• Bist 100
    98.454
  • Dolar
    5,3234
  • Euro
    6,0499
  • Altın
    219,2755
İstanbul
9 / 14
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Zenginler Kulübü

Nick Jones, bir İstanbul tutkunu. Bu tutkusu nedeniyle, dünyanın çok yakından tanıdığı ve “Zenginler Kulübü” olarak bilinen  Soho House’un sınırlı sayıdaki şubelerinden birini de kentimizde açacak.
Yeri belli... Tepebaşı’ndaki meşhur Amerikan Konsolosluğu... Sistemleri üyelik üzerine kurulu...
6 kulüp İngiltere’de, diğer 5’i ise Amerika ve Berlin’de.
Şimdi “Zenginlik” deyince, sadece paranın geçerli olduğu kulüpler gelmesin aklınıza.
Para ile gösteriş yapmaya kalkan üyeleri, kulüpten çıkardıkları rivayet ediliyor.
Daha çok gerçek entellektüel kimlikleri tercih ediyorlar zaten.
Öyle “Dur şu yemeğin resmini çekip instegramda paylaşayım” deseniz, dünyaca ünlü bir sanatçıya yapışıp ille de “Resim çekinebilir miyiz!” tacizi sergilerseniz de kulüp üyeliğiniz sonlanıyor...
Üyelik şartının ilk maddelerinde hava atmanın “Yasak” olduğunu zaten ihsas ettiriyorlar... Eh, şimdi merak etmiyor değiliz elbette; bakalım bizden kimler üye olabilecek “Zenginler Kulubüne”?

BİR NESİL HEBA OLDU

Son bir, iki senedir sağlıklı yaşama, doğal gıdaya doğru, hızlı bir geçişe tanıklık ediyoruz.
“Tarladan sofraya” bir tür moda akımı gibi.
Belli semtlerde kurulan organik pazarlar bile yetmiyor, bu tüketici grubuna.
Şehir dışında arazi kiralayıp, haftasonları ekip, biçen de var, yerel üreticiyle direkt anlaşma yapan da.
Ak Parti Hükümeti’nin, “Açılım” başlığı altında, ülkenin her köşesini yaşanır hale getirmesi, kırsalın da cazibesini arttırdı.
Yıllarca köylerden kente göçenlerin, yeni jenerasyon üyeleri ise, topraklarına geri dönerek, üretimlerini pazarlama yolunu seçiyor.
Örneği çok.
Mesela, Finikeli bir ailenin son nesil evlatları, kurduğu internet sitesi üzerinden sadece dalından kopmuş narenciye değil, ev usulü kurabiyeden, reçele uzanan kartelada satış yapıyor.
Son günlerde kime gitsem benzer bir fotoğrafla karşılaşıyorum.
Domates, biber, kuzu ıspanak, taze fasulye hatta yeşil salata bile alınıyor bu yolla.
Ne kadar yamuk o kadar gerçek. Bir süre bekleyip, bazılarının bozulma, çürüme sürecine de tanıklık edenler var.
Küçükken, “Kıymalı” diye yutturdukları kurtlu meyveler, ancak yerel üreticilerden çıkıyor artık. Manavlarda, market reyonlarında göz okşayanlar daha çok mumlanmış süs eşyası niyetine.
“Ayran çorbası ekşi değil” diye sızlanan kızıma, bunun ancak doğal sütten evde mayalanmış yoğurtla mümkün olacağını anlatmak zorunda kalmaktan yoruldum.
Kutu sütle evde ürettiklerimiz, orijinine ulaşabilmesi için bile aylar lazım...
Artık çoğumuz öğrendik, güneşte kurutulmuş domatesin, meyvenin, evde mayalanmış yoğurdun değerini. Bir nesil heba oldu ama hiç değilse, diğerleri kurtulacak diye seviniyoruz.
El örgüsü kazaklara sinir olan bir neslin üyeleriyiz biz. Angoraların, daha batılı görünüyor diye “Yünsüz” şıklıkların peşinde koşan.
Ama bu yeni nesil var ya, işi biliyor; kendi giymese yurtdışına pazarlayın, elleri dert görmeyesice anacıklarını da zengin ediyor.
Yıllarca batıya özendik marifetmiş gibi. Kalıplara sokulduk, prototipleştik. Özümüzden koptuk. Gençler, bize o kayıp yıllarımızı iade etmeye çalışıyor şimdi. Çok da iyi ediyorlar yüreklerine sağlık her birinin...
Yerel seçimler sonrası, ülkenin neredeyse tamamı “Sarı” ile belirlenmiş Ak Pati’ye oy verdiyse, bu düzenlerin de bozulmaması için...

İdil Çeliker Diğer Yazıları