YAZARLAR

Her ağrı fıtık değildir

Gerek medyaya yansıyan haberler, gerekse halk arasında en çok konuşulan konulardan birisi de bel fıtığıdır. Beli ağrıyan herkes, kendisinin bel fıtığı olduğunu sanarak çareler aramaktadır. En yakın arkadaşından başlayarak tavsiyeler alma, etrafında daha önce bel fıtığı ameliyatı olmuş olanlara sorma gibi alışkanlıklarımız bizim toplumumuzda oldukça yaygındır. Kendisine önerilen çarelere yönelmek, internette okuduğu hikayeler veya orantısız reklam tuzağına düşmek her zaman olasıdır. Sağlıklı bir yol haritası izlemek, maalesef her zaman mümkün olmamakta, hastalar hem parasını hem de vakitlerini harcamaktadır.

HERKESİN BAŞINA MUTLAKA GELİR
Bu noktada deneyimli hekimlerin yapacağı sağlıklı öneriler büyük önem arz etmektedir. Her insan yaşamının bir döneminde mutlaka bel ağrısıyla karşılaşmıştır. Bazı bel ağrıları doktora bile gitmeden kendiliğinden iyileşebilmektedir. Ancak bel ağrısı sürekli olduğunda, bacaklara yayılan ağrı ve hareket kısıtlılığına neden olduğunda ise artık bir şeylerin yolunda gitmediğinin sinyalleri başlamıştır. Bizim toplumumuzda doktora gitmektense tıp dışı uygulamalara yönelme hevesi oldukça fazladır. Ancak istemeden, sağlıksız da olsa kulaktan dolma, komşu tavsiyesi gibi önerilerle vakit kaybedilmesinin bedelini hastalar sakat kalarak ödemektedir. İnternet ortamında konuya ilişkin bilgi kirliliği oldukça dikkat çekicidir.

ŞEHİR EFSANELERİ
Sülükle bel fıtığı tedavisi yapabileceğini iddia edeni mi, çekiçle bele vurarak bel fıtığı tedavi edeni mi, bel çekerek fıtığı tedavi ettiğini iddia edenleri mi, eliyle fıtığı yerine yerleştirenler ya da darağacı gibi sistem kurup hastayı ayaklarından asarak sallayanlar, beline sıcak asfalt bağlayanlar gibi gibi ne kadar saçma sapan uygulama varsa rağbet görmektedir. Halkımız bu tür uygulamalara rağbet etmekten ve eğer böyle bir uygulamayı yaptırdıysa bunları ballandıra ballandıra anlatmaktan büyük zevk almaktadır. Acı olan bu hikayeler şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılarak alıcı bulmaktadır.

TANI NASIL KONULUR?

Muayene ve hasta hikayesinin büyük önemi vardır. Deneyimli bir doktor bel fıtığını kolayca tespit edebilir. Tanıyı netleştirmek ve tedavide yol gösterici olması bakımından MR (Manyetik Rezonans Görüntüleme) çekilmesi önerilir. Bel fıtığının en önemli tanı aracı MR’dır. Burada şuna dikkat etmeliyiz; MR'da gördüğümüz her fıtık müdahale gerektirmez, diğer bir deyişle MR filminde fıtık çıktı diye filme bakılarak tedavi planlaması yapmak son derece yanlıştır. Hastanın şikayetleri ve muayenesi önem taşır. 

Sinir testi yapılmalı 

Yoksa siz filmleri ameliyat etmiş olursunuz ama hastalar ağrı ve şikayetlerinden kurtulamaz. Tedaviye karşı güven sorunu oluşur. Hasta da diyabet gibi bir hastalık varsa ve hekim uygun görüyorsa, EMG dediğimiz sinir testi isteyebilir. EMG bize hangi sinirin, hangi düzeyden baskı altında olduğunu, sinir baskısının fıtıktan mı yoksa başka bir nedenden mi olduğunu ayırt etmemize yardımcı olur. Nöropatik ağrı ya da başka bir bölgede sinir sıkışması ,fıtık kaynaklı sinir basısından daha farklı belirtiler oluşturmaktadır. Bu tetkikler tedavide yol göstericidir. Bel fıtıklarının yüzde 95’inin ameliyatsız olarak tedavi edilebileceği bilinmelidir. 

Ne zaman ameliyat olmalı?

İlerleyici kuvvet kaybı olanlar, idrar ve tuvaletini tutmakta zorlanma, yürüme güçlüğünün başlaması ve tüm tedavilere rağmen dinmeyen ağrılar söz konusu ise ameliyat önerilir. Prensip olarak bel ağrısı ameliyatla tedavi edilmez. 

Ameliyat korkusu

Günümüzde eğitim seviyesinin artması, çok fazla gereksiz ameliyat yapılmış olması, ameliyat olanların bir kısmında ağrıların geçmemesi, hatta daha kötü durumlara düşmeleri, ameliyat olunsa bile bir süre sonra aynı şikayetlerin devam etmesi, hatta sakat kalırım korkusu bile hastaları ameliyat olma kararlarından uzaklaştırmaktadır. Bizim de önerimiz; MR’larınıza bakan ilk hekimin ‘sen ameliyatlıksın, hemen ameliyat olmalısın, hatta felç olabilirsin’ gibi önerilerine balıklama atlamamaları yönündedir. Tıp teknolojileri ve tıbbi bilgilerin gelişmesi, hastaların beklentilerini karşılayacak durumda olup ameliyatsız birçok çözüm geliştirilmiştir. 

Tedavi alternatifi çok fazla

Bel fıtığının başlangıcından itibaren tedavi basamakları da fıtığın yeri, büyüklüğü, sinire uyguladığı baskıya göre değişir. Genel bir yaklaşımdan bahsedecek olursak öncelikle ağrı kesici, kas gevşetici ilaçların kullanılması, fizik tedavi yöntemlerinin uygulanması, kayropraktik tedaviler, bel adalelerini güçlendirici egzersizlere devam edilmesi, tetik nokta enjeksiyonları gibi yöntemlerle problemin üstesinden gelmeye çalışmak doğru bir yöntemdir. Yaygın bir kanı olarak beli ağrıyan herkes bel fıtığı olduğunu sanmaktadır. Oysa büyük oranda vücudumuzun yükünü çeken belimizdir. Belimizde kemikler (omurgalar), omurlar arasında diskler, kaslar, sinirler, bağlar ve kan damarları gibi birçok anatomik oluşum bulunmakta olup bunların her birinde oluşan problemler bel ağrısı olarak karşımıza çıkabilmektedir. 

En iyisini araştırın

Baştan söylemeliyim “bel fıtığının nüksedebilen bir hastalık” olduğunu kimse aklından çıkarmamalıdır. Birçok hastalıkta olduğu gibi bel fıtığı tedavisinde de yüzde 100 kesin bir garanti söz konusu değildir. Elbetteki hastaların tedavi sonuçlarının ne olacağı hakkında bilgilendirilmeleri zorunludur. Ama sonucu garanti edecek sihirli bir uygulama halihazırda mevcut değildir. İletişim olanaklarının gelişmesine paralel olarak hastalar kendileri için çözüm olacak en güvenli metotları ve uygulayıcıları araştırmaktadır. Kesme biçme olmadan, narkoz korkusu yaşamadan kısa sürede etkin ve güvenli yöntemlere daha çok rağbet etmektedirler. 

Bu hastalık nükseder

Bu şarlatanların sakatladığı insanlar da doktor doktor gezip çare aramaktadır. Bel fıtığı olan birçok insan neden doktora gitmekten kaçınmaktadır? Bu sorunun cevabını masaya yatırmak gerekir. Ameliyat olmuş, ağrıları geçmemiş bu yüzden yeniden ameliyat olmak zorunda kalanlar, kesin çözüm diye beline vida takılan hastalar ya da nükseden, yeniden oluşan fıtıklar nedeniyle bir türlü şikayetleri geçmeyen hastaların anlattıkları, toplumda bel fıtığı ameliyatlarına karşı bir direnç oluşturmuş ve insanımızı alternatif uygulamalara yöneltmiştir. Bu bakımdan insanları yadırgamamamız gerekmekte onlara doğruları anlatmak zorunda olduğumuzun bilinciyle hareket etmek zorundayız. 

Prof. Dr. Nurettin Lüleci Diğer Yazıları