yazarresmi
Prof. Dr. Mehmet Çelik

mehmetcelik@gunes.com

17 Şubat 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Nijeryalı Hope  üzerinden yaratılan algı

Batılılar, sömürmek için gözlerine kestirdikleri ülkeleri eskiden askerleriyle işgal ederek bunu yaparlardı. 1900’lerden sonra bu yöntemi bıraktılar. O ülkenin halklarını dini, mezhebi veya etnik damarlarıyla böler, sonra çatıştırır, en sonunda birisini iktidara taşır, kendisi de iktidara dost ve yardımcı olarak oraya yerleşir. 

Bu kargaşa, savaş ve katliamlardan sonra, oraya başta Kilise olmak üzere, çeşitli sivil yardım ekipleri gönderir. Bunların içinde en etkin ekip, şüphesiz sağlık ekipleridir. Bu ekipler sayesinde, o eski günlerin acılarını topluma unutturur, hatta hepsinin gözbebeklerinde minnet ışıltılarının oluşmasını sağlar. 

Bu algı projelerinin enteresan bir örneği geçenlerde ( 4 Şubat 2017) medyaya düştü. Bu Nijeryalı Hope’nin hikayesiydi.  Maşallah Türk Medyası (milli medya dahil) bu zokayı öylesine yuttular ki, öylesine allayıp pulladılar ki, insanın bu hikayenin kahramanı (istihbarat aktörü) Anja Ringgren Loven’i bağrına basıp, yemesi geliyor. 

Müthiş kurgulanmış, bol fotoğraflarla süslenmiş, insanın merhamet, şefkat damarlarını titreten bir hikaye… 

Hikaye şöyle: 

Nijeryalı bir aile henüz yeni yürümeye başlayan çocuklarını “cadı” diye sokağa atıyorlar. Çocuk tam ölmek üzereyken, Nijerya’da bir yardım ekibinin elemanı olarak yaşayan Anja’nın şefkatli bakışlarıyla yeniden hayata tutunmaya çalışır. Bir deri-bir kemik olan çocuğu önce meydanda kendi elleriyle yıkar, tabi bol bol da fotoğraflarını çektirir… Adını da Hope (Umut) kor. Bir deri-bir kemikten ibaret olan Hope’yi iki yaşına kadar besler, gürbüz bir çocuk haline getirir. 

Hope iki yaşına gelince, Onu bir anaokuluna kaydetmeye karar verir. Bir deri-bir kemik olduğu günden itibaren, ona bir pet şişeyle, kendi eliyle su içirirken çekilen fotoğrafından başlayarak, iki yaşına kadar geçirdiği safhalarının güzel görüntülerini medyaya servis eder. Fotoğraflarından bazıları: Battaniye sarılmış vaziyetteki açlıktan ölme hali, bir ambulansla hastaneye götürülme, iyileştikten sonra berberde traş ettirilme, gülücükler eşliğinde topla oynarken mutlu hali, Anja’nın kucağında onu bir anne şefkat ve sevgisiyle öpme resimleri, okul çantasıyla okula başlama gününün mutluluğu… Tabi, süreçteki bütün masraflar cömertlik ve şefkat meleği Anja’dan!.. 

Anja’nın mensup olduğu Batı’nın ve tabi ülkesinin marifetiyle ölen binlerce çocuğu kimse hatırlamıyor bu saatten sonra!. Varsa yoksa Hope, ve Batılı meleğin fazileti pozları ile şefkatli ve mutlu bakışları!.. 

Nijeryalılar'ın geçmiş zihin ve şuur altlarının disketi Hope tuşuyla Anja tarafından silindi!.. 

Batılıların sebep olduğu katliam ve acılardan sonra, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komisyonu İyi Niyet Elçisi Angelina Jolie’yi hatırlayın… Ne güzel laflar etmişti, nasıl da hayran hayran bakmıştık, nasıl da ruhumuzun derinliklerinde ona yer ayırmıştık!.. 

Ama on üç yaşındaki Suriyeli Kasım’ın Batıya seslenirken sarf ettiği “Sizden bizi ülkelerinize kabul etmenizi istemiyoruz. Sizden ekmek de istemiyoruz. Topraklarımızdan çekilin, evlerimize dönelim, tek istediğimiz budur!” sözlerini de bir anda unuttuk, Aylan bebeklerin sahile vuran cansız bedenlerini de unuttuk, 600 bin masum insanın katlini de, milyonlarca mültecinin dramını da!.. 

Bütün suçu Esed ile DEAŞ denen örgüte yükledik!.. 

ABD’nin, İngiltere’nin, Almanya’nın, Rusya’nın, İran’ın ve koalisyondaki tüm yandaşların hiç suçları yok!.. 

Esed de, Deaş da, el-Kaide de… hepsi, alayı, topu Batı’nın aparatları!.. 

Tek aklımızda kalan Angelina Jolie’nin bakışları ve tebessümü!.. 

Nijeryalılar için de Anja… Yakında bu istihbarat elemanını Kilise azize ilan edip, bir Kiliseye de adını verirlerse, şaşırmayın!.. 

Yeni yetişen Afrika gençliği Batı’nın alçak katliamlarını, sömürüsünü unutur, Azize Anja ise Batı’nın şefkatli ve insani yüzü olarak şuur altlarında yerini alır!