YAZARLAR

Her şey değişir

İslami Asya ve Afrika’nın sınırlarını ve ülke sayısını değiştirmek için özellikle Batı’da birçok proje hazırlanmıştır ve bunların bir kısmı halen uygulanmaktadır. En kötü zamanında, yıkılışından hemen önce, Osmanlı bile bölgeyle ilgili biri Pan-İslamist diğeri Pan-Türkist iki projeyle faaliyet göstermiştir. 

İran'ın ekonomik durumuyla ilgili İran iç basını ve dış basındaki haber ve yorumlar ciddiyetle takip edilmelidir. İran parası Riyal’in özellikle Dolar karşısında yitirdiği değer üzerine halkın bir kısmı sokaklara dökülerek protestolara başlamıştır. Bunun üzerine İran dinî lideri Hamaney çok önemli bir ikaz yapmış, “İran'ın ekonomik güvenliğini tehlikeye atanlar için gereğini yapacağız, herkes ayağını denk alsın” demiştir ki İran’ın dini liderinin “ekonomik güvenlik” gibi geniş ve stratejik bir kavramı gündeme getirerek olayların arkasındakileri afişe etmesi, Ruhani için ve onun bileşenleri için ciddi bir uyarı ve statü hatırlatması içermesi sebebiyle yaşamsal önemdedir. 
İran'ın ve Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik kaderi genelde birlikte seyretmektedir. Aynen İran Riyali’nin değer kaybı gibi Türk Lirası da, Riyal kadar olmasa da, değer kaybına uğramıştır. Türkiye ve İran’da, ekonomik ve finansal bir kıskaçla preslenerek halkın sokaklara çıkıp iktidarı devirmesi beklenmektedir. 
İran, Türkiye ve Rusya üçlüsüne karşı uluslararası bir cephe imal etme girişimleri bir süredir yukarı yönlü ivme kazanmıştır. Avrupa’yla ABD arasındaki ticari rejim arayışları, ihtiyaten NATO’ya bir alternatif arama ve oluşturma çabalarını tetiklemiş ve “Avrupa Acil Savunma Ordusu” diye nitelendirilmesi gereken bir ordu kurulmuştur. Bu noktada Rusya’nın Türkiye’nin ve İran'ın, ABD ve Avrupa nezdindeki önemi hayli stratejik bir değere ulaşmıştır. Bunun iyi mi kötü mü olduğu henüz belli değildir. ABD ve Avrupa veya genel olarak Batı, küresel ekonomik, finansal ve operasyonel monetarizm ile ticaret denklemleri oluşturma konusunda çok ciddi, erken fikir ayrılıkları yaşamaktadır. ABD ve bileşenlerinin Avrupa ve bileşenleriyle yaşadığı gerilim gerçekten stratejik olarak “yaşamsal” kavramını da aşan bir özellikler demetini içermektedir. Avrupa'da coğrafi parselasyon kısmen tamamlanmıştır. Bu, Rusya’nın Avrupa tarafından tehdit olarak algılanışını değiştirebilirse ABD’nin de güvenlik amaçlı olarak Avrupa’yı hakimiyet alanı olarak değerlendirdiğine yönelik analizleri doğru çıkarma gibi bir tehlikeyi ortaya koymaktadır. İşte bu her şeyi değiştirebilir. Avrupa ve ABD açısından Rusya, Türkiye ve İran'ın kazanılması için ciddi bir rekabet başlayabilir. Bu kapsamda İran, Rusya ve Türkiye’de son zamanlarda olup bitenler, bu alandaki rekabet yansımaları olarak da değerlendirilmeyi hak etmektedir. 
ABD ve Avrupa arasındaki gerilimin derinliğini anlamak için “ticaret savaşları” olarak nitelendirilen gümrük vergilerinin yükseltilmesi girişim ve önlemlerine bakmak çok faydalı olacaktır. ABD ve Kanada arasındaki gerilim başta olmak üzere, ABD ve Avrupa arasındaki ticaret savaşları bazlı gerilimler, dünya ekonomisiyle ilgili çok ciddi analizlere ihtiyaç oluşturmaktadır. Türkiye’nin acilen Avrupa ve ABD ekonomileri ve dünya ekonomisiyle ilgili nitelikli analizler üretmesi, kendi güvenlik sistemlerini oluşturması, geliştirmesi ve boyutlandırması açısından stratejik bir gerekliliktir. Bu bağlamda önümüzdeki günlerde bölgemizde ve kürede, ABD ve bileşenleriyle Avrupa ve bileşenleri arasındaki rekabet ve yeni bileşenler kazanma gayretleri, yeni bölgesel ve küresel semptomlar üretecektir. 
“24 Haziran Seçimleri” bu açıdan Türkiye’nin tehlikeler silsilesini kavradığını ve analiz doğrultusunda bir tercih geliştirdiğini göstermektedir ki bu, hükümete, bileşenlerine ve Recep Tayyip Erdoğan'a karşı güveni de tescil etmektedir. Türkiye’nin işi bu bağlamda gerçekten çok zorluklar içermektedir. 16 yıllık bir tecrübeler yelpazesi bu açıdan avantajdır. Bu avantaj iptal edilmek istenmiştir. Şimdi bu avantajın bölgesel ve küresel boyutta mevcudu koruma ve geliştirme yönündeki icraatlarını engellemek için farklı kurgular devreye alınacaktır. Bu noktada Şeyh Edebali’nin vasiyeti, hatırlamaya değerdir. 

Ömer Özkaya Diğer Yazıları