YAZARLAR

Ev sahibinin hiç mi kabahati yok?

Mübarek Ramazan öncesinde Kudüs’te yine gözyaşları ve kan sel oldu, aktı. Huzur ve sükûnet içinde geçmesi beklenen bu mübarek ay, yine acılarla başladı. 

ABD ve İsrail, elçilik kararını uygulamayı bilinçli bir şekilde bu tarihe denk getirdi!.. Filistinlilerin evlerine, İslam coğrafyasının yüreklerine bir defa daha ateş düşürdü. 

Barış ve huzurun simgesi olması gereken, üç ilahî dinin kutsal mekânlarının bulunduğu Kudüs’te yaklaşık yüz yıldır kan ve gözyaşı var. 

Tarihe baktığımız zaman, Kudüs’te kan ve gözyaşı hiç eksik olmadı. Ne Mısırlılar, ne Hititler, ne Babiller, ne Asurlar, ne Romalılar… Evet, bütün müstevliler buraya kan ve gözyaşı pompaladılar!.. 

Kudüs, huzur, sükûnet ve barışı sadece İslam hâkimiyeti döneminde gördü ve doya doya yaşadı. 

Emevi, Abbasi, Selçuklu, Memluklu ve Osmanlı hâkimiyetleri döneminde, bu şehirde bir damla kan ve gözyaşı akmazdı. Sadece bu dönemde Cenab-ı Hakk’ın seçkin peygamberleri, Musa, İsa ve Muhammed aleyhisselamların ruhaniyeti bu topraklarda huzur buldu, mutlu oldu. 

Bu huzur, tabiri caizse bu büyü, bir defa daha Batı’nın bu topraklara ayak basmasıyla bozuldu. General Allenby’nin Kudüs’ün kapısından içeri girmesiyle, kan ve gözyaşı tekrar bu topraklara avdet etti! 

İngiltere’nin öncülüğünde Filistin’de kurulan Siyonist terör örgütleri, masum Filistinli halkın kanını döke döke bölgeye yerleşmeyi başardılar ve yine Batı’nın desteğiyle 1948’de burada bir devlet kurmaya muvaffak oldular. 

1947’de Filistin topraklarının ancak yüzde beşine sahipken, 1948’de Batı emperyalizminin siyasal meşruiyet çarkı olarak kurulan Birleşmiş Milletler'in lütuf ve ihsanıyla bu toprakların yaklaşık yüzde ellisine sahip oldular! 

Bu da onları kesmedi… Devlet terörünü acımasız bir şekilde kullanarak, masum Filistin halkını katlederek, sürgüne ve göçe zorlayarak, bugün Filistin topraklarının yüzde seksen beşini gasp etmiş bulunmaktadırlar. 

1967 Arap-İsrail savaşında 13 yaşında idim. İsrail o günden bugüne irili-ufaklı 114 katliam gerçekleştirdi. Bu 114 katliamın bir tanesi için bile olsa, Birleşmiş Milletler bir kınama kararı çıkarmadı. 

Batı dünyası sessizliğe bürünüp, bu olup bitenlere örtülü destek verirken, İslam dünyası sadece mitinglerle, yürüyüşlerle, sloganlar atarak tepkilerini dile getirdi!.. 

Dün 13 yaşında, Cuma namazı çıkışında “kahrolsun İsrail” diye slogan atmaya başladım. Bugün 64 yaşındayım, hâlâ aynı şeyi yapıyorum. 

Hepimizin, tüm İslam ümmetinin yaptığı şey bu ve bunun neticesi ortada: İsrail, Filistin topraklarının yüzde seksen beşine sahip oldu!.. 

Kuru sloganlar ve bağırıp çağırmalardan başka hiçbir şey yapmadık!.. 

Daha net ifade edecek olursam, İslam dünyasının Filistin meselesinin çözümüne dair bir projesi, bir dosyası yoktu ve bugüne kadar da olmadı!.. 

Çık, slogan at, rahatla ve git evine istirahat et!.. 

Evet, İslam coğrafyasının tavrı ve duruşu hep bu oldu! 

Çözüme yönelik tek bir planı, projesi olmadı!.. 

Yöneticilerin, kendi sokaklarının ruh dünyasını okşayacak, “Kudüs, Müslümanlarındır!” sloganı adeta rahatlatıcı bir iksir gibi narkoz görevi gördü 70 yıldan bu yana… 

Filistinli canını verdi, İslam dünyası slogan üretti!.. 

Sonuç, yüzde seksen beş topraktan sonra, Kudüs de elden gitti gidiyor!.. 

Bize de gözyaşı silmek düşüyor!