YAZARLAR

Kur savaşlarından ticaret savaşlarına

Titizlikle planlanan ve organize edilen savaşlar çağındayız. Öncelik; ekonomik, sosyal ve siyasal içerikli ideolojik savaşların idi, sosyalist ve komünist paradigma çöktü, neoliberal kapitalizm, kur savaşlarını doğurdu. Rekabetçi devalüasyonlar yasaklandı, fakat çok orijinal devalüasyon çeşitleri icat edildi. Kur savaşları mecburen ticaret savaşlarını davet edecekti, nitekim öyle de oldu. Ticaret savaşlarının da hangi savaşları çekeceğini tarihten bilmekteyiz.  

Kur savaşlarının toplumsal etkisi sınırlı kaldı. Toplumun tüm kesimlerinin kur savaşlarının sebep ve sonuçlarını algılayamaması, istenen ekonomik ve siyasal sonuçları üretemedi. Doğal olarak çok daha geniş boyutlu ve tüm toplum kesimlerinin ticari, finansal ve ekonomik sonuçlarını anında göreceği ve algılayacağı ve siyasal sistemi radikal şekilde tahrik edecek ticaret savaşları tedavüle alındı. Dolayısıyla bu savaşların sonuçlarından beklentiler listesi de bir hayli kabarık. Bu kadar kabarık bir beklentiler paketinin ticaret savaşlarıyla elde edilmesi de hiç bir şekilde mümkün görünmemektedir. 

Klasik Batı sistemi ya da tek tanrılı dinler dünyasının aklı, genelde iki boyutlu çalışmaktadır. Artı ve eksi, kâr ve zarar... Klâsik ekonomik zihniyet de ticaret ve hayata bu bilanço üzerinden bakar. 

Fakat tek tanrılı dinlerin dışındaki dünya, bundan bir hayli farklıdır. Her ne kadar Çin denince Ying Yang döngüsü akla gelse de geniş ve büyük Asya'nın bilinçaltı hala kâr ve zarar mantığını reddeder. Bu yüzden Fukuyama'nın medeniyetler çatışması tezinin tek tanrılı dinlerin milletleri arasındaki medeniyetler çatışmasını değil de daha çok tek tanrılı dinlerin ve çok tanrılı dinlerin ya da algılar dünyasının arasında realize olma olasılığı daha yüksektir. 

Gerçekten de Asya'nın (Çin, Japonya ve diğer Asya ülkelerindeki) ekonomik zihniyetiyle Batı arasındaki ekonomik zihniyet farkı Asya'daki Batılı ekonomik sistemlere rağmen hâlâ çok yüksektir. Bunun işleyişi de günlük hayatta karşımıza çıkmaktadır. 

Bu bağlamda sıradan bir Çinli’nin ve sıradan bir Hintli’nin ya da Koreli’nin yiyecekle döviz kuru ve gümrük vergileri arasındaki korelasyonu algılamasını ve bunun da radikal ekonomik, sosyal ve siyasi sonuçlar üretmesini beklemek abesle iştigal etmek olarak görülecektir. 

Fukuyama'nın medeniyetler çatışması tezini dinler bağlamında algılamak müthiş bir hata olur. Medeniyet=Ekonomik vs. imkânları kullanma aklıdır Batı’ya göre. Gerçekte de böyledir. 

Dolayısıyla ABD'nin, AB'nin ve Asya'nın arasında cereyan eden şu anki kur, ticaret ve zihniyet savaşlarıyla ilgili ABD'nin ve Avrupa'nın bir hayli tez ürettiğini ve bu tezlerin Asya'nın zihinsel işleyişini, reflekslerini ve kültürel bilinçaltını kavramak amaçlı olduğunu da vurgulamak gerekmektedir. Batılı stratejistleri bir de bu açıdan kritik etmek zaruridir. Bu bağlamda Avrupa da Asya'yı çok uzun süredir zaten mercek altında tutmaktadır. 

Yani ABD'nin ve Avrupa'nın dünyadaki bir rekabet için fikirsel ve bilimsel hazırlık evrelerini kamilen yerine getirdiği tespiti gereklidir. Buna karşılık Asya'nın da boş durmadığı ve yüzyıllarca boyunduruğu altında kaldığı hegemonları ciddiyetle ele alıp incelediği, araştırdığı ve önemli bulgulara ulaşıp bunları kullandığı da bir başka olgudur. 

Çin'in küresel bir üretim ve teknoloji üssü olmasının ve Batı'nın aklının nasıl işlediğinin bilinmesinin farklı hikâyeleri olsa da ortada inanılmaz bir başarı hikâyesi durmaktadır. Bu başarı da rastlantısal değildir. Kim bu başarı tablosunu oluşturursa oluştursun, Türk atasözü açısından durumu ele almak gerekir. Atasözümüz der ki “don yürüyüş, akçe (para) sayış (hesap) öğretir”. Çin ve Japon medeniyetlerinin imkânlar üretme ve kullanma tarihi çok iyi etüt edilmiştir. Batı da aynı şekilde çok iyi araştırılmıştır ve gözlemlenmiştir. 

Bu durumda en son sorulacak soruyu şimdi sormak zorunluluktur: Kur ve ticaret savaşları yeni bir Hiroşima ve Nagazaki faciası üretir mi? Çünkü ABD'nin, tersinin yaşanma riskine karşı, Kuzey Kore’yle müzakere masasına oturduğunu ve bunun sonucunda Çin’le ticaret savaşlarını göze aldığını hatırda tutmak zorundayız.