akıl sahipleri için altın değerinde bir bilgi içerir. Kısacası ekonomik, finansal, ticari ve uluslararası ilişkiler spekülasyonlarının yoğunlaşarak artacağı bu süreçte belki “Çin, Rusya ve Türkiye niye altın toplamıyor?” diye de sorulmuş olabilir. 

Sonuç olarak, finansal aklın ve paranın da dönüşüm arifesinde olduğunu, eski kavram ve bilgilerin de son kullanma tarihinin geldiğini bilerek, ekonomik manipülasyonlar ve dezenformasyonlar dalgalarına karşı uyanık olma zamanı. 

Ömer Özkaya Diğer Yazıları